16 Kasım 2018
  • Bolu4°C
  • İstanbul9°C
  • Ankara3°C

VARGİTAS VE NOBEL

VARGİTAS VE NOBEL

16 Ekim 2010 Cumartesi 00:00

Octavio Paz'dan yirmi yıl sonra; bir tiyatro gösterisi sırasında nedeni tam bilinmeyen bir sebepten dolayı yumrukladığı arkadaşı Gabriel Garcia Marquez'den 28 yıl sonra Perulu yazar Mario Vargas Llosa (yosa) Nobel edebiyat ödülünü aldı. Dedesinin konsolos olarak görev yaptığı Cochobamba'da yetişti. Lima'daki bir askeri okuldan mezun oldu. San Marcos Üniversitesi'nde edebiyet eğitimi gördü.İspanya'da ise doktorasını tamamladı.

1970'lerde dünya edebiyatında esen Latin Amerika fırtınasının diğer yazarları gibi Komünist parti üyesi oldu. Ancak giderek bireysel mücadelenin önemi, var olan tüm kapsayıcı düşüncelerin, sistemlerin sorgulanması dürtüsü düşüncesine hakim oldu.

Yayınlanan ilk eseri 1952 yılında basılan ' İnkanın kaçışı' adlı oyundu. Ardından çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. 1959-1966 yılları arasında Paris'te yaşadı.İlk romanı Kent ve Köpekler' 1963'te çıktığında büyük ilgi gördü.1995 yılında İspanyolca konuşan dünyanın en seçkin edebiyat nişanı olan Cervantes ile ödüllendirilen LLosa,uluslar arası alanda ise The time of the hero (Zamanın Kahramanı) adlı eserle tanındı.

LLosa ve Edebiyat

Bir söyleşisinde anlattığı gibi “Şiir yazma da babama karşı direnişin gizli yollarından biriydi. Onu marjinallikle, bohemlikle ve onu en fazla dehşete düşüren şey yani eşcinsellikle özdeşleştirdiği işi yapmamın kendisini ne kadar deliye dönüştürdüğünü biliyorum.“ diye belirmişti. Ruhundaki direniş ve başkaldırı ateşi öncelikle babasına yönelikti. Zaten İsveç Akademisi de ödülü eserin bütünündeki “iktidar yapılarının haritası ve bireyin direniş, başkaldırma ve yenilginin çarpıcı imgeleri“ nedeniyle verdi.

Şakacı bir tarafı da vardır LLosa'nın ve edebiyatı dünyanın dört bir köşesinde sayısız insanı güldürmesi gerçekten etkileyicidir. Vargas için bu, liberter romanların gerektirdiği muzzam çabanın ardından ruhunu tatmin etmek için kullandığı bir özgürlük vahası veya bir oyun gibidir.

LLosa kendisini her zaman “Neden yalan söylediğimi bilerek yazmaya çalışırım diyordu. Sanal olanla gerçek arasındaki simetriyi romanlarında böyle kurabileceğini düşünüyordu. Romanlarındaki amacı sanal olanın kişisel, sosyal, tarihsel hayattaki rolünü anlatmaktı. Edebiyattaki sanallıkla siyasetteki sanallık arasındaki simetriyi sergilemekti gayesi.

Siyasi Mücadele İmgesellik ve Halkçılık

Sonradan öz yaşam öyküsünde (Sudaki balık) hikayesinde yazdığı gibi Peru'yu enflasyon, çürüme Maocu Sendoro Luminoso (ışıklı yol) adlı nihilist şiddetten kurtarmak amacıyla ülkesine başkan olmaya soyundu.1990'da Demokratik Cephe'nin adayı olarak başkanlık seçimlerinde başarılı olamadı. Yurt dışında fazla vakit geçirmiş, küçük yerli çocukları kucaklayıp öpemeyecek, pazardaki kadınlarla dans edemeyecek kadar halkçı duruştan uzak bir siyasetin seçimi kazanması mümkün değildi.

Komünist Kapitalist Aday

LLosa'nın o dönemdeki yaklaşımı Peru'lu Hernado Soto'nun analizlerinden esinlenerek oluşturulmuştu. De Soto az gelişmiş ülkelerde mülkiyet sorunu halledilmedikçe ve şehrin çeperlerinde yaşayanlara en azından oturdukları evin mülkiyeti tanınmadıkça toplumsal dengelerin kurulamayacağı savunmuştu. Aslında bu şekilde Peru'daki oligarşik yapının beli de kırılmış olacak, daha geniş bir tabana yayılmış kapitalizm yerleşmiş olacaktı. Vargas'ın tercihi bu yöndeydi ve adı muhafazakara çıkmıştı. LLosa ise “Muhafazakar yazar mefhumun tam zıddıdır. LLosa ise liberal bir entelektüeldir. Liberal ruh,otoriter iktidarla karşılaştığında ayrım yapmaz.“ demişti.

Özgürlük ve LLosa

Sadece romanlarına sığan yapay bir ruh değildi elbette özgürlük. Fil dişi kulesine hapsedilmiş teoremlerin adamı değildi. Eski bir devrimci ateş yanıyordu ciğerlerinde. El Paris ve Reforma'daki köşe yazılarında da bunu yaptı. Denemeci ve muhabir olarak, özgürlük için savaşan genç bir asker gibiydi. Bağdat, Darfur, Haiti, Gazze, Kongo gibi dünyanın kendi cehennemlerine gözünü kırpmadan gitti.

Latin Amerika ve Nobel

Vargas'a verilen bu ödül, edebiyat ve özgürlüğe dair bir adalet adımıdır. Latin Amerika için gelebilecek en iyi zamanda geldi bu armağan, zira baskı ve militarizm kıtadaki varlığını sürdürüyor. Nobel'i aldıktan sonraki ilk basın toplantısında söylediği gibi “Biz Latin Amerikalılar özgürlük, istikrarlı kurumlar, hoşgörü, birlikte yaşama gibi temel sorunlarımızı halledemedik. Hala korkunç bir otorite ve şiddet geleneğimiz var. Bu nedenle Latin Amerikalı bir yazar için siyasete boş vermek ve bu hayattaki daha büyük sorunları görmemek mümkün değildir.“



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.