19 Eylül 2018
  • Bolu20°C
  • İstanbul25°C
  • Ankara21°C

TAVUKÇULUK SEKTÖRÜNDE İLKLERİ HEP BİZ YAPTIK

TAVUKÇULUK SEKTÖRÜNDE İLKLERİ HEP BİZ YAPTIK

21 Ekim 2010 Perşembe 00:00

RÖPORTAJ:ZEKİ ERCİVAN

Tavukçulukta yatırımları durdurmak, üretimi ve pazarı stabil tutmak beraberinde iflası getirir.Hani bisiklete binen birinin sürekli tempoyu arttırarak pedal çevirmesi gibi dolayısı ile tavukçuluk sektörünün ne yatırımı biter ne üretim planlamaları kesimhane yem fabrikasını, yem fabrikası kuluçkahaneyi, kuluçkahane üretimi doğurarak gider.Firma, ama öz kaynakla ama değişik finansman şekilleri ile yürür. Devlet yasal düzenlemeleri yapar .Tavukçuluk fuarlarında kurdele keser yani dışardan gazel atar bütün yük organizasyonu yürüten kişilerin üreticilerin ve emekçilerin sırtında dır.işte bu bağlamda Tevfik Bey kendisi farkında olsada olmasada gelecekte firmasını bekleyen büyük yatırımlar vardır.Ya büyüyeceksiniz ya da bu kadarı bana yeter deyip olduğunuz yerde kalıp bir müddet sonra batacak-sınız.Oyunun kuralı budur.İşte Tevfik Bey'i bekleyende kesimhaneden sonra yem fabrikasıdır. Yem fabrikasının yapılış hikâyesini Tevfik Bey'den dinleyelim.

Yem fabrikası diyince Tevfik Bey söze Hacı Yusuf ile başlıyor.

Hacı Yusuf'a gelelim. (Hacı Yusuf Yar bir süre önce hayat hikâyesini anlattığımız Bolvit yem fabrikasının sahibi) Hacı Yusuf'tan yemi alıyoruz. Ankara'da Et Balık'a giden kasaplar dönüşte bizim dükkâna kuyruğa girerlerdi. İyi mal satıyoruz. Daha sonra Hacı Yusuf demez mi, “Ürettiğiniz tavukları bana vereceksiniz. Yoksa size yem vermeyeceğim.” Tavukları istiyor. Eee, yem fabrikası yapmamız farz oldu. Ama para yok. Sene 1978, hemen Ziraat Bankası'na gittim. Hayatım oradan al, buraya ver, şeklinde para toplamakla geçti. Ziraat Bankası'na projemi anlattım. Bankadan onay aldım. “Başlayın, biz gelip bakacağız” dediler. Fabrikanın yapıldığını bu arada Hacı Yusuf duymadı. Duysa zaten yemi keser. Bir gün Göynük'e gitmiş, dönüştü uğradı. Geldi her zamanki gibi, şu inşaat ne diye sordu. Ben yem fabrikası deyince, “Nasıl yaparsın?” dedi. Bende “Sen tavukları ben alacağım diyorsun. Oysa bizim Ankara'da pazarımız var” dedim. O da “Artık size yem yok” dedi. Hemen Hangry Benazus'u aradım. Bize haftada 60 ton yem. Yem işini böyle ayarladık. İzmir'den yem geliyor. Bankadan heyet geldi baktı, fabrika bitmiş.

Krediyi alamadınız mı?

Yok alamadık. Sordum, ne oldu bizim kredi? “Siz fabrikayı bitirmişsiniz, sizin krediye ihtiyacınız yok” dediler. Nasıl olur, işe başladıktan sonra harcamaları faturalandırdık. Verin kredi dedik. Yok, hayır vermem dediler. Burada komünist bir adam vardı. Kooperatif olsaydınız belki verirdim, dedi.

Daha sonra ne oldu…

Fabrika 7 milyona çıktı. İflas ediyoruz. Çark dönmüyor. O sıra rahmetli Rahmi Arıkan var. O Halk Bankası'nda yönetimdeydi. İsmet Alver'de Ziraat Bankası genel müdür muaviniydi. Zirai kredilere bakıyordu. Ziraat Bankası'ndan aldılar, sonradan Halk Bankası'na genel müdür oldu. Hemen Rahmi Abi'ye gittim durumu anlattım, yanımıza hatta Selahattin Baysal'ı da aldık. Mudurnu Tavukçuluk'un kuruluşunda bütün Mudurnu Halkı, bütün çalışanları, Tankut Bey, memurlar, halk bütünleşti. Sadece benim emeğimle bu iş olmazdı. Dedim bir hafta içinde bunun çıkması lazım. Yoksa bu kadar emek boşa gidecek. Peki, dedi. İsmet Beyle görüştü beni de çağırdı. Mudurnu'da da Halk Bankası var o zaman. Yeni kuruldu. Ondan bir hafta sonra 5 milyon kredi çıktı. Kurtulduk.

Daha sonra fabrikayı kurdunuz mu?

Fabrikayı kurduk ama neyle kurduk. Tevfik Türesin uğraşmasa fabrika mı kurulurdu? Ortalık toz duman olurdu. Yem fabrikası yapıldıktan sonra işin çehresi iyice değişti. 1981'de Et Balık'la da çalışıyoruz. Oradan avans alıyoruz. Aldığım avans paralarla tırları aldık. 1981'de Humeyni iktidar oldu, İslami kesim diye heveslendim ve İran'a gittim. İran'a giderken Özal, Başbakanlık müsteşarı ve Başbakan yardımcısı. Ona gittim anlattım, iyi görüşüyordum o zaman. Oranın büyükelçisine gereken kolaylığın yapılmasını rica ederim şeklinde bir mektup yazdı. Altını da imzaladı. Aldım cebime koydum gittim İran'a. Çok iyi karşılandım. İran Ticaret Bakanlığı'ndan randevu aldı bana. Gittik, bir tane de tercüman bulduk. Daha Tankut Bey yok o zaman. Orada edindiğimiz bilgilere göre, bize tragomofik araba lazım. Araba bozulursa yolda tavuklar bozulur. Birde firogorofik araba lazım. İran'dan Ankara'ya geldik, oradan doğru Stockholm'a gittim. Vabislerle görüştüm anlaşmaları yaptım. Siparişleri verdim. Geldim Fransa'ya karton kutu örnekleri aldım. Tırları aldık ama dorseleri yok. En iyisi nerde var Amerika'da Dorsey'de. Oradan onları aldık. Onu da yine Yapı Kredi'den teminat mektubu aldık. Onu da öyle hallettim. Ve 83 yılında 3 bin ton İran'a bağlantı yaptım. Bin 500 tonu ben, bin tonu et balık, 500 tonu da Yupi. Henry Bey daha sonra vazgeçti.

Daha sonra…
“Ben veremeyeceğim” dedi. Henry Bey'inkini de ben üstlendim. Kaldı şimdi bin ton Et Balık'a. Diyorlar ki, Et Balık'a ortak ol Tevfik Türesin. Ben zaten kendimle uğraşıyorum, bir de Et Balık çıkıyor. 3 bin ton o dönem için çok büyük bir rakam. Böyle bir imkan yok o zaman. Tam Et Balık'ı yoluna koyduk, hayvanları da bağladık, Et Balık'ın şok tüneli göçmez mi… O zaman Et Balık müdürlüğe Rafet Yavuz vekaleten bakıyor. “Yapacak bir şey yok Tevfik. Şimdi ben bunu 15 gün ihaleye çıkaracağım.” dedi. 2 ay süre verdi. Dedik biz yandık. “Sen bana izin veriyor musun? Ben bunu 3 günde yapacağım. Yeter ki bana izin ver.” dedim. “Cuma başlayıp pazartesi sana teslim edeceğim” dedim. Mudurnu'dan getirdim ustaları. Bir buçuk günde işler bitti, bir buçuk günde de kurudu. Pazartesi gittim genel müdüre, “Gel gidelim seninle Sincan'a. Buzhane işi bitti.” dedim. Görünce şaşırdılar. Beni Et Balık'ta tanırlardı ve beni oranın adamı sanırlardı.

O zamanda birçok yerde sözünüz geçiyormuş…

Tabii, o zaman Et Balık Kurumu ortağı diye laf çıkaranlarda oldu. 3 bin tonun 2 binini biz, bin tonunu da Et Balık yaptı. İlk ihracat, kendi tırlarımızla gitti. Havalı Kadir gidiş geliş 2 günde döndü. Şoförlerde de heyecan var o zaman.
Yine Özal'la Irak'a gittik. Yine Özal'la Kuveyt'e gittik. İlk gidişimde Irak'ı bağlayamadım ama Kuvet'i bin 500 ton bağladım. Ardından Bahreyn'i 2 bin ton bağladım. Daha sonra bin 500 ton Irak'ı bağladım. Suudi Arabistan'ı 700 ton bağladım. Derken organizasyon patladı.
Peki, bu ihracat neden daha sonra devam etmedi?
Yüzde 10-20 ihracat olması lazım. Tavukçulukta bu sigortadır. Hep ben gönderiyorum, hep ben zarar ediyorum. Destek yok. Avrupa'yla rekabet etmek kolay mı? Teşvik primi yok.

Yükseliş başladı ve siz A.Ş oldunuz?

İş geliştikten sonra adı şirketten anonim şirketi olalım diye karar aldık. Yüzde 50-50 ortağız ama birde 3'üncü bir kişi lazım. Muzaffer'de bizim kayınbirader de o zaman Mudurnu'da çalışıyor. Süreyya'nın sağ kolu benim değil. Muzaffer olur mu dedim, olur dedi. Yarım hisse ona verdik böylece. 49,75 benim, 49,75 hissede Süreyya'nın. 15 gün sonra şirket kuruldu. Senai Bey'de (yem fabrikası müdürü) bunu duymuş “Ben çalışmayacağım” dedi. Daha evvel de kendi kayınbiraderi “Hulusi Patoğlu olsun” dedi. “Olmaz” dedim. Senai Bey bak darılıyor, diye ona olur dedim. Yarım da ona verdik. O yarımın yüzde 0,25'ini ben, diğer 0,25'ini de Süreyya Bey verdi. 1987'de Vehbi Koç Abant'a gelmiş. Cuma namazı içinde Mudurnu'ya geldi. Bize de geleceğini bildirdi. Saatte 4 binlik kesimhaneyi de yeni kurduk. Koç'a gezdirdik. Hayran kaldı. “Bu kırsal bölgede böyle bir tesis kurmuşsunuz. Ben Maret'e bir dünya para verdim. Burası Maret kadar var. Sizi tebrik ederim. Ama bu eserin çevreye faydalı olması için ne karılarınızın ne de çocuklarınızın sözüne bakmayın.” dedi. O sırada da Mustafa Astarcı üniversiteyi bitirdi. Onların üniversite masraflarını da biz ödedik. Şirket ödedi. Bitirdikten sonra işleri karıştırmaya başladı.

Süreyya Bey bu lafa bozulmadı mı?

Bozulmaz mı Süreyya çok alındı. Kıpkırmızı oldu. O sandı ki beni şikayet ettiler. Fabrikaya geldi orada gördüm ben Koç'u. Daha sonra hep ağabey diyen Süreyya Bey, yan çizmeye başladı. 88'in Mayıs'ında genel kurul var. O arada yine sıkıntı var. Bize para lazım. Bankacı tanıdıklarım var. Aradım yardımcı olalım dediler ama ekspertiss yapılması lazım dediler. Ekspertizi yolladık. Ekspertiz bankadan Nuri Bey gitti. Ertesi gün geldi. “Tespitleri yaptınız mı?” dedim. O da, “Ağabey yok ama size kötü bir haberim var. Süreyya Bey Senai Bey'in hisselerini almış” dedi. Bedava verdiğimiz hisselere Süreyya Bey yüksek miktarda para vermiş. Hisseleri Şubat ayında satmışlar haberimiz yok. Hemen Senai'yi aradım, “Böyle bir şey var mı?” diye sordum. “Evet, ağabey, sizi arayacaktım ama korktum.” dedi. “Yahu sen bu hisseleri sattın da bana niye haber vermiyorsun. Sana o hisseleri ben vermedim mi?” dedim. “Kaça sattın?” diye sordum. O da söyledi. “Ya ne yaptın? Ben sana Süreyya'nın verdiğinin 10 misli misini verdim. Sen neden aldandın? Neyse seni bak Oktay, Uğur bir ağabey gibi sever, sen bu akşam bir daha düşün. Bana yarın haber ver.” dedim. Senai Bey'i Dedeman'a hapsetmişler, kapıya da iki kişi dikmişler. Ertesi gün geldim yazıhaneye.

Daha sonra ne oldu? Film gibi…

Ticaret kanunlarını karıştırıyorum, bir açık bulabilir miyim, diye. Orada, “Hisse satışları yönetim kurulundan geçmedikçe kabul edilmez.” diye bir madde buldum, rahatladım. Ama adam hisselerini temsil etmeye diye vekalet vermiş. O zaman ne olacak? Şirketi yüzde 50-50'ye kilitleyecek. Şirketi kayyuma teslim edecek. Feleğim şaşırdı şimdi. Sonradan düzeltiriz ama genel kurul benim için önemli. Hiç uyumadım. Sabah yazıhanede düşünürken, telefon çaldı. “Abi ben Senai. Oktay ve Uğur'u çok seviyorum. Ben hisseleri size vereceğim” dedi. “Tamam, teşekkürler.” Dedim. Neredesin diye sorduğumda, “Dedeman Otel'deyim ama göz hapsindeyim.” dedi. Genel kurul Turgutreis'te. Genel kurul pazartesi bu olay cumartesi oluyor. Oktay'la Dedeman'a doğru gittik. Otel yakının da bir kişi önde koşuyor, iki kişi de arkadan onu kovalıyor. Bir baktım koşturulan Senai. Hemen attık arabaya Senai'yi oradan kaçırdık. Resmen sinema filmi gibi. Altındağ noterini çağırdım. İşlemler için. Aradığımız noter hepimizi tanıyor. Tutmuş benim telefondan sonra Süreyya Bey'e telefon etmiş. Tankut'un evi Süreyya Bey'in evi yan yana. Aradığımız noterin evi de bizim bir alt sokağımızda. Notere giderken Süreyya Bey'e söylüyor. Onu da Tankut'un karısı duyuyor. Ardından Tankut durumu öğrenip, aracındaki mobil telefondan beni arıyor ve “Abi noterle Süreyya bey konuştu. Süreyya Bey apar topar inip noterle gidiyorlar.” dedi. Çubuk'a notere gittik. Noter kapatmış, pazartesi gelin yaparız, dedi. Ardından Elmadağ'a geldik, olmadı. Sonra Kırıkkale'ye geldik, orada açtıramadık. Keskin'de Nizamettin Abi'nin oğlu var. Adı Ömer. Ömer'i aradım. Durumu anlattım, “Abi emrin olur” dedi. Notere gittik. Genel kurulda kilitlemek için vekalet verdirtmiş Süreyya. Böylelikle genel kurulda Senai'yi Süreyya Bey temsil edecek.Yüzde 50-50'ye kilitleyecek. Ben dedim, şimdi bu Senai'yi arar. Hacettepe'de Mehmet Ali var. Genel sekreterlikte. Dedim bir hastam var. Bunun acil yatması lazım. 3 gün hastanede kalacak. Hastaneye yatırdım. Otele falan koysam hemen bulacaklar. Geldik genel kurula. Ben yıpranmışım. Hükümet komiseri geldi Süreyya'ya soruyor, yönetim kurulu başkanı kim? Ben de benim dedim. Ardından yoklama yapıldı. Senai Gökçe deyince hemen çıkardım noterden vekaleti… Dedim oyunu ben kullanacağım. Ben çıkarıp vekaleti gösterince bunlar şaşırdı. Onlarda kendilerinde olduğunu düşünüyorlar. Bir vekalet Şubat ayında alınmış, benimki de yeni tarihli. Komiserde şaşırdı. Bunlar bağırdılar, çağırdılar. Olmaz dediler. Ticaret Bakanlığı'na bir soru soruldu, son tarihli olan geçerli. Ben aldım dilekçeyi elime. Ben bir önerge verdim. Tevfik Türesin, Muzaffer Resne, Uğur Türesin. Şimdi onlar iyot gibi açıkta kaldılar. Onlardan yönetime kimse girmedi. Bana sonradan gelenler oldu. Ayrılmayın diye sözler söylediler. Dedim, özür dilesinler benden. Geldiler özür dilediler. Sonra ben jest olsun diye Süreyya Beyi yönetim kurulu başkanı yaptım.

Ne zaman Milletvekili seçildiniz?

1991'de milletvekili oldum ama güzel çalışılıyor. Bir sıkıntı yok. Ne zaman milletvekili adaylığına soyundum arkamdan kazanamaz diye laflar söylemiş. Düşünün bunu diyen ortağım. Bir gün olsun benim milletvekilliğim için uğraşmadı. Milletvekili seçildik ev kaynadı kalabalıktan. Süreyya yok. Süreyya yine hasta olmuş. O zaman Süreyya ile koptuk.

Ne zaman ayrıldınız?

Resmen de 1995'te ayrıldık. Sene 95, 15 senede hisselerde hakimiyet bende olmasına rağmen onun yüzde 50 hakkını korudum. Kimse yapmaz bunu. İsteseydim on defa onu sıfıra indirirdim. Sermaye artırımı yaparak. Bir kere sermaye artırımı yapacağız. 65 milyon yatırması lazım. Bu parayı yatıracak mısınız? diye Mustafa'ya sordum. O da paramız yok dedi. Ya o zaman hisseniz 24'e iner dedim. Bir hafta sonrada genel kurul var. Bunun hisseleri aşağı çekilince ben vicdan azabı çekerim. Koç'a satmaya çalıştılar. Onun vereceği fiyata onun hisselerini alayım dedim. Alacağım ama para yok. Borsaya açılacam. Satarım ama o fiyata olmaz dedi.Şimdi Gentaş'ın Yönetim Kurlu Başkanı Ahmet Kahraman girdi araya anlaştık.Ayrıca mülk aldı, İstanbul'da dükkan, Bolu'da apartman. Salıpazarı'nda 5 bin dönüm arsa var onu aldı.

Toplam miktarı bir söyleseniz hisseleri ne kadar aldınız?

Vallaha her şey dâhil. Toplam yirmi milyon doları buldu.5 milyon dolarda öyle aldı. Birde ceketi aldım çıktım diyor. 15 milyon dolar aldı 1995 yılında. O zaman faizler yüzde 80-90'larda. O zaman Mastaş'ı aldı Gentaş. Ahmet kahraman'a gittim, dedim bu bir iş sahibi olmasa sağa sola sataşır. Onda para var, sizinde paraya ihtiyacınız var. Ona hisse verin dedim. Dediler, 50 milyonunu versin bana yüzde 40'ını alsın Mastaş'ın dedi. Aldık başına geçirdik.6 ay sonra Kahraman hesaplara bir bakıyor 80 milyar zarar. Tevfik Türesin değil ki 23 sene kahrını çeksin. Ondan sonra onu yönetimden aldılar. Onu oraya ortak yapmıştım.
Herkes Mudurnu Tavukçuluk'un batışını, Oktay ve Uğur'un aşırı lüks yaşam tarzına bağlıyor.
O devede kulak.99 yılında Ecevit iktidara gelince hükümet programında faizleri yüzde 50'nin üzerine çıkarmayacağız, doları da 900 liradan yukarı çıkarmayacağız diye taahüdü var. Biz bu vaade göre kapasiteyi yüzde 100 arttırdık. Bizim o denli bir kredimiz vardı ki, Ziraat Bankası yüzde 55'le kredi verirken, biz yüzde 35'le spot kredi bulduk ve üstelikte özel bankalardan. 10 milyon işletme sermayesi, 7 milyon hayvan vardı devrede günde 150 bin kesiyorduk. Ancak sonradan anladım ki o arada birde başımıza sabotaj gelmiş.

Nasıl yani?

Kapasiteyi yükselttik ya bir de ismi lazım değil yem fabrikasına danışman aldım. Adam benden habersiz yem fabrikasında rasyoları değiştirmiş.
Rasyo ne?

Rasyo yem fabrikaların da kullanılan formülasyonlara denir. Adam dediğim gibi rasyoları değiştirmiş.Başladı hayvanlar yem atmaya yani hayvanlar yedikleri yemi sindiremiyorlar.Olduğu gibi dışarıya atıyorlar bu böyle üç ay sürdü.Bu üretim sahasında ½ oranında kilo kaybına sebebiyet verdi.Hayvanlar zayıfladı yüz günde inanamayacaksınız yüz günde üretim sahasında otuz sekiz milyon zarar ettim.Bizi bu da yıkmazdı.Kasım 2001'de yüzde otuz beşle kullandığımız faizler birden bire yüzde yedi yüze çıkmaz mı, hatta yüzde bin ondan sonra yapacak bir şey yok ki biz yem fabrikasında uğradığımız sabotajın ve Ecevit'in kurbanıyız.Devletin sözüne güvendik.Oktayla Uğurun yediği ne ki..

Sonra…

O ara Süreyya işçileri üzerimize kışkırttı. Para olsa neden vermeyeyim. Astarcı yardımcı olacak ama Türesin'ler istemiyor diye yaygaralar çıkarttı. Ben buna inanıp karşıma gelen kişilere dedim ki, Süreyya burayı 100 bin kesimle çalıştırabileceği sözünü versin ben burayı tek kuruş almadan teslim edeceğim. Bunu söylediğim kişiler sonra gittiler konuştular, ama yanaşmamış bu defada. Hani yardımcı olacaktı?

Ben öyle işlerle uğraşmam artık diye geri çevirmiş. Biz kredi arıyoruz. İş Bankası kredi verecekti. Koç'la konuştum. Maret'e telefon etti, Mudurnu'yu bünyenize alın diye. Mustafa İş Bankası'na gitti, Maret'e gitti işleri bozdu. AK Parti yardımcı olacaktı. Başbakan Erdoğan eski Maliye Bakanı Unakıtan'a talimat verdi. Kredi verin Mudurnu'yu kurtarın dedi. İçeride casusları var. Milletvekillerine, bunlar kumar oynar, karı kızla yerler, içki içerler diye paraya yazık diye kışkırtmışlar. Sıkıştırınca Yüksel Bey ağzından kaçırdı. Mudurnu on senedir sıkıntı içinde. İnşallah Zuhal Bey bu işi becerir. On sene Mudurnu'yu bu duruma getiren odur. Herkes mağdur, esnaf mağdur, köylüler göç ediyor. Mudurnu nüfusu 7 bindi, düştü 3500'e. Köylerin nüfusu 28 bindi, düştü 20 bine. Tam 5 bin aileye bakıyordum. Bu işi çözmemizi engelleyen Süreyya Astarcı. 2,200 işçim vardı, hiçbir işçimin bir gün sigortasını yatırmamazlık yapmadım. İşçi 1 günde çalışsa yatırmışımdır. 96'da iflas dairesi satışa çıkardı. İlhan Çetinkaya alacak dediler. O yapar diye bedava almasına itiraz etmedim. Mudurnuludur dedim. Neden etmedim. İşçi saldırıyor ya üzerime sırf işçi parasını alsın diye itiraz etmedim. Bu paranın 5 buçuk trilyonu işçilere gitti. İşçiler paralarını faiziyle aldılar. Hep ilkleri biz yaptık.

Örneğin neler yaptınız?

Tavuğu parçalamayı biz başlattık. İleri işlemeyi biz yaptık. Beypi'ye, Ali Ericek'e ben yardımcı oldum. Banvit'e 15 gün kurs verdim. Keskinoğlu'na kurs verdim. Tavukçuluğun ilerlemesi için elimden geldiğince herkese yardımcı oldum. Ama ben zor duruma düşünce hiçbirisi bir alo demedi. Bir tek Bolu'dan Süha geldi.” Abi yapacağımız bir şey var mı diye? “10 gün beraber çalıştık. Şirketleri masaya yatırdık. Artık kurtuluş imkânı kalmamıştı teslim olduk.

Peki, sizin milletvekilliği döneminizde Bolu ile ilgili yaptığınız neler var?

Saymakla bitmez. Örneğin Gentaş elden çıkıyordu. Üçkâğıtçılar etrafını sarmıştı.Kurtardım, ben olsam biterdi Mengen'e o tesisi kazandırdım.Üç sene oranın yönetim kurulu başkanlığını yaptım.Şimdi Türkiye'nin en güzel şirketlerinden biri Bolpatı kurdum.Seçmenlerime söz vermiştim.Ama patates işi bildiğimiz iş değildi Kanada ile parmak patates sözleşmesi yaptım.Ama Kanada firması teslimatı geç yaptı.Üstelikte konteynırlarda mal gelirken mal bozulmuş.Bir gün baktım olmayacak tesisin yaşaması ve Bolu'ya faydalı olması amacıyla hisselerimi sattım.
Sünnet Gölü Doğa Otel'i dağ turizmine örnek olsun diye yaptık.Seben'de üreticinin sütü aracının tefecinin eline geçmesin diye üreticilerle birlikte Seben Süt fabrikasını kurdum.Aslında bunlar ticari yatırımlar gibi gözükmesine rağmen seçmenlerime söz verdiğim için kar gözetilmeksizin istihdam sağlansın diye düşünülen yatırımlardır.Ben bilmem biliyor musunuz.”Tercihli” oy sistemi ile seçildim.

Tercihli oy sistemi ne?

1991 seçimlerinde tercihli oy diye bir sistem kullanılıyordu. Seçmen oy pusulasında siyasi partilerin amblemlerin altında o yörenin milletvekili adaylarının sıralaması da mevcuttu. Seçmen oy kullanacağı partinin bir de tercih ettiği milletvekilinin üzerine mühürü basıyordu. Ben sıralamada 4'üncü olamama rağmen seçmenler benim ismimin üzerine mühür basarak Ankara'ya gönderdiler. Yani genel merkezin iradesini dinlemediler. Ve bende Bolu Milletvekili olarak hiçbir zaman genel merkezin adamı olmadım. Seçmenlerimin milletvekili idim.Zaten sonradan bu sistem siyasi partilerin işine gelmedi.Seçim yasasından kaldırdılar.Bir de esas İzzet Baysal Üniversitesi ile ilgili anım var. Abant izzet baysal üniversitesi olsun dedim. Herkesi ikna ettim. Abant izzet baysal üniversitesi adını koyduran kişi benim. Ben bunu 10 sene unutmuştum. Uygur Tazebay yök Başkan Vekili ile bir gün Sünnet Gölü'ne giderken Abant izzet baysal üniversitesini ona gösterdim bak burası senin eserin diye söyledim. O da dedi ki bana, sen olmasan buraya bu isim verilmezdi dedi.Uygur Bey benim aynı zamanda okul arkadaşım, o zamanlar üniversitelere özel isim verilnesi mümkün değil biz zoru başardık.
Peki sizin spor yaşamınıza geçmeden ve günümüz hakkında piliç üretimi iç,in şunu sormam gerekiyor bunu sizin tanıyanlar Bolu ve Mudurnu halkı merak ediyorlar.Siz şimdi ne yapıyorsunuz Oktay'la

Uğur ne yapıyor çok merak ediyoruz.Koca koca tesislerden geriye ne kaldı?

Bizim üzerimizde herhangi bir mal varlığı yok. İki oğlum bazı şirketlerde danışman olarak çalışıyorlar. Gelirleri oralardan ben ise biliyorsunuz milletvekili emeklisiyim. Milletvekili emekli maaşı ile yaşıyorum. Hemen kıyak emeklilik demeyin, biz ticari yaşamımız bitse de eşimiz dostumuz çevremiz olan insanız. Sosyal yaşamımız bulunduğumuz ortamda bu maaşla idare ediyoruz.
Yarın Tevfik Bey Spora dair yaptığı hizmetlerle bugün tavukçuluk sektörü hakkında görüşlerini sizinle paylaşacağız…



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.