15 Kasım 2018
  • Bolu0°C
  • İstanbul8°C
  • Ankara-1°C

A.İ.B.Ü. KURUCU REKTÖRÜ KEMAL GÜÇLÜOL YAŞADIKLARINI ANLATTI

A.İ.B.Ü. kurucu rektörü Kemal Güçlüol yaşadıklarını anlattı

10 Aralık 2010 Cuma 00:00

 

A.İ.B.Ü ‘nün Kurucu Rektörü Kemal Güçlüol Bolu’ya yaptığı ziyaretinde röportaj talebimizi geri çevirmeyerek akademisyenlik hayatında başından geçenleri anlattı.

RÖPORTAJ: ZEKİ ERCİVAN

Bazı hayatlar ibret verici birer tablo gibidir. Siz o hayatın yaşam seyrine bakınca nelerin başarılıp nelerin başarılamayacağını anlarsınız. Belki de benim için iyi bir şanstı deyebilirim A.İ.B.Ü.’nün kurucu rektörü Kemal Güçlüol’la röportaj yapmak. O anlattı ben dinledim arada sorular sordum. İşte bir ilk okul öğretmeninden bir üniversite rektörüne dönüşümün ilginç hikayesi Termal Otel’de enstitü arkadaşlarıyla buluşmak için gelmiş bir eğitimciyle tesadüfen karşılaşmamızın tarihe düştüğü küçük bir not.
 

Öğrenim hayatınız nasıl başladı? Öğretmenlikten rektörlüğe geçişinizi anlatır mısınız?

Bolu Erkek Öğretmen Okulu’ndan 1952 yılında mezun oldum. Daha sonra bazı köylerde ilkokullarda öğretmenlik, ortaokullarda öğretmenlik ve yöneticilik yaptım. Daha sonra 1956 yılında Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü’ne gittim. Orayı da bitirdikten sonra nereyi kura çektiysek gittik memleketin her köşesinde görev yaptık. Sonra Gerede Ortaokulu Müdürü oldum. O dönemAmerika’da üst düzey eğitim için bir sınav açıldı. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden sınava giren arkadaşlarımla birlikte o sınava girdim ve kazandım.

Ne kadar kaldınız Amerika’da?

Amerika’da önce lisans ve yüksek lisansı bitirip döndüm. Sonra tekrar doktora için gittim. Toplam altı yıl Amerika’da kaldım. Bir yılda Amerika’da öğretim üyeliği yaptım.
Sonra ülkeye döndünüz…

Evet, ülkeye döndükten sonra tabi mecburi hizmetimde olduğu için Milli Eğitim Bakanlığı’nda uzun yıllar çalışmak zorunda kaldım. Bir taraftan Hacettepe’de derse gidiyordum. Şube müdür yardımcılığı, planlama daire başkan yardımcılığı, uzman, müsteşar falan derken Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ayrıldım. Ben ayrıldıktan sonra Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden talip oldular. 1973 yılında ODTܒye öğretim görevlisi olarak girdim. Orada çalışırken doçent oldum. Eğitim fakültesini kurdum binalarını yaptırdım. Yeni yasa çıkınca profesörlüğüm gelmişti Anadolu’ya gitmemiz gerekiyordu mecburen üniversiteler. İlk olarak 1980 yılında Elazığ’daki Fırat Üniversitesi’nde görev yaptım. Orada eğitim fakültesini kurdum. Fırat üniversitesinde görev yaptığım üç yıl boyunca tekrar ODTܒye başvurmuştum. Üçüncü yılın sonunda tekrar ODTܒye döndüm. Bolu’da o dönemde bulunan Cahit Dinçtürk gibi arkadaşlarım Bolu’da bir üniversite kurmayı düşündüklerini söylediler. Dediler ki bana ‘Burada İzzet Amca var biz ona vakıf kurduracağız üniversite kurmayı düşünüyoruz nasıl kurulabilir?’ diye bana sordular. Bazı konuları tartıştık. Tamda o sıralarda ODTܒde rahata ermiştim. O dönemde rektörlük falan gibi bir isteğim yoktu. Bana dediler ki ‘Sen Bolu’dan yetiştin bu üniversiteyi de senin kurman lazım’ dediler. Profesör olarak ODTܒde yeni rahata eriştim ‘Etmeyin gitmeyin’ dedim ama sonra düşündüm Bolu’ya hizmet etmekten de vazgeçemedim. Daha sonra Bolu’ya gelerek üniversitenin kuruluş aşamasında ve sonrasında çalışmalarımız oldu. Bolu’dan kopmadık yani işin özü. Eşimde Bolulu. İşte aradan geçen onca zamana rağmen eski arkadaşlarımızla buluşmak için yine zaman zaman Bolu’ya geliyoruz. Geçenlerde 75. Yaşım dolayısıyla bana Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde bir ödül töreni organize etmişler çok mutlu oldum.

Siz Türkiye’de üniversitelerin kuruluşlarına gelişim sürecine de tanık oldunuz. YÖK sizin üniversitelerde ders verdiğiniz zaman diliminde kuruldu. YÖK kuruluş amacına uygun bir kurum olabildi mi?

YÖK kurulduğu zaman ben ODTܒde profesör olmak üzereydim. O dönemde yeni yasa çıktı artık Ankara İstanbul ve İzmir’de görev yapan akademisyenlerin profesör olabilmesi için Anadolu’ya gitmesi gerektiği söylendi. Bize o dönemde Fırat Üniversitesi talip oldu. Orda profesör oldum. Biz arzu ediyorduk ki tabi YÖK daha iyi bir noktada olsun ama istediğimiz yere gelmedi. YÖK 12 Eylül sonrası kuruldu. Ben o dönemde ODTܒde görev yapıyordum. O dönemde YÖK için hazırladığımız taslakta birçok şeyi bende beğenmiyorum. Ama bizim o dönemde hazırladığımız taslakta bu günkü yapılan uygulamalrdan çok daha ileri noktalar vardı örneğin YÖK üyelerini üniversiteler kendileri seçiyordu. Sonra rahmetli Doğramacı’yla çeşitli vesilelerle toplantılara katıldık. Meğer 12 Eylül’den önce Doğramacı birisi Belçika’dan bir ikisi de Avrupa’dan profesör getirerek böyle bir taslak hazırlatmış. Tabi 12 Eylül olunca da hazırlanan taslak yasallaştı. Ama Doğramacı ölmeden birkaç yıl önce mevcut YÖK yapısında bazı değişikliklerin yapılması gerektiğimi söylemişti.

Yani YÖK’ün tam olarak kuruluş amacına uygun bir sonuç çıkmadı diyebilir miyiz?
Akademisyenler olarak bizim beklediğimiz hiçbir zaman gerçekleşmedi. Bazı noktalarıyla YÖK’te başkan olan arkadaşlarımın tutumuna ve çalışmalarına göre değişiklikler gösterdi. Mesela biz yıllar önce ortaöğretimde seviye belirleme sınavları yapmayı düşündük ve o günkü koşullarda arkadaşlarımızla tartıştık. Yaptığımız tartışmalarda o seviye belirleme sınavının doğru olmayacağına karar verildi. O günden sonra bu konu gündeme gelmemişti. Yaklaşık iki yıl önce yine böyle bir karar ortaya çıkınca bende çok şaşırdım. Biz bu konun tartışmasını yıllar önce yapmıştık keşke böyle bir karar alınırken bize danışılsaydı. Çünkü alınan kararda amaçlarıyla uygulamaları hakikaten birbirini tutmuyor. Biraz üzeride durunca o amaca uygun olarak istenilen sonuçların çıkmayacağını görmek mümkün. Bu duruma benzeyen konularda başkanların tutumu grubun tutumu çok önemli. Bizim o dönemde üniversiteler yol gösterici ön açıcı bir kuruma ihtiyaç var demiştik. Türkiye kaynaklarının boşa harcanmaması gerekir demiştik.

Üniversitelerde uzun yıllardır türban tartışmaları yapılıyor. Hocam siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türbanlı öğrenciler üniversitelere girmeli mi?

Ben tartışmaların çıktığı dönemleri de çok iyi hatırlıyorum. Önceden üniversitelerde türban sorunu diye bir şey yoktu. Rahmetli Doğramacı 12 Eylül’den sonra üniversitelere bir genelge gönderdi. Başörtüsü şöyle olursa müsaade edilsin şeklinde. Çeşitli zamanlarda çeşitli gruplar başörtüsü türbandır diye maalesef politik amaçlarına alet etme yönünde gittikleri için çözümsüz hale gelen bir durum arz etti.

Röportajımız devam edecek…
 



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.