24 Eylül 2018
  • Bolu13°C
  • İstanbul22°C
  • Ankara11°C

YUMURTA, BİBER GAZI, COP

YUMURTA, BİBER GAZI, COP

10 Aralık 2010 Cuma 00:00

Son günlerde Türkiye'de Başbakan'ın rektörlerle İstanbul'da düzenlediği toplantıyı protesto eden öğrencilere karşı polisin tutumu ve Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde (SBF'de) bir konferansa katılan AKP ve CHP milletvekillerine karşı yapılan yumurtalı protesto gündemin baş köşesine oturdu.

Yakın zamanda buna benzer protestolar ÖSYM Başkanı'na, Anayasa Mahkemesi Başkanı'na, Sendika başkanlarına da yapılmıştı. Demokratik ülkelerde insanlar düşüncelerini değişik biçimlerde açıklarlar, bu açıklama kişilerin temel hak ve özgürlükleri olarak sayılmıştır. Nitekim bizim anayasamızda da bu düzenlemeye yer verilmiş. Anayasanın 26. maddesinde “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” diye ifade edilmiştir. Dünyada tüm demokratik ülkelerde ve ülkemizde de bu “ifade özgürlüğü” çerçevesinde çeşitli protesto eylemleri olur. Taş atmak, yumurta atmak, slogan atmak, ayakkabı atmak (fırlatmak) bunlardan ilk akla gelenlerdir. Burada eylemin suç teşkil edecek durum, başkasına zarar vermesi ve eylemin başkasına zarar verecek şekilde yapılmasıdır. Ülkemizde özellikle üniversite gençliğinin yaptığı protesto eylemlerine baktığımızda yapılan eylemler genelde şunlar;

-“Parasız eğitim istemek”,

-“Afiş asmak”,

-“Bildiri dağıtmak”,

-“Üniversite içinde stand açmak”,

-“Eylemlerinde yumurta atmak”.

Bir toplumun “en dinamik, en akışkan, en hareketli” kesimi olarak tanımlanan gençliğin, hele bu kesim üniversite gençliği ise; gerek kendilerine ilişkin, gerek ülke ve dünya sorunlarına ilişkin düşüncelerini ifade etme özgürlüklerini kullanmadan daha doğal ne olabilir ki? Burada ilginç olan bu olaylara karşı devletin yaklaşımı ve takındığı tavırdır. Geçmişte düşüncelerine gençliğin heyecanlarını katmaktan başka suçu olmayan binlerce genç insan, “terör suçlusu” olarak işkencelerden geçirilmiş, cezaevlerinde yıllarca tutuklu kalmıştır.

Bugün de izlenen tutum bundan farklı değildir. Güvenlik güçlerinin asıl görevi, toplumsal düzeni ve güvenliği sağlamaktır. Yoksa güç kullanmak değildir. Şimdi bu olaylarla ilgili devlet yetkililerinin ve öğrencilerin basına yansıyan açıklamalarına bakalım.

Devlet yetkilileri;

-“Polis gereken tavrı ortaya koyacaktır.”,

-“Bu kadar beyinsizi bir arada görmedim.”,

-“Paraları çok yumurta atmışlar.”,

-“Yumurta atmak demokrasiyle bağdaşmaz.”,

-“Medyayı kınıyorum.”,

-“Gücün orantısız olduğunu düşünüyorum. Bunlar kendi sisteminde incelenir, biz de inceletiyoruz.”,

-“Sizi böyle bir toplantıya davet mi ettik de geliyorsunuz.”,

-“ Bu işi meslek haline getirmiş öğrenciler var, bakın bunların giydiği montlar bile aynı.”.

Öğrenciler;

-“Vurma, hamileyim dedim acımadılar, bebeğimi kaybettim.”,

-“Arkadaşlarımız gözaltına sağlıklı girdi, şiddete uğrayarak çıktı”.

Bu açıklamalardan sonra hukuk devleti miyiz? Polis devleti miyiz? İleri demokrasiye mi geçiyoruz? Yorumu okuyucuya bırakıyorum. Ancak, bunları yaşamaya devam etmemizin temel nedeni işkencelere, faili meçhul cinayetlere, izinsiz telefon dinlemelerine, gizli tanıklıklara toplum olarak yeterli duyarlılığı göstermememizdir. Yoksa Aristoteles'in tanımladığı gibi “gençlik; her şeyde aşırılığa kaçmaktır.” Özgürlüklerini açıklamada aşırılığa kaçan bu gençler asla bu tutum ve tavrı hak etmiyorlar.

10.12.2010

 


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.