22 Eylül 2018
  • Bolu13°C
  • İstanbul21°C
  • Ankara15°C

ÜNLÜ TİYATRO DUAYENİ BOLULU ÇIKTI

Ünlü tiyatro duayeni Bolulu çıktı

17 Aralık 2010 Cuma 00:00

O hiç kuşkusuz Türk tiyatrosunun gelmiş geçmiş en önemli sanatçılarından ve sanat yönetmenlerinden biri. Genco Erkal'la “Kerem gibi” adlı oyun öncesi Köroğlu Otel'de kısa bir söyleşi yaptık.

Sahnede dev bir ekran. Nazım Hikmet'in hayatının belli kesitlerinden çekilmiş görüntüler akıyor. Ekranın önünde bir tiyatro ustası. Sesleniyor insanlara Nazım'ın şiiriyle.

Nazımın şiiri hayat buluyor, Nazım'ın şiiri ayağa kalkıyor. Usta seslendikçe insanlara Nazım'ın şiiri aramızda dolaşıyor. İşte o ustayla o sahneye çıkmadan önce Köroğlu Otel'in lobisinde kısa bir söyleşi yaptık. Usta tiyatrocu Genco Erkal, sanat hayatını ve Nazım Hikmet'in şiirine olan ilgisini anlattı.

1969 yılında Dostlar Tiyatrosu'nu kurdunuz. Ben öncelikle özel olarak merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum. Neden tiyatronuzun ismi Dostlar Tiyatrosu?

Biz tabi o zaman uzun uzun tiyatronun ismini ne koyalım diye düşündük. Dost kelimesinin bir anlamı var tabi. Hepimizin alevi sempatizanlığı vardır bir kere. Alevi kültürüne şiirine ve folklorüne değiş ustalarının yapıtlarına çok büyük bir saygımız vardır. Birde seyircimizle bir dostluk bağı kurmak istedik. Onlar bizim arkadaşımız dostumuz olsun istedik. Bir sürü şeyi onlarla paylaşalım istedik. O nedenle böyle bir isim oldu.

Çok büyük sanatçıların sanat eserlerini sahnelediniz ama Genco Erkal denilince ilk akla gelen isim Nazım Hikmet oluyor. Nazım Hikmet'in şiirne olan ilginiz nasıl başladı?

Ben Nazım'ın adını ilk kez İstanbul'da lisede okurken duydum. “Vatan Haini kaçtı gitti” dediler. O zamanlar Nazım tam bir öcü umacı gibi yazıldığı dönemdi. Bütün şiirleri yasaklıydı bütün kitapları yasaklıydı. Hatta bizim edebiyat öğretmenimiz bir defasında size bir şiir okuyacağım ama bana şairin ismini sormayacaksınız dedi. Çünkü o zaman söyleyemezdi. “Mavi gözlü dev” adlı şiirini gözleri yaş içinde okudu. Tabi ben o zaman şiirin Nazım Hikmet'e ait olduğunu bilmiyordum. 27 Mayıs'ın ardından oluşturulan yeni anayasa çerçevesinde kısmi özgürlükler gündeme geldi. Bu arada yasaklı olan düşü-nceler yasaklı olan şairler ve edebiyatçılar yeniden gündeme gelmeye başladı. Nazım'ın da ilk okuduğum kitabı Kuva-i Milliye destanıydı. O şiirde “Onlar ki toprakta karınca suda balık” diye başlayan dizeleri ilk okuduğumda hayatımın değişeceğini hissettim. Çünkü çok derinden etkiledi beni bu dizler. Daha sonraki yıllarda bu Nazım sevgimi onun bende uyandırdığı duyguları izleyicilerle nasıl paylaşabilirim diye düşündüm ve onu şiirlerinden bir oyun yapmayı düşündüm. İlk Nazım şiirlerinden derlenen oyun otuz beş yıl önce “Kerem gibi” adlı oyundu. Sonra bu konuyla ilgili çok çeşitli çalışmalar gerçekleştirdim.

Peki, Nazım Hikmet'in eserlerinin kimi sanatçılar tarafından ticarileştirildiği yönündeki iddialara katılıyor musunuz?

Ben bu eleştirilere katılmıyorum. Nazım için ne yapılsa azdır diye düşünüyorum. Onun eserlerinin sahnelenmesi bestelenmesi ve kitlelere malolması çok önemli. Birde biz çok zor dönemler geçirdik. Nazım'ın yasaklı olduğu dönemde onun oyunlarını oynadığımız için yargılandık. “Kerem gibi” adlı oyunumuz yasaklandı. Daha sonra aklandı. Ben bu şiirleri sadece sahnede değil 1 Mayıs alanlarında, Taksim'de, 'DGM'ye hayır' yürüyüşlerinde, Ankara'da, DİSK gecelerinde, parti gecelerinde devamlı okudum. Her yerde okudum. Bu nedenle de sekiz yıl pasaportsuz kaldım. Yurt dışına çıkma yasağı kondu. Yani birçok insan Nazım yüzünden birçok fedakarlıkla karşılaşmak zorunda kaldı. Ben öyle bir kullanma olduğunu düşünmüyorum. Ne kadar yaygınlaştırılsa o kadar yeridir diyorum. Örneğin Nazım'ın şiirini genç kuşaklar bilmiyorlar. O yüzden o oyunu otuz beş yıl sonra yeni bir anlayışla yeniden sahneye koymak istedim ve izleyicilerimin yarıdan fazlasının öğrenciler ve gençler olması beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü bu benim misyonum Nazım'ı kitlelerle halka buluşturmak. Otuz beş yıldır bunu sürdürüyorum. Şimdi yeni bir kuşağa daha bu görevi yapıyorum diye çok mutluyum.

Sahnedeki enerjiniz herhalde üstlendiğiniz görevden kaynaklanıyor…

Evet. Öyle bir duygu ki bu bazı şiirler var ki 35 yıldır söylüyorum. Devamlı söylüyorum. Hiç bayatlamadı. Hiç onlardan kopmadım kanıksamadım. Sanki ilk defa okuyormuşum gibi hissediyorum. Her okuyuşumda o dizelerde yeni bir şeyler keşfediyorum. Seyirciyle aramızda yeni bir bağ oluşuyor.

“Kerem gibi” adlı oyunun ilk kez ne zaman gün ışığına çıktığını soracaktım ama siz demin bahsettiniz…

Evet, 1975 yılında ilk kez oynadım o oyunu ve kendimden hiçbir şey katmadan Nazım'ın dizleriyle oluşturulmuş bir oyundur. İstedim ki Nazım kendi dizleriyle kendini anlatsın. Nazım'ın birçok şiiri zaten 'Ben' diye başlar. Kendini anlatır. Hapisaneyi anlatır ailesine duyduğu özlemi anlatır. Memleket sevgisi dünya sorunlarıyla ilgili yazmıştır ama hep ben diye yazmıştır. Hep kendi dilinden anlatmıştır. Bu şiirleri belli bir kurgu içinde yapılandırarak istedim ki Nazım kendi hayatını bize anlatsın. Bu oyunda da yine aynı yapı vardı. Gençlik yıllarıyla başlıyor ve ölümüne kadar cenazesine kadar giden bir hayat öyküsü oluşuyor bu oyunda.

Türkiye'de tiyatro ile ilgili sanatsal üretimi nasıl buluyorsunuz? sanki artık tiyatroyla ilgi sanatsal bir üretim yok gibi…

Bu soruya global olarak 'Evet' yada 'Hayır' diyebilmek çok mümkün değil. Ama tiyatronun şuan üretilemiyor olmasında ki neden tabi biraz televizyon. Yani insanlar maddi sıkıntılar içindeler. İşsizlik var kriz sonrası özellikle. Yani insanlar tiyatroya gidecek parayı denkleştirebilmek orta halli bir vatandaş için bir öğretmen yada bir memur için çok zor. İnsanlar evde oturup televizyon kanallarında oradan oraya dolaşmayı daha kolay bulabiliyor. Birde bu değişikliği bedava yapabildiği için ailece oturup seyredilebiliyor.

Bütün bu nedenler insanları tiyatrodan biraz uzaklaştırdı. Olsun ama yinede ben özellikle gençlerin yeniden tiyatroya ilgi duymasını son derece önemli buluyorum. Bu arada çok değerli oyuncularımız var. Maalesef yeteneklerini televizyonda harcıyorlar. Halbuki sahnede de görmemiz gerekirdi. Çok değerli yazarlarımız var dizi senaryoları yazıyorlar da tiyatro oyunları yazmıyorlar. Bu bakımdan tiyatromuzda bir gerileme var.

Sanatsal gerileme galibe tüm alanlarla ilgili. Koşullar bu kadar olumsuzken bu topraklardan bir Nazım Hikmet daha doğar mı sizce?

Olabilir tabi her an olabilir. Çünkü sanat bir yerde bir başkaldırıdır bir muhalefettir. Bu günlerde de muhalefet yapılması gereken o kadar çok şey var ki. Belli bir kesim ülkeyi bütün gücüyle egemenliği altına almış, astığım astık kestiğim kestik havasında. Bence tam isyan doğuracak bir ortam var. Umarım ki öyle bir şair öyle bir yazar yine çıkar.

Bolu'ya daha önce birkaç defa daha geldiniz şehrimizi nasıl buluyorsunuz hocam?

Ben Bolu'ya çok geldim. Benim annem bir kere Bolulu. Benim anne tarafım Şerbetçi Ailesi'ne mensup. O ailenin temsilcileri hala Bolu'da yaşıyor. Ailenin bir kısmı Bolu'da hala yaşıyor. O yüzden boluyla böyle bir bağımız var. Bizim evimizde hep Bolu yemekleri yapılırdı. Bolu'dan tereyağı gelirdi çok severdim. Bolu'ya ailece böyle bir yakınlığımız var. Sonra biz yıllarca Bolu'da oyunlar oynadık. Eskiden bir kültür merkezi vardı sanırım belediyeye ait oraya çok geldik. Tabi o kültür merkezinin imkanları çok daha sınırlıydı. Birkaç yıl önce üniversiteden davet aldık. Tabi üniversitenin çok güzle bir tiyatro salonu var. Arkadaşlara buraya gelirken dedim ki Türkiye'nin en güzel salonlarından birine götürüyorum sizi. Gerçekten akustiği ile her şeyi ile çok güzel düşünülmüş ve yapılmış bir salon. Bu nedenle bugün yeniden Bolu'ya gelmek benim için çok büyük bir mutluluk oldu. Ayrıca Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin bir organizasyonu ile gelmek onların yaptığı bir etkinliğe katılmakta benim için çok önemli. Onlara da sizin aracılığınızla buradan teşekkür ediyorum.

RÖPORTAJ: ZEKİ ERCİVAN



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.