24 Eylül 2018
  • Bolu19°C
  • İstanbul24°C
  • Ankara16°C

BOLU HAYRANI BİR MÜZİSYEN OLARAK TANINAN DÜŞ SOKAĞI SAKİNLERİ SOLİSTİ MURAT ÇELİK, BOLU’NUN MÜZİĞİNE KATKI SAĞLAYABİLECEĞİNİ BELİRTTİ VE EKLEDİ:

Bolu hayranı bir müzisyen olarak tanınan Düş Sokağı Sakinleri Solisti Murat Çelik, Bolu’nun müziğine katkı sağlayabileceğini belirtti ve ekledi:

22 Aralık 2010 Çarşamba 00:00

"Bu şehirde yaşadıklarımı ve gördüklerimi hafızama kaydediyorum”

İnsanların müzik konusunda kendilerine şartlandırmalarda bulunduklarını belirten Murat Çelik, tarz oluşturma kaygısıyla müzik yapmadığını söyledi. “Benim müziğim insanların aklıyla, kalbinin kesiştiği yere hitap eder” diyen Çelik, hayata ilişkin bakışını ise “Kadehe değil, içindeki şaraba dikkat edilmeli” sözleriyle özetledi.
Röportaj: Mehmet Korkusuz

Müzik dünyasına Murat Yılmazyıldırım’la birlikte kurdukları Düş Sokağı Sakinleri’yle giriş yapan Murat Çelik, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mavi Salon’da dün akşam verdiği konser öncesi konser sponsoru Pianalitik Dershanesi’ni ziyaret etti. Kendisini sabırsızlıkla bekleyen yüzlerce öğrenciyle bir araya gelen Çelik’le dershanenin çok amaçlı salonunda bir araya geldik. Öğrencilerin de eşlik ettiği röportajımızda Çelik, müziğiyle ilgili açıklamalarda bulundu ve gelecekte oluşturacağı müziklere Bolu’nun da kaynaklık edip, edemeyeceği konusundaki sorumuzu yanıtladı. Röportajımızın ayrıntıları şöyle:

Düş Sakağı Sakinleri isminden başlayalım. Bu ismi nasıl oluşturdunuz?

Murat Yılmazyıldırım’la grup oluşturmanın öncesinden bir arkadaşlığımız vardı. 1990’lı yıllarda arkadaşım Murat Yılmazyıldırım’la oturup ikili oluşturmayı düşündük ve karara vardık. İkimizde çok düş kuruyorduk. Grubun adı da düşle ilgili olsun istedik. Kendimize bir sokak belirledik. Biz de bu sokağın sakinleri olalım istedik. Ve Düş Sokağı Sakinleri böyle oluştu.
Bugüne kadar yaptığınız albümlerinizdeki şarkılarınızı kişisel, bireye yönelik sözler oluşturuyor. Toplumsal kaygılarınız yok mu?
Nasıl görmek isterseniz, öyle görürsünüz. Genellikler içerisindeyiz, öznellik görünmüyor. Daha birçok cümleler var. Bunların içine girildiği zaman olayın öyle olmadığı anlaşılacaktır. Ama hayatta her ne yaparsanız, yapın içinizde aşk acısı vardır. Aşktan da ne anladığınız sadece sizi ilgilendiren şeylerdir.

Müzikseverleri kategorize ettiğimizde, hayran kitlelerinizi daha çok kimler oluşturuyor?

Hayran kitlesi lafından hoşlanmıyorum. Herkesin bir uğraş alanı var. Hayat beni müzisyenliğe götürdü. Müzisyenim. Elimden geldiğince birtakım değerler ortaya koymaya çalışıyorum. O yüzden de kimse kimsenin hayranı değil. Bunlar karşılıklıdır. Ben sadece ayna tutuyorum. Benim aynamda siz kendi güzelliğinizi görüyorsunuz. Onun dışında hiçbir şey yok. Eğer siz dinlemeseydiniz, ben oturup kendi kendime çalardım. O yüzden hayran olunması gerekiyorsa, benim hayran olmam gerekir.
Müziklerinizde sevgi, aşk, melankoli gibi duygulara yer veriyorsunuz. Ama kin, nefret gibi olumsuz duygulardan hiç bahsetmiyorsunuz?

Ben kin ve nefret gibi duygulara hayatta yeterince değinildiğini düşünüyorum. Kaldı ki son yaptığım üç solo albümünü dinleyicilerin dinlemelerini tavsiye ederim. Bu sorunun en iyi cevabı sanırım o albümlerde.

Dinleyiciler tarafından şarkılarınız genellikle kişisel bulunuyor. Geriye dönüp baktığınızda kendinizi bu kadar dışa vurmaktan rahatsızlık duymuyor musunuz?

Hayatta kişisel olmayan hiçbir şey yoktur. İnsan hayatta sürekli kavga halindedir. Benim yazdıklarım, söylediklerim, kullandıklarım önce kendimle olan kavgalarımdır. Eğer insanın kavgası yoksa kendi de yoktur. Kişisel derken bu. Zaten hepimizin arzuları, özlemleri kişisel değil midir? Kişisellikten başlıyor ve çoğalıyor. Örneğin neye bakarsanız bakın, neyi görmek isterseniz görün, önce kişisel olacaktır. Çünkü önce birey olarak siz varsınızdır.

Bolu’daki dinleyicilerinizle konserde buluşacaksınız. Neler hissediyorsunuz?

Daha öncede Bolu’ya defalarca geldim. Ancak bu defaki ziyaretimde farklı olarak ilk kez bir dershane de öğrencilerle sohbet etme imkanı buldum. Bir müzisyen olarak sahnede olmak benim istediğim bir şey. Her sahne öncesi büyük heyecan duyarım, aynı heyecanı yine hissediyorum.

Bugüne kadarki ziyaretlerinizde Bolu’da şarkılarınıza kaynaklık edebilecek dokularla karşılaştınız mı?

Bunlar zaman içerisinde ortaya çıkıyor. Ben görüntüleri hafızama kaydediyorum. Bir süre sonra onlar söz olarak, tını olarak ortaya çıkıyor. Bolu’da gördüklerimi ve yaşadıklarımı da hafızama kaydediyorum tabiî ki.

Bugün dershane öğrencileriyle bir aradasınız. Hafif bir müzik yapıyorsunuz. Sınav maratonundaki öğrencilere müziğinizi önerebilir misiniz?

Ben oldukça ağır müzik yapıyorum aslında. Hiçbir zaman müziğimde şu tarz, bu tarz diyerek yola çıkmadım. İçimden neler geliyorsa onları yaptım. Ama insanlar da şöyle bir şartlandırma var. Bir konsere gitmek, eğlenmek olarak algılanıyor. Benim müziğim böyle bir şey değil. Benim müziğim insanların aklıyla kalbinin kesiştiği yere hitap eden bir müzik. Ne alınıyorsa, o alınacaktır. Ben insanları ne eğlendirmek, ne de başka bir şey için müzik yapmıyorum. Önce kendimi ifade ediyorum. Sonra da o ifadelerle beraber buluşmak. Benim derdim bu. Sözüm ve tınılarım yani.

Gelelim yazarlığınıza. Gülziya ve Aşkın Elif Hali isminde iki kitap yazdınız. Yayınlandığı dönemde okurlarından büyük beğeni de topladı. Ancak daha sonra kitap yayınlamadınız. Yeni bir kitap çalışmanız olacak mı?

Müzik yapmak, söz, roman ya da şiir yazmak düşünüp yazılacak şeyler değil. O hayatınızın bir parçası oluyor. Hayatımın bir parçası olduğu için de sürekli yazıyorum. Tabii ki devamı gelecek. Gülziya’nın filmi çekilecek yakında. Proje hazırlıkları başladı, senaryolaştırıldı.

Şarkılarınızı fazla naif bulanlar oluyor mu?

Söz konusu olan söz ve müzikse ağır, hızlı, hafif olarak isimlendirilmesini anlamlandıramıyorum. Anlayamıyorum belki de bu benim eksikliğim. Bir insan bir şey yapar ortaya koyar. Yerine ulaşır ya da ulaşmaz. Ama ulaşmama sebebi ya da ulaşma sebebi ağır ya da hızlı olduğu için değildir. İnsanın kıstası bu olmaması gerekir.
Son olarak neler söylemek istersiniz?

Şartlandırmalardan, oluşturulmuş akıldan sıyrılmak gerektiğini düşünüyorum. Her şey paketlenmiş olarak önümüze sunuluyor. Nasıl kızacağımız, nasıl seveceğimiz, neler söyleyebileceğimiz bile önümüze paketlenmiş şekilde sunuluyor. Bu cinnet çığırında bu paketlerden kurtulmaya çalışılmalı. İnsanın kendisini, ortaya koyması gerektiğini düşünürüm. Kısacası kadehe değil, içindeki şaraba dikkat edilmeli.
 



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.