22 Eylül 2018
  • Bolu14°C
  • İstanbul24°C
  • Ankara19°C

BELGELERLE BOLU’NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER V

BELGELERLE BOLU’NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER V

05 Şubat 2011 Cumartesi 00:00

BELGELERLE BOLU

BELGELERLE BOLU’NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER V

NEYZEN TEVFİK ( 24 Mart 1879 –28 Ocak 1953)  -1-

       Neyzen Tevfik için bu güne değin pek çok şey yazıldı söylendi. Fakat hala, Neyzen’in yaşamında, yazdıklarında, çalıp söylediklerinde, ulaşılamayan, tespit edilemeyen pek çok giz mevcut… Bunlardan birisi de; Neyzen Tevfik’in annesi tarafından Bolulu oluşu ve O’nun Bolu’da yaşadığı dönemlere ilişkin bilgiler…

      Neyzen ile ilgili olarak, Edebiyat ve sanat camiasında yazılıp, söylenenlerde(genel olarak), Bolu dönemine ilişkin yeterince bilgi bulamıyoruz… Annesinin, Bolu Müstakimler Köyü’nden olması dışında, yazılan, kaydedilen pek fazla bilgi mevcut değil… Çalışmamızın ilk bölümünde Neyzen Tevfik’in yaşamından ve şiirlerinden kısa seçmelere yer vereceğiz. İkinci bölümde de, Neyzen Tevfik’in aile köklerine ve Neyzen’in Bolu’daki yaşam dönemine ilişkin ulaşabildiğimiz sınırlı bilgileri; Muhsin Karamanoğlu, Halis Duman ve Vahap Tuncer’in Neyzen Tevfik’le ilgili olarak yazdıklarını ve yararlandığımız bazı araştırmalardan aldığımız bilgileri paylaşacağız.…

NEYZEN TEVFİK’İN YAŞAMINDAN KESİTLER

   Neyzen Tevfik,24 Mart 1879’da Bodrum’da doğdu. Annesi, Bolu’nun Müstakimler Köyü’nden Abdurrahman Bey’in kızı Emine Hanım’dır. Babası, Samsun-Bafra’nın Kolay Köyü’nden Hasan Fehmi Bey’dir. Rüşdiye ve İdadi öğretmeni olan baba Hasan Fehmi Bey, hem Medrese hem de Darülmuallimin (Öğretmen okulu) mezunudur. Bolu, Bodrum, Urla vb. yerlerde öğretmen, başöğretmen olarak görev yapmıştır.1892’de Urla’ya atanan Hasan Fehmi Bey, Neyzen’i Rüşdiye’ye(Ortaokul)yazdırır. 1894’de de İzmir’deki yatılı İdadi(Lise) mektebine kayıt ettirilen Neyzen, rahatsızlığı nedeniyle buradan ayrılarak İzmir Mevlevihanesi’ne girer. Burada, kendisine hicvin kapılarını açacak olan Şair Eşref’le tanışır.1898’de İstanbul’a giderek, Galata ve Yenikapı Mevlevihaneleri’nde kalır. Burada, kadim dostu olacak olan Mehmet Akif (Ersoy) ile tanışır.

   İstanbul’da, ney ustalığı ve keskin hicivleri ile geniş bir kesimde tanınır. İçer, çeker, sokaklarda yatar kalkar, elindekini, cebindekini kimsesizlerle paylaşır, tımarhanelere düşer, neyini çalıp, kimseden çekinmeden hicveder, küfreder, tutuklanır… Bugün, kendisine ait olmayan pek çok söylence, şiir O’na maledilmektedir… Bir anlamda, yaşarken “ söylence konusu” olur…

    Neyzen Tevfik, II. Abdulhamit yönetimine karşı konuşmaları ve hicivleri yüzünden tutuklanır.1903’de Mısır’a kaçarak İskenderiye ve Kahire’de kaldı. Deccal dergisinde yayımlanan ve II. Abdulhamid’i hicveden bir şiiri yüzünden, gıyabında yargılanarak idama mahkûm edilir... 1908’de II. Meşrutiyet ilanı üzerine İstanbul’a geri döner.  Padişah V. Mehmet Reşat tarafından Saray’a davet edilir. Enver Paşa tarafından, Avrupa ülkelerinin elçilerinin katıldığı davetlerde ney’ini dillendirir.

      Bir gün, Sadrazam Talat Paşa, Neyzen’e devlet memurluğu ve yükselme vaat eder… Neyzen sorar: “Sonrası?” ,“Hiç!”…  “ Ben bu gün de ‘Hiç’ im! Sonu ‘Hiç’ olduktan sonra, onca zahmete ne gerek var?” diye yanıtlar… Kendisine mevki, makam vadeden İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üç liderinin yanlışlarını eleştirmekten geri kalmaz. Ney’ine hâkim olur, diline hâkim olamaz. Daha doğrusu; gördüğü yanlışları, kötüyü, kötülüğü, ikiyüzlülüğü, softaları, yobazlığı eleştirmekten, yerden yere vurmaktan hiç geri kalmaz…

   “İskelet” başlıklı şiirinde; “Davul boynunda halkın, parsayı birkaç şakıy toplar/ Ki onlar da Cemal, Enver, Tal’at gibi hoplar” deyince yine tutuklanır… I.Dünya Savaşı yıllarında, Mehter Başı olarak askerliğini yaparken komutanı Muhtar Paşa ile takışır! Mondros Anlaşması sonrasında ülkenin işgaline karşı çıkar. Saray çevrelerini, hilafeti, işbirlikçileri, Milli Mücadele’ ye karşı çıkan; Ali Kemal, Refik Halit (Karay), Rıza Tevfik (Bölükbaşı) gibi isimleri yerden yere vurur.

        Rıza Tevfik için şöyle söyler ; “ Feylosof’um dedi herif, pap çıktı/ Nâzır oldu, saman sattı, sap çıktı./  Reçetede şurup yazdı, hap çıktı/Yutmayacak yoksa âyanın mı var?”

      Neyzen’in hicvettiği kişiler arasında; II. Abdulhamit, Enver Paşa, Cemal Paşa, Talat Paşa, Rus Çarı Nikola, II. Wilhelm, Benito Mussolini, Adolf Hitler, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Tevfik Fikret gibi pek çok ismi görüyoruz…

      Örneğin:      150’liklerden olan Refi’i Cevad Ulunay için de şöyle söyler: “O arkadaşları sormuştu: Nerdeler? Ulunay,/Bunun cevabını Neyzen verir misin?/ - Hay hay! /Hayâ edenleri gurbette dönmedi geri yurda/ Utanmayanları döndü ve hepsi de burada!”

     Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’un I.Dünya Savaşı sonunda “adil bir dünya barışı yapacağım” demesine karşın sözünü tutmamış olması nedeniyle şöyle yazar: “Vilson’un lütfu mudur zulmü müdür fark edemem/Beşerin çark-ı hayatisini o döndürüyor./ Ölümü sarhoş edip yaptığı ispirto ile,/ Eceli neş’e diye gönlümüze gönderiyor.” 1919.Beyoğlu.

    İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinde Saray’ın takındığı kayıtsız tavır üzerine şöyle söyler:

“Nasıl olsa binecek üstüme Rum kardaşlar,/Semerimle, nalımı enseledi Osmanlı,/ Padişahım! Yularım bari başımda kalsın,/ Beni at zannederek gem takacak Yunanlı…” 1919.Beyoğlu.

İtalyan diktatör Mussolini’nin aniden Yunanistan’a hücum edip başarılı olamaması nedeniyle şöyle yazar: “İşte kambur feleğin emrile/Mihver’in çarkını kırdı devrân,/Duçe’dir Akdeniz’in yüz karası/Topyekûn ağzına … tı Yunan.” 1942.Fatih.

      “ Çobanın ismi Führer’dir, kasabın adı Duçe,/Defter-i zulmünü garbın yed-i kudret dürüyor./Asgari on yedi milyon sığırı, bir sağıra,/Rabbimin kudretine bak ki nasıl güttürüyor.” 1942.Fatih.

      Hitler’e karşı düzenlenen başarısız suikast girişimi üzerine de şu dörtlüğü yazar: “Bay Hitler’e yaralandı, dediler/Menhus yıldız çabuk doğar dulunur;/ Sen köpeğe kuduz de de geçiver,/ Nasıl olsa bir öldüren bulunur.” 1945.

    Bir dönem( 1940’lı yıllar) ülkemizde yaygınlaşan Nazizm hayranlığını yermek için şöyle yazar:

“Şu yeni Nazi nizamınca nasıdır bilmem,/Bizde kıymet adamın servetidir, mangırıdır./Alman devleti hırsızlığı etmezse kabul/ O zaman bizlere işte bu rejim aykırıdır.” 1942.Fatih.

      Atatürk dönemindeki genel iç ve dış siyasetin değiştirilme basamaklarından birisi olan Truman-Necmeddin Sadak arasındaki görüşmeyi diline dolar: “Aklı geldi başına ama iş işten geçti,/Böyle aksak yürüyüşler kabağı patlattı…/Truman bol keseden lütf-u siyâsisinden,/ On dakika sadakayla Sadak’ı atlattı…”

    Kişisel çıkarlarını ülkenin genel çıkarlarından önde tutan “profesyonel politikacı tipi” ile alay eder: “Kime sordumsa seni,doğru cevap vermediler;/ Kimi hırsız,kimi alçak,kimi deyyus!... dediler…/Künyeni almak için,partiye ettim telefon,/ ‘ Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us!.’ dediler.”

    1946 yılında, çok partili sisteme geçiş sonrasında, menfaatleri için, her yana dönenlere sataşır: “Türedizâde olan şu kahraman/ Görmüştük bir hayli zaman göğsü Ok’la donalı/ Halk şimdi Demokrat diye alkışlıyor amma/ Mazisi andıkça der ‘Geçmişi kınalı’.”

      1948 yılında da ülkemizdeki demokrasi uygulamaları hakkında şöyle bir tanımlama yapar:  “ Kim demiş bizde demokrasi idaresi yoktur,/Ne demek, olmazsa elbette dışarıdan alırız…/Sırr edip karne usuliyle o gümrük malını/ Karaborsaya verir, biz bize benzer kalırız…”

    1948’de ülkenin içinde bulunduğu durumdan duyduğu hoşnutsuzluğu, DP’nin tutucu kesimlerle bütünleşmesine karşı kaygılarını dile getirir: “Çürüdü memleketin içyüzü çöktükçe temel,/Şimdilik harice karşı yerimiz olsa dahi,/Yüzümüz yok bakacak kabrine ecdâdımızın/ Tükürür zannederim çehremize tarihi.”  “ Hayliden hayliye kalınlaştı yobazlık yeniden/ Softalık zorlu anırtıyla aldı yürüdü…/ Kara bir kinle taassup pusudan çıktı yine,/ Yurdu şâhâne cehalet yeni baştan bürüdü.”

     Neyzen Tevfik, Atatürk için de hicivler yazar. Mustafa Kemal ile ilk tanışması, 1926 yılında Balıkesir’de gerçekleşmiştir. Bu yılda yazdığı bir dörtlükte şöyle söyler: “Sermedî bir iştiâlin şû’le-i fânisiyim./ Türk’e ait ülkenin feryâd-ı ruhânisiyim./ Aldığım kâfi bana Gazi-i Ekber’den nasib/ Gölgesinde ma’bed-i vicdanımın bânisiyim!” -1926

        10 Kasım 1938’de Atatürk’ün ölümü üzerine Neyzen Tevfik’in duyduğu acıyı, kardeşi Şefik Kolaylı şöyle anlatıyor:

    “Babam ve anamın vefatında Neyzen’in öyle gözlerinden yaş çıkacak kadar ağladığını görmedim. O, ölümü tabii addediyordu. Atatürk’ün ölümünde Pendik’te yanımdaydı. Radyodan Atatürk’ün vefatını duyunca hüngür hüngür ağlamıştı. Ömrümde bir defa Neyzen’in böyle ağladığını gördüm.”

    Neyzen, “ Beyoğlu, 13 İkinciteşrin 1938 tarihli, O Ölmedi” adlı şiirinde şöyle yazıyor:

     “ Tanrı ölmez, O dilerse görünür bir müddet,/ Kaybolunca O’nu kalbinde bulur her millet./ Biliyormuş kaderin cilvesini evvelce,/Bütün ecrâm-ı semâ yasla büründü o gece./ Yaklaşan bir acı önce güneşi korkuttu,/ Ay tutuldu diyemem gökyüzü matem tuttu./

        Neyzen Tevfik, 28 Ocak 1953’te vefat eder. Beşiktaş Sinanpaşa Camii’ndeki cenaze namazına; sokaklardaki dostları, açlar, işsizler, sarhoşlar, esrarkeşler, kimsesizler ve onların yanı sıra; bakanlar, milletvekilleri, valiler, edebiyat sanat çevreleri katılır. Caminin içi, avlusu, ana cadde, Barbaros Bulvarı, yan sokaklar tıklım tıklım doludur. Kartal Mezarlığı’na defnedilir. Mezarı başında; hem Mevlevi, hem Bektaşi ayini yapılır. Aynı anda, Dresden radyosunda, Kurt Strigler’in bestelediği bir parça Neyzen için çalınmaktadır…

        Bu gün Neyzen Tevfik adına; Bodrum’da bir cadde, bir heykel, Kartal’da bir Kültür Evi, bir heykeli var. Babasının memleketi Samsun, Kolay Köyü’nde her yaz “ Neyzen Tevfik Yaz Şenlikleri” düzenleniyor. Bolu’da da, İhsaniye Mahallesi’nde bir Neyzen Tevfik Sokak tabelası var…

Mehmet Tunçkol.  Bolu Gündem.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.