16 Kasım 2018
  • Bolu2°C
  • İstanbul8°C
  • Ankara1°C

EĞİTİM İÇİN ATAN İKİ KALP

EĞİTİM İÇİN ATAN İKİ KALP

20 Nisan 2011 Çarşamba 00:00

Köy Enstitüleri ülkemizin eğitim hayatında sonu hüzünlü bir şekilde kapanmış olsa dahi çok önemli duraklardan başlıcası.Köy Enstitüleri Türk Eğitim hayatının unutulmayan yaşanan şarkısıydı.Türkiye'yi askeri, ticari, kültürel ve siyasi anlaşmalarıyla dünyadaki sisteme entegre etmek isteyen güçler açık açık “Küçük Amerika” olacak diyenler bu aşk şarkısının daha fazla söylenmesine tahammül edemediler.Kapattılar, dağıttılar. Köy Enstitülerinden geriye hafızalarda bir şey kalmasın istediler. Bir gazetenin temel görevlerinden biri toplumsal belliğin oluşmasında günün gerçekleri kadar geçmişi nasıl yaşadığını gözler önüne sunmaktır.Bu bağlamda Bolu'da Köy Enstitülerinin aşk şarkısını yudumlayan yaşları sebebi ile aramızdan birer birer ayrılan Köy Enstitülerinin hayattaki son mohikanlarını yaşayan anılarıyla günümüze taşımak Bolu'nun ve Köy Enstitülerinin sözlü tarihine tanıklık etmelerini sağlamak görevimiz geçen yıl olduğu gibi bu yılda Köy Enstitülü öğretmenlerimizi gündeme taşımak görevimiz.

Mustafa Hızarcı, 2 Şubat 1933 Mengen doğumlu. İlkokulu bitirdikten sonra, Gerede'de Arifiye Köy Enstitüsü'nün sınavına girdi ve mezun olduktan sonra sekiz yıl öğretmenlik yaptı. Gazi Eğitim Enstitüsü pedagoji bölümünü bitiren Mustafa Hızarcı, ilköğretim müfettişi olarak görevine devam etti, daha sonra emekli oldu.

Köy Enstitülerinin böylesi güncel konuma gelmesi aydınların, düşünürlerin ve eğitimcilerin konuyu tartışmalarının nedenlerini boş bir zaman öldürme olmasa gerektir.

Köy Enstitüleri demokratikleşmiş bir toplum yaratmayı amaçlamıştır. Üretken bir insan tipi oluşturmayı hedeflemiştir. Üretim için çalışan, ürettiğini değerlendirebilen, emeğinin hakkını alabilen ve bunun için örgütlenebilen, yaptığı işten, ürettiği üründen mutluluk duyabilen insanlardan oluşan bir toplum yaratma felsefesi esastır. Sağlıklı, doğayı emebilen, sosyalleşmiş, demokratikleşmiş, gerekli kültür birikimini alabilmiş insanlar yetiştirmek eğitim felsefesinin temel düsturudur. Köy Enstitülerinin önemi, bu alanlarda çok ciddi adımlar atılmasından, programlar hazırlayıp uygulamasından kaynaklanır.

1-Büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un yoğun çalışmaları, onun bu çalışmalarına büyük desteğini esirgemeyen zamanın Cumhurbaşkanı Merhum İsmet İnönü, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in gayretleri ile 1940 yılının 17 Nisan'ında 3803 Sayılı Köy Enstitüleri Yasası çıkarılmıştır. Bu yasanın 1. maddesi aynen şöyle demektedir: “Köy öğretmeni ve köye yarayan öbür meslek sahiplerini yetiştirmektedir.” Bu maddenin asıl amacı ve Tonguç'un oluşturmak istediği Enstitü; Köy öğretmeni, köy sağlık memuru, köy ebesi, köy hayvan sağlık memuru ve tarım teknisyeni gibi köy kalkınması için gerekli tüm elemanları yetiştirmektir. Bu elemanlarla köyü içinden uyandırmak onu üretken yapmak, iş içinde üretim yaparak eğitmek ve böylece köyün ve köylünün kalkınmasını sağlamaktı. Köyün kalkınması ülkenin kalkınması olacaktı. Kalkınmış ülkenin sömürülmesi kolay olmayacaktı. Emperyalist güçler ve onların iç uzantıları bu tehlikeyi erken gördüler. Ve hemen kara güçlerini harekete geçirerek sağdan ve soldan saldırılara başladılar. Acıdır ki amaçlarına ulaştılar. Öğretmen ve sağlık memuru dışındaki elemanların yetiştirilmesini, çalıştırılmasını engellediler.

Köy Enstitüleri nasıl bir toplum amaçlamaktadır:

Bir büyük ve kapsamlı devlet işi olarak tabiat emilmedikçe köy davası halledilemez diyor büyük usta Tonguç. Tabiatı emebilmenin birinci şartı yeni ve yaratıcı bir insan tipinin yaratılmasıdır. Bu insan düşünen demokrat üretken atılımcı bilinçli, inançlı ve paylaşımcı gerekli kültür birikimi olan insandır.

Bu insan kendi yetenek ve isteklerine göre tam bir meslek eğitimi aldığı, bu mesleği hakkı yenmeden yürütebildiği, gerekli sosyal güvenceleri de elde ederek meslek örgütleri kurabildiği, işletebildiği, sömürünün önlenmiş olduğu, insan kişiliğinin sürekli olarak gelişmesi açılması için bütün olanakların çalışanlara verildiği, dengeli tam bir iş bölümüne dayanan evrensel gelişme yolları tıkanmamış, dinamik, sürekli gelişme içinde bir toplum mutlu, sağlıklı, güvenceli insanların yaşayacağı bir toplum amaçlanmaktadır.

Köy Enstitüleri program değişmeden devam etseydi Türkiye yüzyıl ilerde olurdu…

Köy Enstitülerinin programı değiştirilmeden bir otuz yıl devam etseydi, Türkiye bugün yüzyıl ilerde olurdu. Türkiye'nin kalkınmasını istemeyen dış güçler içerde halkı sömüren kaynaklar, Köy Enstitüleri'nin kapatılmasında önemli rol oynadılar. Kinyas Kartal'a sormuşlar “Köy Enstitüleri gerçekten komünist mi” diye? O da şöyle cevap vermiş: “Yok oğul köy çocuklarından komünist olur mu?' Kendisine “Neden oy verdiniz kapanması için?” diye sorulunca, “Benim iki yüz altmış tane köyüm var. Bunlar benim köylere girdiği zaman ben bu köyü nasıl yönetirim” diye cevap veriyor.Kent Enstitüleri olarak bir fikir geliştiriliyor. Bu varoşlara hitap edecek, amaca tam hizmet eder mi bilmiyorum. Türkiye'de nüfusun yüzde yirmisi köylerde kaldı. Köyler boşaldı, bir ülkenin kalkınması üretime dayalı olması lazım. Üretim olmayan ülkede kalkınma olmaz. Kent Üniversiteleri yerine, köye insanları çekici eğitim sistemi oluşturmak lazım.

Adı ne olursa olsun bu okulun, kendi toprağını işleyebilen, hayvancılık yapabilen insanları yetiştirebilen eğitim sistemi olmalı Türkiye'nin ekonomisini kalkındırmak için bunu koşul görüyorum. Her şeyi ithal ediyoruz Dünyada dört mevsim yaşanan Anadolu'dan faydalanmak gerekirken, varoşlara yığıp insanları işsizler, sefaletler ordusu haline getirmek çok kötü. Kent Enstitüsü'nün bu yüzde olması gerektiğini düşünüyorum.

Köy Enstitülü öğretmenle şimdiki öğretmenler arasındaki farklar neler?

Köy Enstitülü öğretmen köylülerle birlikte yaşıyordu. Şimdiki öğretmenler derse giriyor çıkıyor. İsmail Hakkı Tonguç'un da bir sözü var: 'Gidin o kültür denizine, köy dediğimiz o denizin içinde yüzün, oradan alacağınız kültürü organize ederek köylüye tekrar verin.

Şerife Dinçer;

'DEDEM AĞA OLMASINA RAĞMEN, BEN İLK DEMİR ÇAY KAŞIĞINI, RANZAYI OKULDA GÖRDÜM”

Köy Enstitüleri lağvolup Öğretmen Okulları adlı yeni bir sisteme geçince, okulu son sınıfa geçtiğinde ekonomik zorluklar nedeniyle bırakmak zorunda kalan Sayın Şerife Dinçer 1932 yılında Ankara ili Kızılcahamam İlçesi Pazar Nahiyesi doğumlu. İlkokulu köyünde okuyan Şerife Hanım, okulun başarılı öğrencilerinden olduğu için Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nden öğrenci almaya gelen öğretmenlere, okul müdürü tarafından ismi verilir. Köyden üç kız arkadaşıyla Köy Enstitüsü'nde okumaya başlar.

Her şeyin en iyisini okulda gördük…

Dedem ağa olmasına rağmen ilk demir çay kaşığını, ranzayı okulda gördüm. Her şeyin en iyisini okulda gördüm. Herkes köyden çıkmış gelmiş, yer yatağından başka yatak bilmiyorduk. Ranzalardan düşenler oluyordu. Nöbetçi öğretmenler gürültüye gelirlerdi ne oldu diye. Okula kalıp kalıp sabunlar gelirdi. Sabunlarla yıkanıyorduk, bana evlenince kil verdiler. Şaşırmıştım, kili bilmiyordum.

İnönü geldiğinde marş söylerdik o da gülerdi…

O zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, İsmet İnönü gelirdi. İnönü haftada bir mutlaka gelirdi. Marşımız vardı, İnönü geldiğinde mutlaka söylerdik.”Okulumuzun başında İnönü'müz sağ olsun” diye o da gülerdi. İnönü hangi sınıfı isterse o sınıfla yemek yerdi. Biz ne yersek başöğretmende, öğretmenlerde aynısını yerdi.

1952 yılında biz son sınıfa geçtik, ancak okullarımızı lağvedip öğretmen okulları adlı yeni bir sisteme geçtiler…

Türkçe dersine çok önem verilirdi. Çok kitap okurduk. Okulda yabancı dil de öğreniyorduk. Oradan kalma bir alışkanlık gazetenin her şeyini okurum. Okulda çok güzel günlerimiz geçerdi. 1952 yılında biz son sınıfa geçtik, ancak okullarımızı lağvedip öğretmen okulları adlı yeni bir sisteme geçtiler. Biz arkadaşlarla trene bindik Ankara'ya geldik. Ben son sınıfı okuyamadım, parası olanlar okula devam ettiler. Öğretmen okulu paralı olunca, ben parasızlıktan bırakmak zorunda kaldım. Herkeste para yoktu o zaman. Köy Enstitüsü'nde yetiştirdiğimiz şeyleri yiyorduk. Öğretmen okuluna geçince ahırlar kaldırıldı, tarlalar öylece kaldı.

“Köy Enstitüleri Cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi ve en sevgilisi sayıyorum. Köy Enstitülerinden yetişecek evlatlarımızın başarılarını ömrüm oldukça yakından ve candan izleyece

(09.05.1941) İsmet İnönü

“4274 Sayılı Yasanın 14.maddesinin bana verdiği tüm görevleri hakkıyla tam ve eksiksiz yapmaya, okulunu ve çevresini her yanıyla, her an temiz tutmaya, öğrencimi, köyümü ve köylümü temizliğe alıştırmaya, doğruluktan, dürüstlükten ve iyilikten hiçbir zaman ayrılmamaya, öğrencilerimi ve komşularımı her zaman sevmeye, korumaya ve onlara karşı özveride bulunmaya, köyümün topraklarını işleyip onu dünyanın en iyi vatanı durumuna getirmeye; köylülerimi bilmezlikten kurtarıp onları Cumhuriyete layık, dünyanın en ileri insanı düzeyine yükseltmeye,” (Milli kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmaya) “çalışacağıma ant içiyorum, ant içiyorum, ant içiyorum!”

Köy Enstitüleri Mezun Ant'ı

ZİRAAT MARŞI
Sürer eker biçeriz güvenip ötesine
Milletin her kazancı milletin kesesine
Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine
Toprakla savaş için ziraat cephesine

Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz
Biz yurdun öz sahibi efendisi köylüyüz

İnsanı insan eden ilkin bu soy, bu toprak
En yeni aletlere en içten çalışarak
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak

Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz
Biz yurdun öz sahibi efendisi köylüyüz

Kuracağız öz yurtta dirliği düzenliği
Yıkıyor engelleri ulus egemenliği
Görsün beyler bolluğu rahatlığı şenliği
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği

Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz
Biz yurdun öz sahibi efendisi köylüyüz

 



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.