26 Eylül 2018
  • Bolu11°C
  • İstanbul18°C
  • Ankara12°C

BU İDDİALAR NE YENİLİR, NE YUTULUR

Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, kendisini bir mektupla Başbakan’a şikayet eden Gazeteci Muzaffer Deligöz ile ilgili geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalara Deligöz’den cevap geldi.

Bu iddialar ne yenilir, ne yutulur

28 Temmuz 2015 Salı 15:59

 

Haber; Gönül OLUTÜRK

Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, kendisini bir mektupla Başbakan’a şikayet eden ve geçtiğimiz haftalarda ‘Görevi kötüye kullanma’ suçlamalarıyla hakkında dava açtıran Gazeteci Muzaffer Deligöz ile ilgili,  gazetemizde “Onu Beynimde Öldürdüm” başlığıyla yayınlanan açıklamalarına karşılık cevap geldi. Muzaffer Deligöz, cevap hakkını kullanarak gazetemize yazılı bir açıklamada bulundu. Açıklama şu şekilde;

“Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ın Gündem Gazetesinin 12.07.2015 tarihli sayısındaki beyanlarına; (gözlerimden ameliyat geçirmiş olduğumdan) gecikmiş cevabımı bilgilerinize sunuyorum. Atalarımız, kendisine ekmek veren ele tükürene “ Ekmek yediği tekneye pisledi” derlerdi. Alaaddin Yılmaz’ın Bolu’daki bütün arkadaşları bilir ki; Muzaffer Deligöz yalnız Türkiye’de değil, Suudi Arabistan’da da;  hem Alaaddin Yılmaz’a, hem kardeşine, hem de kardeşinin eşine iş vermiştir. Türkiye’ye döndüğünde; Binladin’in torunu ile kurmuş oldukları şirketin İzmir/Kemalpaşa’daki fabrikasının müdürlüğüne Alaaddin Yılmaz’ı almış, fabrikayı ve on binlerce dolar ihracat gelirlerinin yönetimi için kendisine Genel Vekaletname vermiş, imzaya yetkili kılmıştır.

Muzaffer Deligöz Şirketin % 40 ortağı ve Genel Md. iken aldığı maaşın aynısını (2.000 $) Fabrikasının müdürü olan Alaaddin Yılmaz’a vermiş, o zamana göre lüks olan telefonlu araba tahsis etmiş, ev kirasını ve çocuğunun eğitim masraflarını üstlenmiştir. Her hafta İzmir’den Bolu’ya ailesinin yanına bu araçla gittiğine Bolulu arkadaşları şahittir. İzmir’den yapılan ihracat ve alımlarda suiistimal olmaması, Suudlu ortağı olan Binladin’in torunu Meşhur’un parasının kontrol altında olması için kendisine inandığı Alaaddin’e bu imkanları tanımış.

Sayın Bolulular; bütün bunları; Bolu Gündem Gazetesindeki iftira ve hakaretleri sebebiyle yazmıyorum. O’nun hesabını mahkemede verecek. Ben daha vahim olan geçmiş bir olayı okuyucularıma duyurmak istiyorum. Anlatacağım olayla; “Ben O’nu 1994 de beynimde öldürdüm” demesinin sebebini de anlamış olacaksınız. Neden 1994 ?  Onu söylemiyor. O’nu da ben söyleyeyim.

İzmir Kemalpaşa’da kurulu Üzüm İşletmemin bürosu İzmir Hilton Otelinin yanındaki bir iş Merkezinde idi. Ben İzmir’e gittiğimde telefonla haber verir, Alaadin Yılmaz da beni Hava Meydanında karşılardı. Bir gün, haber vermeden gidip, şirketin durumuna bakayım dedim. İzmir’deki büroya geldiğimde Alaaddin’in birkaç gündür büroya gelmediğini, bir süredir devamlı fabrikaya gittiğini söylediler. O sırada Borsadan üzüm aldığımız tüccarlar, paralarını almak için büroya geldiler. Muhasebe Müdürü Nejat Bey, benim oturduğum Müdür Odasındaki kasadan çekleri aldı ve imzalayarak tüccarlara verdi. Ben kendisine “Kasanın anahtarının Alaaddin Beyde bulunması ve çeklerde Alaaddin Beyin de imzası olması gerektiği halde neden tek imza ile verdin?” dediğimde “Alaaddin Bey daha çok fabrikaya gidiyor. O yokken gelen Tüccara ödeme yapabilmemiz için bütün banka çeklerinden 2-3’er tanesini boş imzaladı, anahtarı da bana verdi. Bu çeklerden veriyorum” deyince şok geçirdim. Zira, Günde 5-10 konteyner üzüm ihraç eden fabrikanın bankalarda binlerce dolar parası var. Alaaddin Yılmaz, İnşaat Mühendisi olmasına rağmen kendisine güvendiğim ve ödemeleri kontrol altına alması için Üzüm Fabrikasına Müdür yaptım. Eğer Muhasebe Müdürüne güvense idim, onu tek imza ile yetkili kılar, Alaaddin’e her yıl ödediğim binlerce doları vermezdim.

 

Alaaddin Yılmaz’ı çağırttım. Geldiğinde, neden anahtarın kendisinde olmadığını, boş çeklere imza attığını, bunun şirket paralarını tehlikeye atmak olduğunu bilmesine rağmen, 3-5 gün büroya neden gelmediğini sorduğumda, hepinizin bildiği kabadayı tavrı ile; “bir zarar olursa ben öderim” demesin mi.. Ben de “Alaaddin kirli gömleğini satıp ta mı ödeyeceksin?” dediğimde kıpkırmızı oldu. Muhasebe müdürüne, “Alaaddin Beyin Hesabını çıkarın, kendisi firmamızdan ayrılıyor” dedim. Zaten o gelmeden önce bütün bankalara ve kurumlara imza yetkisinin kaldırıldığını bir yazı ile bildirdim.

Yapılan hesapta alacaklı çıkmadı. Aldığı parayı kapayabilmek için hak etmediği tazminatları dahi alacağına yazdım ve karşılıkla ibrayı imzaladık. İşte beni beyninde öldürdüğü 1994 yılının hikayesi bu.  Bunun için 1994 diyor. Bundan sonra olan bir olay, bunu durumu geride bırakacak kadar ahlaksızca, edepsizce ve “ekmek yediği tekneye....” diyecek cinsten oldu.

1995 Genel seçimleri yaklaşırken; Bolu’da çok sevdiğim bir arkadaşım telefon açtı. Söyleyeceği sözlerde kendisinin hiçbir ilgisi ve katkısı olmadığını, sadece, Alaaddin Yılmaz’ın bana söylenmek üzere kendisini vekil ettiği bildirdi. Ben çok yakinen tanıdığım ve daha önce de iş ilişkim olan bu arkadaşıma “buyurun, söyleyin” dedim. “Alaaddin Yılmaz sizin Fabrikayı alırken ödediğiniz fiyat ile tapuya tescildeki fiyat arasında fark olduğunu, bunun belgelerinin kendisinde bulunduğunu, eğer 15.000 $ ödemezseniz bunları maliyeye vereceğini” söylüyor.

Ben de “Kendisi ile yaptığımız ibrayı görüp görmediğini” sordum. Gördüğünü söyledi. “Benim kendisine yaptığın ödemelerin kanunun istediği ödemelerin çok üzerinde olduğunun farkına vardınız mı?” dedim. “Evet fazla ödeme yapmışsınız” dedi. “Dolayısıyla benim kendisine herhangi bir borcum kalmadığını, bu sebeple istenilen bu paranın sadece bir şantaj olduğunu, istediği yere şikayet etmezse alçaktır” diyerek telefonu kapattım. Tapuda belirtilen fiyat arazi ve üzerindeki bina olduğunu; kalan bedelin makineler, isim hakkı, şirket devri, kırtasiyeden mefruşata kadar bir sürü malzeme olduğundan tapuyu ilgilendirmeyen miktar olduğunu ve şirketimizin muhasebe defterlerinde de satın alma değeri tam olarak gösterilmiş olduğundan benim herhangi bir sıkıntım yoktu. Alaaddin’in yaptığı şantaja boyun eğmedim. Hatta, o gece C. Savcılığına bir suç duyurusu yazarak parayı öderken suçüstü yapılmasını istedim. Ancak, rahmetli eşim, çok yalvardı, akrabası kızın kimsesi olmadığını da ileri sürerek duygu sömürüsü yapıp benim elimden dilekçeyi alıp yırttı.

Sayın Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz Beyefendi o dilekçe savcılığa verilse idi, şimdi o makamda oturup, sağa sola hava atamayacak, Bolu cezaevinde olacaktı. Beni beyninde öldürsün. Zira ben Özel Yaratılmış mahlukların beyinlerinde yaşamak istemiyorum.

Ama, rahmeti Rahman’a kavuşmuş Huriye Hanıma Makam koltuğuna her oturup kalktığında dua etsin...

İşte Şantajcı başkanın 1994 hikayesi bu...”

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar