• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 27 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 27 °C

MÜFTÜMÜZ HAZRET VALİMİZ KAHRAMAN

Hasan Dinç

Bundan tam dokuz sene önce 14 Ekim 2002 tarihli BOLU GERÇEK gazetesinin başyazısında “HAZRET” diye bir yazı yazmıştım. O günlerde Bolu’nun önemli bir yazarının köşesinde müftümüz Sayın Ahmet Okutan için “Hazreti müftümüz” ya da “Müftümüz hazretleri” nitelemesinin yapıldığı bir yazı yazılmış, ben de bu nitelemenin doğru olmadığını ifade eden bu konuyu ele almış, “Hazret” kelimesinin anlamını tarihi derinlikleri içinde irdelemiş ve bu nitelemenin yakışıksız olduğunu ifade etmiştim.

Müftümüz Sayın Ahmet Okutan gerçekten son yıllarda Bolu’da görev yapmış müftüler içinde fark edilebilen özelliklere sahip biri ve yeni nesil din adamlarımızın öncülerindendi. Dinimizi güncel olaylarla bütünleştiren ve bu olayları dinimizin ulvi hükümleriyle ustalıkla yorumlayabilen nadir  din adamlarındandı. Böylece insanımızı ve bilhassa gençlerimizi dine kazandırmada önemli görevler ifa etmiş biri olarak dikkati çekmiştir. Kısaca, geleneksel din adamı tipini yıkmış, cemiyet içinde kalarak modern bir insan olarak da İslam’ın yaşanabileceğini göstermiştir.  Arapça “huzur” kökünden türeyen “Hazret” kelimesi övme ve ululama anlamında isimlerin başına getirtilen bir sıfat olarak kullanılmıştır. Hazreti Allah, Hazreti Peygamber, Hazreti Muhammed, Hazreti Musa gibi. Ayrıca milletimiz mukaddes dinimizin yayılmasında emeği geçen ve bu dinin insanlık dini haline gelmesinde yüksek gayretleri görülen büyük insanları da bu sıfatla anmışlardır. Hz. Ali, Hz. Ömer vs. gibi. Bunun yanında milletimizi İslam’a kazandıran Hoca Ahmet Yesevi’ye Hazreti Türkistan sıfatını, gönüller sultanı Mevlâna’ya Hazreti Mevlâna sıfatını büyük bir huzurla bahşetmiştir. Ancak bu sıfatı dağıtmakta o kadar cimri davranılmıştır ki Anadolu Türklüğünü aydınlatan  Yunus Emre’ye, Hacı Bektaşi Veli’ye ve Hacı Bayramı Veliye Veli sıfatını uygun görmüş, fakat”hazret” dememiştir. Onların hiç biri de halkın kendileri için uygun görmediği bu sıfatı kullanmayı akıllarından dahi geçirmemişler, halkın değer hükümlerine saygı duymuşlardır.

Ben o dönemde müftümüz Sayın Ahmet Okutan’a bu yazıdan ayrı olarak sözlü olarak da kendisi için kullanılan bu sıfatın doğru olmadığını, tekzip edilmesinin kendisini daha da yücelteceğini çeşitli kereler ikaz etmeme rağmen övülmenin hoşuna gitmesi nedeniyle bu yola gitmediğini esefle görmüşümdür. Bolu’dan Tekirdağ müftülüğüne giden Sayın Ahmet okutan basından takip edebildiğimiz kadarıyla “Hazret” sıfatına pek de uygun düşmeyen suçlamalarla soruşturma geçirmiş ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından cezalandırılmıştır. Böylece nefsine mağlup olmanın sonucuyla karşı karşıya gelmiştir.

Ramazan bayramının birinci günü valiliğimizin geleneksel olarak düzenlediği bayramlaşma törenine her yıl olduğu gibi bu senede istekle katıldım. Pek çok dostumla orada bayramlaşma fırsatı buldum. Bütün masaları gezerek tanıdık, tanımadık törene katılanlarla bir bir tokalaşıp bayramlaştım. Bu arada BOLU GAZETECİLER CEMİYETİNE MENSUP bir gurup gazeteci arkadaşımla da bayramlaşma fırsatı buldum. Onlarla bayramlaşırken gözüm BOLU GAZETECİLER CEMİYETİNİN çıkardığı BOLU BAYRAM gazetesine ilişti. Bir adet rica ederek aldım. Geri dönerek arkadaşlarımın bulunduğu masaya oturdum. Tören başlayıncaya kadar Bayram gazetesine şöyle bir göz gezdirdim. Gazetenin manşet haberi “ O, KAHRAMAN BOLULULARIN KAHRAMAN VALİSİ…”Başlığını taşıyordu. Haberi Bolu’da bilmediğim ya da duymadığım bir gelişme mi oldu diye merakla baştan aşağı okudum. Ama haberde benim duymadığım ne bir gelişme ne de “Kahraman” sıfatının kullanılmasına hak kazandıracak bir durum vardı. Sayın valimiz İbrahim Özçimen Somali yardımına öncülük etmiş, birkaç dar gelirli Bolulu hemşerimizle iftar yemeğinde bulunmuş ve bunlarla ilgili duygularını gazeteci arkadaşlarımızla paylaşmış. Bu anlatılanlarda valimizi “KAHRAMAN” olarak nitelendirecek bir şey görmedim. Bildiğim kadarıyla dilimizde “KAHRAMAN” kelimesinin anlamı başka idi.

Yanlışlık yapmamak için Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı “TÜRKÇE SÖZLÜK’E” baktım. Sözlükte “KAHRAMAN” kelimesinin karşısında “Savaşta veya tehlikeli bir durumda yararlık gösteren kimse, alp, yiğit; Bir olayda önemli yeri olan kimse; olağanüstü yararlıklar göstererek düşmanı yenen komutanlara veya şehirlere devlet tarafından verilen onur ünvanı; roman, hikâye ve benzeri edebiyat türlerinde en önemli kişi.” anlamları yer almaktadır. Kelimenin anlamıyla ilgili olarak yanılmadığımı anladım. Aslında sokakta gördüğünüz herhangi bir vatandaşı çevirip “Kahraman” kimdir ya da nedir diye sorsanız sözlükteki birinci karşılığını almanız mümkün iken, Sayın valimizle bu röportajı yapan gazeteci arkadaşlarımız kelimenin anlamıyla ilgili böyle bir yanılgıya neden ya da niçin düştükleri anlaşılamamıştır.

Elbette Somali’de açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalan insanlara yardım konusunda öncü olmak önemli bir görevdir. Dar gelirli fakir ailelerle aynı sofrayı paylaşmak ta övülecek insani bir meziyettir. Ama bunları yapan bir kimseye “KAHRAMAN” sıfatından ziyade, “YARDIM SEVER”, “FAKİR BABASI”, “HALK ADAMI”, “ALÇAK GÖNÜLLܔ ve “MÜTEVAZİ” sıfatları daha uygun düşmez mi? Ancak bu sıfatları kullanmak için bile geceleyin çöp kutularından yiyecek toplayarak çocuklarının karnını doyuran annenin ihtiyacını paylaşmak daha önemli, daha insani ve İslâmidir. Kendi çevrendeki açlık iniltilerini duymadan binlerce kilometre uzaklıktaki Somalili açlarla ilgilenmek dinimizin sadaka ve Fitre hükümlerine de aykırıdır.

Bir vali için bu sıradan işleri “KAHRAMANLIK” olarak nitelemek tarihimizdeki bazı kahramanlara da saygısızlık anlamına gelir. Kırk kişilik yiğidiyle binlerce muhafızı olan Çin İmparatorluk sarayını basan ve bile bile ölümün kucağına atlayan KÜRŞAT’A;  gece uyumadık, gündüz oturmadık, kardeşim Gültekin’le birlikte ölesiye bitesiye çalıştık. Az milleti çok, aç milleti tok yaptık diyen BİLGE KAĞAN’A; burada ALLAH’TAN başka emir yoktur deyip elli bin yiğidiyle yalın kılıç iki yüz elli bin kişilik tamamen zırhlı Bizans ordusunun üzerine hücum ederek Malazgirt zaferini ve Anadolu topraklarını bir vatan olarak bu millete armağan eden SULTAN ALPASLAN’A; Ya ben Bizans’ı ya da Bizans beni diyerek atını denize süren ve gemileri karadan yürüten SULTAN FATİH’E; Aşılmaz Bizans surlarına ilk tırmanan ve oracıkta şehit düşen ULUBATLI HASAN’A; daha bıyığı terlememiş olması nedeniyle Bağdat Seferine kabul edilmeyen 16 yaşındaki yiğidin bıyıklarının terlediğini göstermek için altın tarağı üst dudağına daldırıp dişlerin peşinden gelen kanları göstererek işte bıyıklarım terledi diyerek sefere katılan ve Bağdat’a ilk giren GENÇ OSMAN’A; bir dakika sonra şehit olacağını bildiği halde ezberindeki dua ve ayetleri okuyarak hücum emriyle düşman üstüne kartal gibi uçan ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ’NE; söz verdiği saatte hedefi alamadığı için intihar eder Kocatepe’ deki ŞEHİT ALBAYIMIZA; Nene Hatun’umuza; Şerife Bacımıza; Kara Fatma’mıza ve hepsinin ötesinde başta Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere İstiklâl savaşı şehit ve gazilerimize ne diyeceğiz ve onları hangi sıfatla yâd edeceğiz.

 Zulüm  güçlü bir kimsenin yasaya ve vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum, kıyım, kıygı, acımasızlık, haksızlık, eziyet, ve cefa  olarak tarif edilir. Ancak zulüm yalnızca fiziki anlamda yapılan acımasızlığa, acı ve ıstırap çektirmeye değil, aynı zamanda hak edene hak ettiğinin verilmeyişine de denilir. Yani bir caniye masum gibi davranmak da zulümdür. Aynı zamanda birine iftira etmek, onu yapmadığı şeylerden sorumlu tutmak da ve onda olmayan sıfatları ona uygun görerek söylemek de zulümdür. iftira etmek, yapmadığı şeylerden sorumlu tutmakta; kendisinde olmayan sıfatların yakıştırılması da zulümdür. Zulmün bu son tarifine göre Sayın valimize “KAHRAMAN” denilmesi ona zulmetmenin bir başka çeşididir. Kendisine hiç lüzumu yokken “KAHRAMAN” sıfatının yakıştırılmasından sayın valimiz de rahatsız olmuş, vicdani sıkıntı yaşamış ve huzursuzluk duymuştur. Bu nedenle tez zamanda huzura kavuşmanın bir yolunu bulacak ve haberi tekzip etmenin çaresini arayacaktır. Böylece “ El öperken ayak çiğnemenin” ve hiç art niyetleri olmaksızın sadece “Sayın valimizi  övelim” derken ona zulmetmenin bir gereğinin olmadığını gazetecilerimiz de anlamış olacaklardır. Yoksa bütün hepimize:

Müftümüz hazret, valimiz kahraman. Var mı bize yan bakan? demekten başka bir şey kalmaz.

Herkesin geçmiş Ramazan Bayramını ve Zafer Bayramını kutlarım.

06.08.2011


Bu yazı toplam 1444 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim