• BIST 97.713
  • Altın 144,103
  • Dolar 3,5652
  • Euro 3,9996
  • Bolu 22 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 23 °C

NE YOLUMUZ AYNI, NE YOLDAŞLIĞIMIZ KALDI

Hasan Dinç

İki kutuplu dünyada güç odaklarının hâkimiyet savaşı verdiği en kesif mücadele, 1980 öncesinde ülkemizde yaşandı. Dünya hâkimiyeti için mücadele veren o zamanki adıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri'nin mücadelesinde en çok Türk annesi ağladı. Çünkü bu küresel hâkimiyet için yapılan mücadelede beş bin insanımız hayatını kaybetti. Taraflardan biri olan SSCB Anadolu'daki bu mücadeleyi kaybedince, küresel hâkimiyet mücadelesinden de çekilmek zorunda kaldı ve 1990'lı yıllarda dünya tek kutuplu ve Amerika'nın hâkimiyetiyle tanışmış oldu.

12 Eylül 1980 tarihinden önceki bu mücadelede kullanılan argüman SAĞCILIK-SOLCULUK adını taşıyordu. Toplum bu argümanın anlamsız içeriği için iki kampa ayrılmış, vuruşmaya başlamış ve günde 20-25 kişi bu vuruşmalardan hayatını kaybeder duruma gelmişti. Vuruşanlar ve hayatlarını kaybedenler belli, fakat vuruşturanları görmek mümkün değildi. Daha sonra olayların arkasındaki güçler anlaşılmış olsa da ne gidenler geri geldi, ne de kaybettiklerimize tekrar sahip olabildik.

12 Eylül 1980 öncesindeki o anlamsız vuruşmanın sosyal tortuları toplumumuzu o kadar derinden etkilemiş ki, aradan otuz uzun yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün hâlâ kişiler birbirlerini SAĞCI-SOLCU diye tanımlamaya devam etmekte, normal medeni ilişkiler kurmakta bile tereddüde düşmektedirler. Peki, SAĞ ortak paydası altında toplananlar kimlerdi, Sol ortak paydası altında toplananlar kimlerdi?

Liberal kapitalistler, Siyasal İslâmcılar ve milliyetçiler sağ ortak paydasında; Sosyal demokratlar, Komünistler, kendilerine laik ve Atatürkçülüğü uygun görenler ve bölücü Kürtçüler sol ortak paydasında bir araya gelmişlerdi. Birbirleriyle de pek uyumlu ve mütecanis olmayan bu grupların sonuçta kendilerini böyle ifade eden cephelerde yer almalarını, ancak günün siyasal şartlarıyla açıklayabilmek mümkündür. Sağcılar solcuları Rusya yanlısı olmakla suçlayarak, onlara “ORTANIN SOLU MOSKOVA YOLU” diyerek aşağılamaya, solcular da sağcıları Amerikan yanlısı olmakla suçlar “AMERİKAN UŞAKLARI” diye aşağılarlardı. Bütün bir millet yer aldıkları kamplara göre YA AMERİKANCI YA DA RUSCU olup çıkmıştı. Bu ikisi arasında olanlar var mıydı bilmem ama, olanlar da seslerini asla çıkaramıyorlardı.

Milliyetçiler sağ cenahta yer aldıkları için elbette AMERİKAN UŞAKLARI olarak aşağılanan grubun içinde bulunuyorlardı. Bir milliyetçi için emperyalizmin her türlüsüne karşı olmak, elbette milliyetçi düşüncenin en vazgeçilmez kuralıydı. Ama Komünizme karşı verdikleri amansız mücadeleden dolayı solculara göre onlar Amerikan emperyalizminin yanında yer almış gibi kabul ediliyordu. Hâlbuki milliyetçiler için emperyalizmin her türlüsü, milli devletlerin amansız düşmanıdır ve onlarla her zeminde mücadele etmekten başka çare yoktur. Böyle olduklarını belirtmek için de “NE AMERİKA, NE RUSYA, NE ÇİN; HER ŞEY TÜRK TARAFINDAN, TÜRK'E GÖRE TÜRK İÇİN “ diye yüreklerindeki inancı ifade için bağırırlar, fakat o hengâmede onları ne duyan olur, ne de onları anlamaya çalışan bulunurdu.

Milliyetçilerin SAĞ GRUPTA yer almasının sebebi bir stratejik tercihten ve yakın tehdit algılamasından başka bir şey değildir. Yayılmacı KOMÜNİST RUSYA Türkiye ile uzun ortak sınırı bulunan bir ülke olması hasebiyle, ülkemiz açısından daha yakın bir tehdit unsuruydu ve birinci dereceden dış tehdit oluşturuyordu. Bir sıcak çatışma anında Rusya'nın ilk vuracağı ve gücü yettiğinde ilk işgal edeceği ülke, elbette Türkiye olacaktı. Ayrıca Kafkasya ve Orta Asya Türklüğü komünist Rusya'nın demir pençesi altında bulunuyordu. Bu önemli iki sebep, milliyetçilerin saf seçmede tercih haklarını ortadan kaldırıyordu.

Aradan otuz yıl gibi uzun bir zaman geçti. Dün sağda ve solda yer alanlar için her şeyi yeni baştan düşünme zamanı gelmiş ve geçmektedir. Milliyetçiler için yakın tehdit algılaması, 1990'lı yılları itibariyle ortadan kalkmış ve Rusya hâkimiyet mücadelesini kaybederek cepheden çekilmiştir. Geniş toprakları üzerindeki beş Türk Cumhuriyeti de bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Dünya tek kutuplu ve eskisine göre daha da tehlikeli bir duruma gelmiştir. Amerika her istediğini kolayca elde etmekte, direnme olduğunda gücünü ve yırtıcı dişlerini rahatça göstermekte ve istediğini gücünü kullanarak zorbalıkla elde edebilmektedir. Bu duruma hiçbir devlet bırakın karşı güç kullanarak mukabele edebilmeyi, kınama cesareti bile gösterememektedir.

Açıkça anlaşılmıştır ki Amerika Türkiye için de hayırlı rüya görmemektedir. Ülkemize elini sokmuş, her istediğini yaptıracak güce ulaşmıştır. Her kurumu ve bilhassa medyayı istediği gibi kontrol etmekte ve ülkemiz üzerindeki düşüncelerini güzel gösterecek satılmış, işbirlikçi gazeteciler bulabilmiştir. Ülkemiz ve bölgemiz üzerindeki emperyalist duygularını nerdeyse hükümete dikte ettirecek, direnen bütün gerçek ve tüzel kişileri acımasız şekilde cezalandıracak düzeye ulaşmıştır. Üst üste uygulatmak için sunduğu projelerin her biri milletimizin geleceğini karartacak, insanlık nezdinde bizi küçültecek özelliklerle doludur.

Bu şartlarda bile kendisini demokrasi ve insan hakları savunucusu gibi takdim etmekte, Amerikan ordusunu dünyada demokrasiyi yayma ve yaşatma gücü olarak kabul ettirmeye çalışmakta ve buna aramızda inanan safları da bulabilmektedir. Hele de hemen güneyimizde Irak'lı Müslüman kardeşlerimize yıllarca yaptığı vahşeti demokrasi adına pazarlaması ve buna da Müslüman kardeşlerimizden müşteri bulmasını esefle karşılıyorum. Bir buçuk milyon Müslüman'ı katleden, yüz binlerce kadının ırzına geçen, bir o kadar çocuğu öksüz ve yetim bırakan, camileri bombalayıp bütün kutsalları çiğneyen bu azılı İslâm düşmanlarını hâlâ demokrasi adına selamlayıp onlarla Türkiye için ittifak aramak hiçbir Müslüman'ın basiretiyle izah edilemez.

Bütün bunlara rağmen din kisvesi giymiş siyasallaşmış bir cemaat Amerika'ya biat etmiş, neredeyse Amerika'yı İslam'ın çağımızdaki en büyük dayanağı gibi göstermeye başlamıştır. Geçen her gün Müslümanların durumu sessizlikle takip etmesi cesaretlerini artırmış olmalı ki, cumhuriyete, onun kurumlarına ve de Türk Ordusuna düşmanca saldırılara devam etmekte, bu yöndeki bütün faaliyetleri şevkle desteklemektedir.

Eski alışkanlıkları devam ettirerek kendilerini SAĞCI diye kamuoyuna lanse eden bu grup çevresine eski komünistlerden, liberal kapitalistlerden ve de bölücü Kürtlerden müttefik bir güç oluşturmuştur. Sözde SAĞCI teriminin de arkasına sığınarak samimi dindarları da etraflarına toplamak istemektedirler. Böylece cumhuriyetle, onun sağlam kurumlarıyla ve kurucusu olan ATATÜRK'LE hesaplaşmayı amaçlamakta, Birinci Cihan Savaşı'ndan sonra kurmayı amaçlayıp da kuramadıkları Amerikan mandası devleti kurma rüyaları görmektedirler.

Artık günümüzde SAĞ-SOL gibi kavramlar millet bütünlüğü içinde anlamını yitirmiştir. Aslında Müslümanlar sağcı, Atatürkçüler solcu şeklindeki ayırım ise ciddiyetten çok uzak bir değerlendirmedir.

Ne solcular İslâm karşıtı ne de sağcılar Atatürk düşmanıdır. Bunu söyleyenlerin vicdanlarını kontrol ettirmeleri gerekir. Elbette istisnalar vardır ve olabilir. İslâm da, Atatürk de milletimizin ortak değeridir ve taraf bildiren kelimelere hapsedilemezler. Türk milliyetçileri milletimizin tümünü kucaklamak ve bütün değerlerine sahip çıkmak sorumluluğunu duymalıdırlar. Hiçbir zaman SAĞ ve SOL kavramları milliyetçilerin siyasi inançlarını izah etmeye yeterli değildir. Hele de Amerika ile içli dışlı çıkar birliği içine girmiş din kisvesi içinde görünen siyasallaşmış bir cemaatle, o cemaatin ortak payda kabul ettiği dini inançları ticari ve siyasi amaç için kullanan İslâmcı sağla, yine aynı cemaatle siyasi ittifak içinde bulunan eski komünist emperyalizmin gözde uşaklarından Filistin'de gerilla eğitimi alan Cengiz Çandar, öldürdükleri yoldaşlarının katili olarak ülkücüleri gösterdiğini kitaplarında övgüyle anlatan Hasan Cemal, Toplumu orduya karşı kışkırttığı kitaplarından ve kamu parasını sızdırdığı mahkeme kararı ile sabit Mehmet Ali Birand ve bunlar gibi yüzlerce eski komünist, yeni Amerikan emperyalizminin yerli uşaklarıyla yan yana ve kol kola girmiş bir cenahta olmak bizim için kendimizi ve geçmiş şerefli mücadelemizi inkâr anlamına gelir. O nedenle din kisvesi içindeki siyasallaşmış o cemaatle ve İslâm'ı ticari ve siyasi çıkar aleti gören İslâmcılarla, bundan böyle ne yol ve yön birliğinden ne de yoldaşlığımızdan bahsedilemez.

12.01.2010

Bu yazı toplam 1168 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim