• BIST 99.292
  • Altın 237,287
  • Dolar 6,1419
  • Euro 7,2263
  • Bolu 9 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C

Neden Bu Kermes Konusunu yazıyorum?

Cevat Özsoy

 

 Siyasette her an dengelerin değiştiği, türlü pazarlıkların yapıldığı bir ortamda, taşlar yerine oturmadan, adaylar daha belli olmadan siyasi analiz yapmanın pek doğru olmayacağını düşündüğümden, Bolu’da artık bir gelenek haline gelen ve  adı büyük Kermese çıkan, bizim  ise hayır çarşısı olarak değerlendirdiğimiz bu güzide çalışma ile ilgili, daha önceki senelerde yazdığım bir yazıyı revize ederek tekrar yayınlamayı uygun gördüm. O yazımda neden bu kermes konusunu işlediğimi sorusuna cevap bulmaya çalıştım. Zannediyorum, dikkatlice okunduğunda konunun önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Bizim burada sık sık kermes ve benzeri faaliyetlerden bahsetmemizin sebebi bir reklam, bir duyuru gayesinden daha ziyade, böylesi hayır amaçlı çalışmaların, basit bir alış veriş olmasından daha öte,  çok daha anlamlı bir hizmet hareketi olarak görmemizdendir.

Meseleyi daha anlaşılır şekilde biraz daha açacak olursak, bu gün herkesin kabul edip feveran ettiği bir gerçek var ki; ahlaki çöküntü ve dejenerasyon toplumumuzun geleceği açısından son derece büyük tehlike oluşturduğu yönündeki kanattır. Unutmayalım ki, bu ahlaki çöküntünün yaygınlaşması, tüm toplumu içine alacak çürümeye neden olmaktadır. Bu çürüme, er ya da geç, bu duruma katkısı olanlar dahil, her kese zarar verecek düzeye gelecektir. Düşünmeyen, üretmeyen beyinler, bencil ve sapkın bir hayat, güçlünün güçsüzü ezdiği bir yaşam, suçlar, cinayetler, kısaca çöküntüye uğramış, geleceğe dair umudunu tüketmiş bir toplum… Bu konuda, hemen hemen herkes hemfikir; ama çözüm noktasında bir çaba, bir ilerleme yok. Devlet yetkilileri dahi bu konudaki başarısızlıklarını itiraf ediyorlar.

Halbuki biz çaresiz değiliz. Ta Türkistan, Horasan havzasından bin bir emek ve çile ile geliştirilen ilim ve hikmet havzasını Anadolu’ya taşıyarak, İslam’ın bayraktarlığını yapıp, insanlığa muazzam bir medeniyet hediye etmişiz.

Bu konuda, Avrupa’da o kadar çok şey yazılmış ki, bunları yazmaya kalksak sayfalar tutar.

Mesela, 1650’li yıllarında Dualir Türkiye isimli seyahatnamesinde, “ hiç şüphesiz ki ahlak bakımından Türk medeni hayatı cihana örnek olacak vaziyettedir” der. Sirames Porter isimli bir diplomat İstanbul’da gözlemlediği Türk aile yapısını takdirden kendini alamaz ve derki “İstanbul’da tabiatın yüzünü kızartacak derecede çığından çıkmış evlat az görülür”.  Fransız yazar ve gezgin Dr. Abrayer şunları nakleder “Çocuklar arasında gürültülü oyunlardan, itişip kakışmadan, hele küfürleşmeden eser görülmez. Bunlar İslam terbiyesi ile ıslah edildikleri için,kendi aralarında sakin sakin eğlenirler.Onlara anneleri değişik menkıbeler anlatır,hayat tecrübesini anlatır”. İngiliz gezgin ve yazar Thorton önemli  bir tespitte bulunarak” Türklerin ahlaki, çocuklukta iyilik telkin ederek değil, toplumda kötüörnek görmeyerek gelişir” der.

Demek ki biz, öyle sıradan bir ülke değiliz, insanlığa medeniyet konusunda örnek olmuşuz. Bu değerlerimizi yeni nesle aktarıp, öğrettiğimizde aynı konuma gelmemiz hiç de zor olmayacaktır.

Bakın, yaklaşık bir ay sonra İstanbul’un fethi ve Göynük ilçemizde Fatih’in hocası Akşemsettin Hz. İle ilgili kutlamalar ve anma merasimleri yapılacak. Peki, Fatih’i anarken, onun büyüklüğünü anlatırken Fatih’i, Fatih yapan ruh’un ne olduğunu biliyor muyuz.Eğer, Fatih’in sağında Takke,yani o günün tasavvuf önderi Akşemsettin, solunda Medreseli Molla Gürani olmasaydı, Fatih, Fatih olabilirimiydi? Bu gün okullarımızda her türlü bilgi verilirken bu ruh veriliyor mu? İnanç, ahlak veriliyor mu? Eğer biz okullarımızda, karıncayı dahi incitmeyi en büyük suç sayan İslam’ın güzel ahlakını öğretebilseydik, herhalde, bu gün şikayet ettiğimiz nokta da olmayacaktık.

Onun için diyoruz ki; siyasetten bağımsız olarak, ülkenin ve toplumun ihtiyacı olan irfan neslinin yetiştirilmesi için, kuru bilginin yanında mana ve  ruh verilmelidir.

 

İşte bu kermes türü faaliyetler, özlediğimiz irfan neslinin yetişmesi için fedakarca çalışan gönül erlerinin çabalarından başka bir şey değildir. Onun içinde biz, bu tür faaliyetleri, önemli bulduğumuz için sizlere duyurmaya çalışıyor, karınca kadarınca bu hizmete katkımız olsun diyoruz.

Görüldüğü gibi, bu kermesler de güvenilir ortamda, yasal çerçeve içinde, bir taraftan bütçeye uygun fiyatlarla ürün sunulurken, öbür taraftan da çok yönlü hizmete katkı sağlanmış oluyor.

  Yetkililerin ifadesine göre de, bu kermesten elde edilen gelirin, kör kuruşuna kadar, hassasiyetle, gençlerin eğitimi için harcanacağı teminatını veriliyor.

İlanlardan öğrendiğimize göre, Karaçayır bölgesinde icra edilen kermes 6 Mayıs pazar gününe kadar devam edecektir.

Bu arada değerli okuyucularıma şunu hatırlatmak isterim. Böylesi hengame içersinde, belki de, unuttuğumuz Beraat kandilini pazartesi günü kutlayacağız.

Adı üstünde Beraat… İlahi Rahmet ve mağfiretin bütün kainatı kuşattığı gece

Bağışlanmak isteyen yok mu?  bağışlayayım, Rızık isteyen yok mu? Rızıklandırayım!, belaya uğrayan yok mu? Selamet ve afiyet vereyim, ilahi müjdesinin verildiği gece…

Beraatınız mübarek olsun…

Bu yazı toplam 2276 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim