• BIST 114.809
  • Altın 397,185
  • Dolar 6,8596
  • Euro 7,7623
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 16 °C

NEDEN “KOCA ÇINAR” Kİ ADI?

Aykut Karagüzel

Ağaçların da bir dili vardır. Çok şey söylerlerbize.

Erik ağacı sabrı anlatır çünkü beklemek gerekir o muhteşem meyvelerini tatmak için.

Şeftali ağacının çiçekleriyle bir gelinin saflığını anımsattığını hepimiz görürüz.

Söğüt ağacı dallarının suya doğru meyledişiyle sadakati anlatır bize.

Çam ağacındaki ihtişamdır bize nereye kadar ulaşabileceğimizin göstergesi.

Ya çınar?

Tüm ağaçlardan farklıdır çınar. Yüz yılı barındırır içinde. O yüzden çınarın gölgesinde düşünür, kararlar alır, kararsızlıklarını yaşar insanoğlu. Yani kendini dinler adeta çınarın gölgesinde beşer.

Neden çınar çok yaşar bilir misiniz?

İçinde sır sakladığı, anıları yaşattığı için.

Herkes bir anısını saklar onun koca gövdesinde. Yıkması zordur çınarı. O içi boş zannettiğimiz gövdesinde biz varızdır onun. Çocukluğumuz vardır, gençliğimiz vardır, aşklarımız vardır, nefretlerimiz vardır, aldattıklarımız, aldatıldıklarımız, ulaştıklarımız, ulaşamadıklarımız vardır.

Anadolu’daki köylerin meydanında yer alan kahvehanelerin ortasında neden çınar ağacı vardır zannedersiniz? İşte bu yüzden. Köy halkının anılarını saklar o.

İçi oyuktur çınar ağacının çünkü derdi büyüktür çınar ağacının. Aynı Pir Sultan Abdal’ın sarı tamburam dediği sazı gibidir o. Bakın nasıl anlatıyor Pir Sultan Abdal sarı tamburasını:

Gel benim sarı tamburam
Sen ne için inilersin
İçim oyuk derdim büyük
Ben anınçüninilerim

Koluma taktılar teli
Söylettiler binbir dili
Oldum aynı cem bülbülü
Ben anınçüninilerim

Gel benim sarı tamburam
İster üstüme yatıram
Yine kırıldı hatıram
Ben anınçüninilerim

Sarı tamburadır adım
Göklere ağar feryadım
Pir Sultanımdır üstadım
Ben anınçüninilerim

 

Her çınar ağacı görüşümde büyük usta Pir Sultan Abdal’ın bu şiiri gelir aklıma. Ve dinlemeye başlarım çınar ağacını. Ama ne fayda! Bir sarı tambura gibi anlatmaz derdini, ser verir sır vermez o koca çınar. Biriktirmektir onun görevi. Anı biriktirmek, gözyaşı biriktirmek… bu yüzdendir içinin oyukluğu. Kolay mıdır insanın iç döküşlerini biriktirmek ve de kimseye fısıldayamamak.

Bizim köyün meydanında da vardı bir çınar ağacı. Küçük kollarımızla birleşip gövdesini sarmak isterdik bazen. Anca beş kişi olursak tamamlardık çemberi.

Sorardık büyüklerimize bu çınar ağacını kim dikti diye. Hatırlayan olmazdı dedelerden bile.

Onun da içi oyuktu. Anlaşılan onun da derdi büyüktü diğer çınarlar gibi. Kahvehane de ondan almıştı ismini. Şöyle yazardı çınarın heybetli kolları arasında zor görülen tabelasında:

Esençınar Kıraathanesi.

Oysa Çukurova’nın estiği pek görülmezdi; neden Esençınar’dı ki adı?

Şimdi algılayabiliyorum bu sorunun cevabını. Esmese de Çukurova, gölgesiyle esmiş gibi bir hava verirdi koca çınar. Yani hep huzur ve rahatlık vermekti onun görevi, kendisi yansa da kendisi kahırlansa da gölgesindekiler hep rahat etmeliydi onun.

Bir de merak ederdim çocukken Baba’ya “Koca Çınar” benzetmesi neden yapılır, diye.

Şimdi anlıyorum Koca Çınarların hayatımızdaki yerini. Gölgesinin sana, bana, hepimize neden yettiğini.

Her ne kadar kendi içleri oyuk olsa da…

Bu yazı toplam 4359 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim