• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C

Neler oluyor bize?

Aykut Karagüzel

Geçenlerde meşhur terör örgütü “Ergenekon”dan serbest bırakılan gazeteci yazar Vedat YENERER'in cezaevinde yaşadıklarını dile getiren bir programı izledim. Haber Özel adlı bir programdı bu. Tabiî ki Show tv'de gecenin ilerleyen saatlerinde yayınlanıyordu bu program.

Neden mi? Allah korusun bu memlekette insanlar gerçeği görüp de uyanmasın diye. Ne güzel “YEMEKTEYİZ” diye mongol programımız var ya, memleket meselelerine ne gerek var. Vedat YENERER şöyle anlatıyordu yaşadıklarını.

- Hücreler buz gibiydi ve üzerimize örtecek incecik bir battaniye verilmişti. İlave battaniye istediğimizde ise, devletin bu kadarını verdiğini, daha fazlasını istiyorsan kantinden alacaksın diyorlardı gardiyanlar. Daha fazlasını almak istediğimizde ise, kantin kapalı, görevli Kandıra'ya gitti. Sizin için özel olarak onu mu getirttireceğiz Kandıra'dan.

Yemekler konusunda ise şöyle anlatıyordu Vedat YENERER:

- Yemeklerin yenecek hali yoktu; ama açlıktan ölecek halimiz de yoktu. Üç kişiydik ve öğle istihkakımız bir buçuk tas çorbaydı. Yanında da bayat ekmekle tamamlıyorduk yemeğimizi.

Beni en çok üzen ise Vedat YENERER'in o anlı şanlı paşalarımızın PKK'lı p-ç'lerden yedikleri küfürlerdi. Bilmem basından bu olayı okudunuz mu? Ben derinden yaralandım bu olayı duyunca. İlk aklıma gelen cümle ise şu oldu: “Yazıklar Olsun!”

Olayı yine Vedat YENERER'in ağzından aktarıyorum:

- Sayın Paşalarımızın kalmış oldukları hücreler F-Tipi cezaevine bakıyordu. Yani F-Tipi ile yan yanaydı. Burada, yani F-Tipinde PKK'lılar kalıyordu. Onlara paşalarımızın yan tarafta kaldığı haberi bir şekilde ulaştırılmıştı.

Onlar da bu fırsatı değerlendirip nöbetleşe olarak sabaha kadar PKK ile mücadelede yıllarını vermiş, silah arkadaşlarını kaybetmiş paşalarımıza küfür ediyorlardı. Sesleri bize kadar geliyordu. Hatta ellerindeki su şişelerini dahi paşalarımızın hücrelerine fırlatıyorlardı.

İşte böyle değeli okurlar. Ben her zaman güzel ülkemi divan edebiyatımızda yer alan mükemmel güzellikte kıpkırmızı açılmış bir güle benzetirim. Nazlı, alımlı, peşinde sayısız sevgilisi bulunan kırmızı bir güle.

Onu sevenleri yani milliyetçileri de garip bülbüle benzetirim. O gül için pervane olan, ona nağmeler düzen, onun aşkıyla yanıp tutuşan, aşkından aldığı cesaretle dünyaya meydan okuyan bir bülbüle. Bülbül etrafında dolanmaktan, ona sevgisini anlatmaktan hiç ama hiç usanmaz, bıkmaz.

Gül ise bulduğu ilk fırsatta dikenini bizim aşık bülbüle batırmaktan hiç ama hiç çekinmez. Gözü hep ama hep şahindedir. Her zaman kendisi yırtıcı, acımasız tüm gül bahçesini talan etmekten zevk alan şahinin koklamasını ister. Bir gün gelip de başı sıkıştığında da ilk başvurduğu ise her zaman bizim çilekeş bülbülümüz olmuştur.

Benim de bu güzel mi güzel, alımlı mı alımlı biricik “gül”ümüzüe bir çift lafım var. Ey güzellik bak dinle beni:

Sen bu bülbüllerin ölüsünün arkasından tencere tabak çalmaya devam edersen; sen bu bülbüller cezaevlerine tıkılırken sessiz bir şekilde “Vardır bir suçu” demeye devam edersen; sen, tek suçu seni sevmek olan bu bülbülleri mahkeme kapılarında terörist dedirttirmeye devam edersen, yakında senin yapraklarının da tek tek yolunduğunu görmek de bize nasip olacaktır Allah Korusun!

12.02.2009

Bu yazı toplam 998 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim