• BIST 97.988
  • Altın 242,791
  • Dolar 6,2610
  • Euro 7,3524
  • Bolu 12 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 15 °C

NETİCE ALINIR MI, HEDEFE VARILIR MI?

Hasan Dinç

 

 

Bundan önce yazdığım İRŞAT, VAAZ ve VAİZ başlıklı yazım beklediğimden çok ilgi gördü ve bir yerel gazete boyutundan çok daha fazla okuyucuyla buluştu. Bazı sebeplere dayalı gecikmelerle yazının devamını bu bölümde yazmaya çalıştım. Umarım maksada uygun sonuçlar almış oluruz.

Bütün dinler ve özellikle de İslâm insanların kardeşliğini vazetmiş, ilahi vahyin hükümleriyle insanların cenneti daha dünyada yaşamaları için iyi insan ölçülerini insanlığa armağan etmiştir. Mukaddes kitabımız iyiliği ve iyi insanı şöyle tanımlarken “yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (Namaz kılmanız) iyilik değildir. İyilik ancak Allah’a, Ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere iman eden, malını O’nun sevgisiyle (Çok sevdiği mallarından) yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelerin hürriyete kavuşması için veren, namaz kılan, zekât veren, söz verdiklerinde sözlerini yerine getiren, zor ve dar zamanlarda ve savaş anında sabredenler(in yaptığı)dır. İşte doğru ve iyi olanlar onlardır. Ve Allah’tan sakınanlar da onlardır. (Bakara suresi  ayet 177)” Yüce peygamberimiz de iyiliği “Kalbin tatmin olduğu, nefsin itminana erdiği, göğsünün inşirah duyduğu her şeydir. (Bak. Ahmet b. Hanbel) diye tanımlamaktadır. Özetlersek “ İyi insan (iyi Müslüman) Müslüman toplumun sahip olmak istediği insan tipidir.” Aliyaİzzet Begoviç bunu çok veciz bir şekilde şöyle özetlemiştir. “ İslâm güzel ve asil olan şeyin diğer adıdır.”

Bütün dinlerin iyi insan ölçülerinin rol modelleri o dinlerin peygamberleridir. İslâm dininin de rol modeli ve iyi insan örneği elbette peygamberimiz Hz. Muhammed’dir. Bütün müslümanlar iyi insan ve iyi müslüman olmak için ona benzemeye ve onun hayatını örnek almaya gayret ederler. Elbette bütün vaizlerde peygamberimizin dini tebliğ ederken takip ettiği yol ve metodu uygulamaya özellikle itina gösterirler. Çünkü uygulanmış ve başarılı olmuş tek yolun bu olduğu bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti iyi insanlardan oluşan iyi bir toplum oluşturabilmek için Diyanet İşleri Başkanlığı gibi yüce bir kurum oluşturmuş, bu kuruma bütçesinden çok yüksek bir pay ayırmakta ve 117 bin kişiden oluşan dev bir personel sayısıyla bu amaca görünüşte hizmet etmektedir. Bazılarının itiraz edeceğini bile, bile görünüşte dedim. Çünkü bu kuruluş şimdiye kadar iyi insan ve iyi toplum oluşturma konusunda çok da başarılı olmuş gibi görünmemektedir. Görebildiğim kadarıyla bunun sebeplerini aşağıya maddeler halinde çıkarmaya gayret edeceğim.

1-Kur’an-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde gönderilen peygamberler kavimlerine peygamberliklerini açıklar ve iyi yola davet ederken kavimlerin ileri gelenleri itiraz etmişler, onları peygamber olarak kabule yanaşmamışlardır. Bunun üzerine bu peygamberler kavimlerine özellikle şu savunmayla yaklaşmışlar, kendilerini ısrarla iyi yola davet etmeyi sürdürmüşlerdir. Meselâ Ad kavmine peygamber olarak gönderilen Hud Peygamber “Ey kavmim, ben buna karşılık sizden ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Hâlâ akıllanmıyacak mısınız? (Hud suresi 51.Ayet)” , Peygamberimiz Hz. Muhammed de uyarılmış ve kendisine şöyle denilmiştir. “ Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.  De ki; buna karşılık sizden, Rabbine giden yolu edinmesini dileyen kimseler olmanızdan başka bir ücret istemiyorum. (Furkan Suresi, 56 ve 57. Ayet). Ayrıca yine peygamberimize  “De ki: sizden bir ücret istemişsem o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah’a aittir. O herşeye şahittir. (Sebe suresi 47. Ayet)”denilmiştir. Nuh Peygamber ise kavmine ben size gönderilen, güvenilen bir elçiyim demiş ve kavmi onu yalanlamıştı.Bunun üzerine Hz. Nuh kavmine “ Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Bunun için sizden hiçbir ücret istemem.Benim ücretim alemlerin Rabbine aittir. (şuara Suresi, 108 ve 109. Ayet)”demişti. Yine Hz. Salih kavmine ben size gönderilen ve güvenilen bir elçiyim, Allah’tan sakının ve bana itaat edin dediğinde kavmi onu yalanlamış ve ileri gelen kafirleri Hz. Salihe sen büyülenmişsin, sende bizim gibi bir insansın diye itiraz etmişlerdir. Bunun üzerine Hz. Salih “Bunun için sizden ücret istemem. Benim ücretim alemlerin Rabbine aittir. ( Şuara suresi, 145. Ayet)” demiştir. Lût peygamberi de kavmi yalanlamıştı. Hz. Lût onlara “Ben sizlere gönderilen ve güvenilen bir elçiyim, Allah’tan sakının ve bana itaat ediniz. Bunun için sizden hiçbir ücret istemem. Benim ücretim alemlerin Rabbine aittir. ( Şuara suresi 162, 163 ve 164. Ayetler) demişti.  Hz. Şuayb ve ismi zikredilmeyen bazı peygamberlerde kendini yalanlayan kavimlerine hep aynı anlamda cevaplar vermişlerdir.

Görülmektedir ki, peygamberler insanları doğru yola davet etmek ve onları iyi insan yapmak için hiçbir ücret talebinde bulunmamışlar ve emeklerinin karşılığını Allah’tan beklemişlerdir. Onların günümüzdeki varisleri olan vaizler ve diğerleri acaba böyle mi yapıyorlar? Yoksa yaptıkları iş karşılığı insanlardan ve de devletten bir beklentileri var mı? Şurası bir gerçek ki, ücret talebi işin ihlasını kaçırmakta ve toplum üzerindeki etkisini sıfırlamaktadır. Bu kadar yoğun bir personelle Diyanet İşleri Başkanlığının erdemli, faziletli, ahlâklı ve iyi insanlardan oluşan bir toplum oluşturamamasının en büyük sebeplerinden biri bu olmalıdır.

2- Günümüz vaizlerinin İslâm’ı anlayıp yorumlama da ve insanımızın bu yöndeki ihtiyaçlarına cevap vermede yetersizlikleri açıkça ortadır. İslâm’ı çok eski dönemlerde yazılan kitaplardan takip etmekte, onları İslâm’ın esası olarak algılamaktadırlar. Şüphesiz bu kitaplar yazıldıkları dönemlerde İslâm’ı en iyi yorumlayan ve o dönem insanının bütün ihtiyaçlarına cevap veren kitaplardı. Ancak canlı ve diri olan manevi hayatımız akan zamanla birlikte yeni ufuklarla karşılaşmakta, mukaddes kitabımızın bu ufuklar içinde sapmaz bir doğru olarak yeni yorumlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Günümüz insanının İslâm’ın hakikatlerini  gelişmiş idrakleriyle şüphe duymadan ve dini hayatımızı geleneksel bir ritüeller mesabesine düşürmeden kabulü buna bağlıdır.

3- Vaizleri dinlerken hikemler, menkıbe ve hikayeler hep öne çıkarılmakta, dinin hakikatleri bunlarla anlatılmaya çalışılmaktadır. Halbuki hikmetlerden, menkibe ve hikayelerden, ama gerçek tarihten, özellikle de İslâm tarihinden vaizlerimiz elbette yararlanmalı ve bunlardan gereği gibi istifade edebilmelidir. Ancak bunların din olmadığını bilmeli, halkın yanlış algılamalarına sebep olacak anlatımlardan uzak durmalıdır.

4-İslâm’ın 1400 küsur yıllık bir uzun geçmişi ve tarihi vardır. Bu uzun tarihi içinde TÜRK-İSLÂM tarihi de çok önemli bir yer tutar. Elbette Siyer-i nebi, Dört Halife devri ve sonraki Emevi ve Abbasi dönemleri önemlidir. Bizim için onlar kadar milletimizin birinci dereceden rol aldığı bin yıllık TÜRK-İSLÂM tarihi de önemlidir. İslâm tarihini çok dar bir döneme hapsedip milletimizin Allah’ın bu son dinine şerefli hizmetlerini görmemek ve zaman, zaman vaaz kürsüsünden onların parlak hizmetlerini yadetmemek hem vefasızlıktır, hem de akıtılan bunca kana ve kazanılan sayısız zaferlere arka dönmek olur. Vaizlerimiz camilerimizde zaman, zaman bu konulara değinirlerse hem milletleşmemize hem de mukaddes dinimize daha çok hizmet vermiş olurlar.

5-Vaizlerimiz başta dinimizin litarütürü olmak üzere bütün litarüre sahip olmalı, çok okumalı, her kesimden insana hitabedecek donanıma sahip olmalıdır. Kendisi için yasaklı kitap olmamalı, her inançtan ve fikirden insana Kur’an’ın sırlarını anlatıp zerkedecek bilgi düzeyine ulaşmalıdır. Okumadan, bilmeden sadece dinsizlik, kafirlik, din düşmanlığı, Allah düşmanlığı, sapıklık gibi silahlarla insanları susturmanın çıkar yol olmadığını idrak etmeli; her inançtan, her düşünceden insanla rahat temas kuracak düzeyde ilmi refaransa sahip olmalıdır. Dünya artık küçülmüştür. Önümüze her an başka din ve inançların temsilcileri çıkabilir. Onlarla medeni düzeyde ve kendine güven içinde temas kurmanın ve konuşmanın yolu onları tanımak ve Kur’anı onlara tanıtmaktan geçer. Eğer insanlar bizim davranışlarımıza, konuşmalarımıza bakarak bize özenmiyorlarsa ; din adına okul, öğretmen ve Üniversiteye karşı savaş anlayışı devam ediyorsa;, başta vaizler ve din görevlilerimiz olmak üzere hepimiz müslümanlığımızı gözden geçirmeliyiz. Şu an içinde bulunduğumuz durum dikkate alındığında iyi insan ve iyi toplum oluşturmada NETİCE ALINIR MI, HEDEFE VARILIR MI? Sorusuna  eldeki malzemeye bakarak olumlu cevap vermek mümkün değildir.

Bu yazı toplam 1482 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim