• BIST 90.182
  • Altın 147,357
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • Bolu 9 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 9 °C

Nihayet Cumhurbaşkanını seçebileceğiz

Mustafa Öz

Kim cumhurbaşkanı seçilecek, özellikleri ne olacak. Kim olursa tasvip görür veya sıkıntılara, gerginliklere yol açar? Bu sorulara cevap aramak uğruna, bir erken seçim yapıldı. Yine tartışmalar bitmedi. 23 Temmuz’dan buyana tartışmalar devam ediyor.

Tartışmaların ana sebebi cumhurbaşkanının anayasaya, hukuka, milli değerlere cumhuriyete sahip çıkacak, kurumlar arasında gerginlik yaratmayacak. Temsil gücü olan birsinin mi seçileceği: Yoksa bu değerleri özünde benimsememiş seçildiği partiyi ve kendisini seçenleri ön planda tutan partili bir hüviyet taşıyan, adeta NOTER gibi hizmet gören birisi mi seçilecek.

Cumhurbaşkanı temsil ettiği makam itibarıyla Devletimizin ve milletimizin temsilini sağlayan en üst makamdır. Bu makamın her şartta milletten yana, devletten yana ve kişilere, kurumlara, partilere karşı ön yargısız olması gerekir. Geçmiş cumhurbaşkanlarımızdan bu özellikleri hiç tartışma yaratmadan yürütenler olduğu gibi, tartışma yaratacak bir görev anlayışıyla hareket edenler de oldu.

AK PARTİNİN CUMHURBAŞKANI SEÇMESİ NEDEN BU KADAR TARTIŞMA YARATTI

Seçimlerden önce AK Parti %34,5 oy ile mecliste 365 milletvekiliyle temsil ediliyordu. Sandığa gitmeyen seçmenler de dikkate alındığında, %25 seçmen çoğunluğu elde etmiş bir parti idi. Çoğunluğun kendisinde olmasının verdiği güç ile Anayasal kurumlarla ve Parlemento içi, Parlemento dışı muhalefetle diyalog kurmaya gerek görmüyor. Bu durumda gerginliklere yol açıyordu. Ayrıca AK Parti parlamentoda ve idaredeki, çalışmalarının önünde en büyük engel olarak Cumhurbaşkanını gördüğünü sürekli seslendiriyordu.

Gerek kanun düzenlemelerinde, gerekse bürokrasideki atmalarda (Başka deyişle kadrolaşmada) cumhurbaşkanı ve diğer anayasal kurumlar engel tescil ediyor düşüncesini dillendiriyordu. Bu durum güvensizliğin temelini oluşturdu. Seçilecek cumhurbaşkanının bu yönde tartışmalara yol açmayacak, uzlaşma sonunda seçilmesi istendi ise de, iktidar bunu zaman kaybı olarak algıladı. En sonunda Anayasa mahkemesi, mağduriyet politikası ve erken seçime gidildi.

Seçimlerden %46,6 ile zaferle çıkan AK Parti için en önemli kırılma noktasını Cumhurbaşkanlığı seçimi oluşturuyordu. MHP meclise gireceğini beyan edince toplanma yeter sayısı için gereken 367 sayısı sıkıntısı ortadan kalkmış oldu. Bu açıklama AK Parti’yi uzlaşma niyeti ve aday tespitinde samimi olup olmadığı konusunda bir anlamda zora soktu. Seçimde işlenen bir mağduriyet politikası, seçimlerden sonra yeni gerginlik yaratmayacağız ve uzlaşmaya açık olacağız açıklaması. Sayın Abdullah GÜL'ün adaylığının devam edip etmediği. Başka bir aday olup olmadığı bir türlü açıklanmıyor, bu durum yeni tartışmalara sebep oluyordu.

Meclis başkanının seçimi isabetli olmuştur. Sayın Abdullah GÜL üzerinden seçimde olumlu sonuç alınmıştır. Ayrıca partide 2. adam olarak çok özveride bulunmuştur. Eşinin başının türbanlı olmasının tartışılacağı yerde: Kendisinin nasıl bir cumhurbaşkanı olması, ya da olmaması gerektiği tartışılmalıdır. AK Parti tek başına bu seçimi yapabilecek çoğunluktadır. Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı bu partinin oylarıyla seçilecek. AK Parti seçtiği kendi adamı olan cumhurbaşkanını NOTER gibi mi görecek. Diyet borcunu sürekli tahsil etmek mi isteyecek bu çok önemli. Bir diğer önemli olanda Sayın Abdullah Gül'ün 2. adam psikolojisiyle hareket edip ne gelirse eyvallah deyip demeyeceği. Milletin cumhurbaşkanı olma noktasında kimlikli, kişilikli duruş sergileyip sergileyemeyeceği.

TOPLUMUN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ İÇİN CIMHURBAŞKANLIĞI BİR ARAÇ OLARAK KULLANILMAK İSTENİYOR MU?

Tartışmaların temelinde bu kuşku yatıyor. Meclis+Meclis başkanı+Başbakan +Cumhurbaşkanı bu silsile vasıtasıyla her türlü TRANSFARMASYON yapılabilir. Yapabiliriz düşüncesi güvensizliği oluşturuyor. Oysa Demokrasiler aynı zamanda kurallar manzumesidir. Anayasa ve hukuka aykırı iş ve işlemlerde herkes her an duvara toslayabilir.

Mecliste çoğunluk AK Parti’de olsa bile: Bu meclis bir önceki meclis kadar sessiz olmayacak. Toplum temsilcilerini denetleyip göreve davet edecek. Ülkenin sıkıntıları devam ediyor. İstikrar tek başına sihirli güç değildir. Ana sorunlar olduğu gibi duruyor. Bunların çözümü için GÜÇ BENDE demenin çözüm olmadığını geçtiğimiz dönem gördük. Yeni gerginlikler çıkarmadan ben yaptım oldu dayatmalarına girmeden: Toplumu kendi düşüncesine göre değişime tabi tutmaya kalkmadan yöneten her siyaset başarır. Yoksa sayısal güç muktedirlik için hiçbir zaman yetmez. Sürekli mağduriyet politikasına dayanmak ise geri tepebilir. Mağduriyet politikaları bitmiştir. Şimdi Gerçek DEMOKRASİ zamanıdır. Sahte demokratlar, 2. Cumhuriyetçiler ve Liboşların güdümüne ve akıl hocalığına kapılırsanız, bu sefer gerçekten mağdur olursunuz. Hem ülkeye, hem de DEMOKRASİYE yazık olur.

17.08.2007

Bu yazı toplam 540 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim