• BIST 1.127
  • Altın 497,338
  • Dolar 8,2591
  • Euro 9,6937
  • Bolu 13 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 15 °C

O BENİM İŞTE

İlhami Candemir

           

                     Sayın okuyucular, Şair Ümit Yaşar Oğuzcan, çoğu şarkılara güfte olmuş bir şiirinde “biraz kül,biraz duman, o benim işte” demektedir.Şairin bu dizeleri ile yazmak istediğim konunun kapısını biraz araladıktan sonra konuya girelim bakalım ne çıkacak.

                     Devlet, 1999 depremi sonrası  hak sahibi olanlara birer daire verdi.Tabi kendilerine daire verilen bu kişilerin-ki ben de dahil- komşu seçme şansları olmadığı için herkes tanımadığı kişilerle komşuluk etmeye başladı.Yani demem o ki deprem insanların oradan oraya savrulmalarına neden oldu. İşte  bu Kovid 19(Coronovirüs) belası da aynı deprem gibi bizleri(belirli mekanlarda bir araya gelen kişilerden söz ediyorum) oraya-buraya savurdu.Tabi bu fırtınada en fazla hırpalanan bizim gibi 65 yaş üstü ihtiyar delikanlılar! oldu.Neyse onları geçelim,zaten onlarla yönetenler ilgileniyor! gelelim sadede;  “Altın yere düşmekle paslanmaz” misali koşullar ne olursa olsun ASALET kaybolmuyor,  “ben buradayım ” diyor. Sözü nereye getirmek istiyorum, bu virüs öncesi Sağlık Mahallesindeki, büyüklere saygıda(her gittiğimde elimi öpen) küçüklere sevgide, hayvanları korumada  kusur etmeyen  kahvecinin mekanında yani KAHVEHANEDE oturur, sohbet ederdik, söz bitince, masaya en büyük günahlardan birisi olan DEDİ-KODU gelip oturacağı  için okey oynayarak  şen-şakrak içinde günümüzü geçirirdik. Korona öncesi, birisi asker arkadaşım der, diğeri okul arkadaşım der,bir başkası av arkadaşım der,bir diğeri işyeri arkadaşım der, hanımlar gün arkadaşım der, yani hemen hemen herkesin bir arkadaşı  veya arkadaş gurubu olurdu.İşte bizler de KAHVEHANE arkadaşları idik.Bu dostlarım ( yaşça  büyükleri  olduğum için dostlarım diyorum)- kısıtlamamın olmadığı bir gün- beni aradılar. Falanca filanca bizler filanca arkadaşımızın bahçesine gidip ağaç altında oturup hasret gidermek istiyoruz seni özledik-asalete bakar mısınız- maskeni tak gel, gelirsen seviniriz dediler.Büyük  İslam alimi Ahmet Hamdi Akseki’nin bir kitabında okumuştum, diyor  ki “bir dostunun daveti  varsa NAFİLE ORUÇLU da olsan onu kırmamak için orucunu bozarak git” demişti. İşte ben de dostlarımı kırmadım gittim. Ancak giderken önümde bir Murat 124 taksi  gidiyordu, arka çamurluğun yarısı var yarısı yok, sol arka kapı iple tutturulmuş, kaportası  dökülüyor,terazisi de bozulmuş olacak ki sağa sola yalpa yaparak gidiyordu,ben de arkada  onu izlerken  Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirindeki dizeyi hatırladım ve “işte ben oyum” dedim. (1937 model araba).Murat 124 yalpalayarak nasıl gitti ise ben de bahçeye  öyle gittim. Bahçeye  girdiğimde,  maskeli olan, sandalyelerde mesafeli oturan  dostlarımı görünce sanki son model Mercedes’e döndüm.  MOREL(MORAL), yaşam enerjisinin  VANASIDIR dedikleri gibi ben de bahçeye  girince sanki yaşam enerjimin vanası açıldı.Gerçek dostlar yıldızlar gibidir,karanlık çökünce ortaya çıkarlar denildiği gibi  “evde kal” sloganının beni esir aldığı bu sıkıntılı anımda bana bu morali kazandıran dostlarıma şükranlarımı sunuyorum. Tabi iş bununla da kalmadı, Osman, ocağa güveci koymuş onunla meşgul, Recep ve İsmail avcı oldukları için av maceralarını anlatıyorlar, yani bir geyik muhabbeti gidiyor, bir ara söz aldım, ağzı var dili yok o yaban hayvanlarını neden öldürüyorsunuz deyince Recep, Av.Abi “mesela dedik” demez mi.Tabi gülme krizine girdik.Bu kriz bitti derken İsmail’in av köpeği gündeme geldi,Sakarya’dan bir av köpeği almış,gitmiş ormana, önlerine tilki çıkınca İsmail’in köpeği korkudan sahibine sığınmış.Yahu bu da mı mesela dedim,hayır bu doğru dediler, tabi yine güldük.(Allah herkesi güldürsün).Numan soğan soyuyordu , bakıyorum elin alışkın dedim,askerde iken arkadaşım Ahmet Ali benden kıdemli idi, bana hep soğan soyduruyordu dedi.Bu cevaba gülmedim zira kahvehanede bunun tersini söylemişlerdi.Yusuf aşçı olduğu için yapılan hiç bir şeyi beğenmedi ama en fazla da o yedi Bu arada yukarıda sözünü ettiğim her zaman elimi öpen kahveci Cemil de geldi, dirsek teması tokalaştık,en son o geldiği için misafir muamelesi gördü, biraz atıştırdı, mazeret beyan ederek  gitti. Bu arada şu hususta dikkatimi çekti, sabırla beklenen güveç pişince tabağını ve sandalyesini alan bir ağaç altına gitti. Tabi bu durum bana yayla mevlitlerini hatırladım. O günleri tekrar yaşamak dileği ile.

          Not/  Günümüzde her ne kadar kahvehaneleri küçümseyici söylemlere rastlanmakta ise de bunun tarihsel bir kültüre dayandığını, hatta o dönemin koşullarında  evsizleri, şairleri,gezginleri ağırlayan, otobüsten inip sabah erken bir başka  otobüsle yola çıkacak olanların otel parası vermemek için uğradıkları “sabahçı kahvehanelerinin” dahi yaygın olduğunu bilen birisi olarak diyorum ki geçmişimize sahip çıkmak adına Osmanlı’dan bu güne miras kalmış bu geleneksel kurumun  özellikle bu  Covit 19 döneminde her türlü yardımın yapılarak yaşatılmasının yerinde olacağını düşünüyorum.Hoşça kalın.

                                                                           İLHAMİ CANDEMİR

             

 

                                          

 

                                                                                                                                                                                                                                                          

Bu yazı toplam 2295 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim