• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 13 °C

ÖCALAN’LA MÜZAKERE VE HUDEYBİYE BARIŞI

Hasan Dinç

Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı ya da halk tabiriyle akıl hocası Yalçın Akdoğan yazdığı köşe yazısında “ İmralı görüşmeleriyle başlayan süreçte siyasi ve toplumsal destek büyük önem taşıyor” diyor. Peki, bu nasıl olacak? Ne yapılmalı ki halkın siyasi ve toplumsal desteği bu sürecin peşine takılabilsin? Yol belli, cevap hazır. “Halkın mümkün olduğu kadar dini duygularını bu politikanın dayanağı yapmak gerekir.”

Gerçekten bu yol beklenen sonucu verir mi? Tarihte çok denenmiş, istenen hâsıl olmuştur. Meselâ Muaviye Hz. Ali ile yaptığı savaşta yenilmek üzere iken Kur’an yapraklarını mızrakların ucuna takmak suretiyle bu yola başvurmuş, Hz. Ali’nin ordusu “Biz Kur’an-ı Kerim’e karşı savaşmayız” demişler ve savaşmaktan vazgeçmişlerdir. Böylece Muaviye bu hileli yolla yenilmekten kurtulmuş, İslâm âlemi 1400 küsur seneden beri içine sokulan bu fitneden kendini kurtaramamıştır.  Meselâ 1921 yılında o günün Adalet Bakanı Ali Rüştü işgalci Yunana ordusu için“General Paraskevopuls’un ordusu, şimdi süratle şiddetli harekâta devam edecek olursa, birkaç haftada Ankara önünde bulunacaktır. Yunan ordusunun başarısı için dua ediniz. Bu ordu bizim ordumuzdur” derken yine aynı yolu deniyordu. Yine dönemin İçişleri Bakanı Ali Kemal 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da TBMM açılırken o İstanbul’dan “Düşmanlar Teşkilat-ı Milliye’den (Yani Kuvay-ı Milliye’den) bin kere daha iyidir.” diyecek kadar bu yolu deneyen hainler arasında yerini alıyordu. Yine o günün önemli cemiyetlerinden Teâli İsl’am Cemiyeti 1920 de yayınladığı bir beyanname ile “Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiçte zararlı değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır” diyerek aynı yolu deniyor ve “Mümkün olduğu kadar halkın dini duygularını Damat Ferit Paşa’nın takip ettiği teslimiyetçi politikaların dayanağı” haline getirmeye çalışıyordu.

İmralı ile görüşme diyerek konuyu halk nezdinde masumlaştırmak aslında halktan bir şeyleri gizleme kaygısıdır. Doğrusu bu görüşmeler TERÖRİST BAŞI ABDULLAH ÖCALAN’LA yapılacaktır. Abdullah Öcalan ya da kısa adıyla Apo kimdir? Ankara 2 numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 23 Haziran 1999 tarih ve 1999/21 sayılı kararla oy birliği ile idama mahkûm edilmiş bir katildir. APO’ya ölüm cezası “Kurduğu silahlı PKK terör örgütü aldığı kararlar ve verdiği emirlerle sevk ve idare ederek, devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğü için” verilmiştir.

Şimdi böyle bir caniyle yapılacak görüşmeler için “Siyasi ve toplumsal destek talebi” ne acıdır ki adamlarının kendisine “Hoca Efendi” dediği bir zat-ı muhteremden ta Amerika’dan gelmiştir. Bu zat-ı muhterem gönderdiği canlı yayın paketinde “ İslâmiyet’in barış dini olduğu ifadesiyle kan içsek de kızılcık şerbeti içtik deyip müzakere masasına oturulmasını tavsiye etmekte, hatta Muazzez Peygamberimizin Hudeybiye barışını imzaladığını, gerekiyorsa el, etek öperek bile barışı sağlamamızı” dini bir telkin olarak televizyon kanallarından halkımıza seslendirmiştir.

Elbette dinimiz İslâmiyet bir barış ve esenlik dinidir. Zorunlu olmadıkça savaşa şiddetle karşıdır. Bu konuda dinimizin hükümleri açıktır ve barış konusunda Kur’an-ı Kerim’de şöyle denilmektedir. “Ey iman edenler, topluca barışa girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin aranızı açan belli bir düşmandır” (Bakara 208) “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a dayan. Çünkü işiten, bilen ancak O’dur” (Enfal 61) “Onun için gevşeklik etmeyin de sizler daha üstün olacakken barış için yalvarmayın! Allah sizinledir ve asla sizin amellerinize kıymaz.” (Muhammed 35)

Barış için bunları diyen dinimiz aynı zamanda şunları da mensuplarına telkin etmektedir. “Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah haksız saldırıda bulunanları sevmez” (Bakara 190) “ Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız. ; oysaki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz” ( Bakara 216) ve “Bundan dolayı onları savaşta yakalarsan, kendilerinden sonrakilere de gözdağı olacak şekilde ağır bir cezaya çarptır, belki ibret alırlar” ( Enfal 57)

Dinimizin savaş ve barışla ilgili emirleri kısaca yukarda olduğu gibidir. Bunun şartlara göre yorumlanması ise konunun uzmanlarına düşmektedir. Hudeybiye barışının terörist başıyla müzakerelere örnek gösterilmesini ise tarihimizdeki çoğu örneklerde olduğu gibi sorumsuz ve maksatlı bir yaklaşım olarak ve Türkiye’deki iktidar ortaklarının ihtiyaç duyduğu “Siyasi ve toplumsal destek” çağrısına bir katkı sunmak amacıyla yapıldığı kanaatindeyim. Çünkü:

Hudeybiye barışı hicretin 6. yılında Mekke’li kâfirlerle Medine’ye göçe zorlanmış Müslümanlar arasında yapılmıştır. Müslümanlar başta Peygamberimiz olmak üzere Mekke’ye gidip Kâbe’yi ziyaret etmek istemişler ve yola çıkmışlardır. Kâfirler ise gerekirse kuvvet kullanmayı da göze alarak onları Mekke’ye koymamayı kararlaştırmışlar ve kararlarını tebliğ etmek için Halit bin Velit başkanlığında bir heyet oluşturarak Müslümanlara göndermişlerdir. Bu sırada Hudeybiye’de konaklamış olan peygamberimiz heyetle burada görüşmüş, şartları Müslümanların aleyhine görünen fakat çok geçmeden aksi ortaya çıkan bir barış imzalamışlardır. İşte adı geçen Hudeybiye barışı budur. Bunun günümüzdeki terörist başıyla yapılması kararlaştırılan müzakerelerle ilgisi izaha muhtaçtır. Şöyleki:

 Hudeybiye Barışı Müslümanlarla kâfirler arasında yapılmıştır. Şimdi soruyorum.  Hükümetçe yapılması kararlaştırılan müzakerelerde kâfir tarafı ve Müslümanları hangi taraflar temsil etmektedir? Hoca Efendinin buradaki uzantılarıyla birlikte onlar gibi düşünen birçok kişi Türkiye’yi “Dar’ül harp” yani kâfir ülke kabul edip vergi bile verilmemesini istediklerine göre kâfir tarafı Türkiye, Müslümanlar tarafını da terörist başı ve katil çetesi mi temsil etmektedir?  Meselenin bu yönü ilgili Hoca Efendi tarafından açıklanmalıdır. Ayrıca inançları yönünden ülkelerini terk etmek zorunda kalanlar kimlerdir ve kimlere inançları için zulüm yapılmıştır? Mahkeme kararlarıyla sabittir ki Apo vatan topraklarını bölmek ve üzerinde ayrı bir devlet kurmak için silaha sarılıp dağa çıkan bir çetenin başıdır ve bu çete inanç mücadelesi değil etnik bölücülük mücadelesi vermektedir. Hoca Efendi konunun bu yönüne de İslâmi bir açıklama getirmelidir.

Bu konuya son bir mülahazamı ifade ederek yazımı tamamlamak istiyorum. Bilindiği üzere Hudeybiye barışı sadece taraflar arasında yapılmış ve üçüncü bir taraf aracı olarak bulunmamıştır. PKK ile müzakereler Oslo’da başlamış, İngiltere’nin müzahereti ile yapılmıştır. Şimdi başlaması kararlaştırılan terörist başı Apo ile müzakerelerde de üçüncü bir taraf bulunacak mı endişesi toplumda vardır. Acaba İngiltere Oslo’da iyi sınav veremediği için bu sefer aracı ülke ABD’mi olacak sorusu gündeme gelmektedir. Hoca Efendi’nin uzun yıllardan beri Amerika’da yaşamış olması ve konuya oradan müdahil olması akla ABD temsilcisi olarak müzakerelere o mu katılacak sorusunu da getirmektedir.

Herkesçe şu iyi bilinmeli ki Türkiye Cumhuriyeti 23 Nisan 1920 de bir Cuma günü büyük dini törenler, dualar, hatimler, kurbanlar ve gözyaşlarıyla kurulmuştur. O zamanda el etek öperek devleti yaşatmak isteyenler vardı. Buna rağmen bu devlet “milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyenlerin himmetli çalışmaları ve Cenab-ı Allah’ın inayetiyle kurulmuştur. Kimsenin bu milletten her ne adına olursa olsun, başkalarının toprakları üzerindeki emellerine göz yummasını ve sözde barış için boynunu müzakere masasına uzatmasını beklememesi gerekir. Gönlünden böyle geçirenler 90 sene önce kendileri gibilerin acı sonlarını bir kez daha düşünmeye davet ediyorum.

Bu yazı toplam 1771 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim