• BIST 107.439
  • Altın 142,531
  • Dolar 3,5528
  • Euro 4,1372
  • Bolu 33 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 33 °C

Okullarda Ders Zili Çaldı

Cevat Özsoy

İlk ve orta dereceli okullarda, biraz gecikerek de olsa, eğitim bu hafta başladı.

Aileler, imkânları ölçüsünde, eksikleri tamamlamaya, çocuklarını okullara hazırlamaya çalışıyorlar.

Devletimiz, geçmiş dönemlere göre, bütçeden eğitime en fazla pay ayırmasına rağmen, halkımız da bütçesinin çoğunu, “yeter ki çocuğum okusun” diye, eğitime ayırmak zorunda kalıyor. Dershanelerin kapatılması ile ailelerin bütçelerinde hatırı sayılır bir tasarruf olsa da, yine de etüt merkezleri gibi yerlere göndererek çocuklarının daha iyi bir eğitim alma çabası içindeler.

Fakat şu bir gerçek ki bunca gayrete rağmen, maalesef, arzulanan başarı elde edilememektedir. Çünkü bizim; günümüz dünyasından uzak, ezberci, tek tip, sorgulamayan bir eğitim anlaşımız var. Çocuklarımıza hayatla ilgili, kendi değerlerimizle ilgili bilgi aktaramıyoruz. Bugün, değil bir dilekçe, bir mektup zarfının dahi nasıl yazılacağını, pulun ne olduğunu bilmeyen diplomalı gençlerimiz var.

Gerçi Milli Eğitim Bakanlığı sürekli müfredat değişikliği yaparak, ezbere dayanan yoğun bilgi yerine, öğrencinin araştırıp bilgiye ulaşacağı ipuçlarının verildiği kitaplar hazırlıyor ama hâlâ arzulanan hedefe ulaşılamadığı görülüyor. Mevcut sistemin bozukluğu konusunda tüm kesimler ittifak halinde… Bu bozukluğu, aileler, okula gönderdikleri çocukları ile bizzat yaşıyorlar. Bir sokak ötesine çocuğunu gönderemiyor, okul önlerine bekçiler konuyor, öğretmenler dahi öğrencilerden nasıl korunuruz endişesi yaşıyor.

Anlaşılan eğitimde köklü bir değişime ihtiyaç var.

Milli Eğitim Müdürümüz İbrahim Çavuşoğlu bir toplantıda “biz, değerler eğitimine çok önem veriyoruz” demişti. Biz bu sözü çok önemli bulmuş; kendi kültürümüz, kendi değerlerimiz, kendi ahlâk anlayışımız konusunda yetişen nesli eğitmekte, şu veya bu nedenle, geç kalındığına işaret etmiştik.

Gerçekten, öğrencilerin bugün okullarda verilen bilgilerin çok daha fazlasını, günün bilişim imkânlarıyla öğrenme şansı vardır. Burada önemli olan, ahlâkî değerlerimizin (yardımlaşma, tasarruf, sorumluluk, dürüstlük, helal ve haram gibi) öğretmenlerimiz tarafından en iyi şekilde beyinlere nakşedilmesi lâzım ki bugün şikâyetçi olduğumuz televole kültüründen ve birçok olumsuzluktan kurtulmuş olalım.

Edebiyat öğretmeni olan kızım Ferhan’ın, Dörtdivan’da öğretmenlik yaparken, ders zili çalar çalmaz sınıfa girmesi öğrencilerin dikkatini çekiyor, kendisine, “niye hemen derse giriyorsun? Diğer öğretmenler 3- 5 dakika geç giriyor” dediklerinde kızımın “ben ders saatine göre maaş alıyorum, geç girersem aldığım para haram olur” demesi öğrencilerin dikkatini çekiyor. Çünkü, helal-haram kavramlarını din öğretmeninden başka kimseden  pek duymamışlar.

Bu arada, şunu belirteyim ki evlâdımızı dünyanın en iyi öğretmenlerinin bulunduğu bir okula versek dahi, anne-baba olarak bizim yapmamız gereken şeyler vardır. Sırtına markalı elbise, cebine bol para koyup özel okula göndermekle sorun çözülmez. Onun için her akşam çocuğu denetleyin, öğrendikleri ile ilgilenin. Öğrendiklerinin hayatla, çağla, inançla çelişen yerlerini sorgulayıp bilgilendirin.

Çocuğunu birinci sınıfa gönderen anne babaların da çocuklarını ruhsal yönden okula hazırlaması lâzım.

Ecdâdımız daha beş yaşında iken çocuklarını eğitmeye çalışırdı. Bakın çocuk okula nasıl hazırlanırdı:

O sene ilk kez mahalle mektebine gidecek çocuğa, aylar öncesinden okumanın fazileti anlatılır, çocuk okula gitmeye özendirilirdi. O gün geldiğinde ise akrabalar, komşular, arkadaşlar eve davet edilir, hep birlikte eğlenilir, okula başlama günü neredeyse düğüne dönüşürdü.

Aileler çocuklarını kendileri okula götürmezlerdi. Bu iş merasimle yapılırdı. Daha önce okula başlayan çocuklar el ele tutuşur, hocaları başlarında olduğu hâlde, ilâhîler, kasideler söyleyerek okula başlayacak çocuğun evine gelirlerdi. Bu sırada bütün mahalle, sokağın sağına soluna dizilir, manzarayı huşû içinde seyrederdi. Bir hoca eve girer, yeni alınan yaldızlı elifba kitabını açar, elifbanın ilk harfleri çocuğa tekrar ettirilirdi.

Bu merasim, kuşkusuz, çocuğun ruh dünyasını rahatlatırdı. Evde takdir görmek, uygulanan merasimin bir parçası olmak, nihayet mahalleli tarafından alkışlanmak, çocuğa ‘’farklı’’ olduğunu hissettirir, artık büyüdüğünü sorumluluk alma seviyesine geldiğini düşündürür. Tabiî o zaman da okula gitmemek için mızmızlanmaz, annesinin eteğine yapışmazdı.

Artık böyle şeyler olmuyor, olmadığı için de ilk kez okula başlayan çocuk, en büyük yalnızlığını okula başladığı gün yaşıyor. İlk kez bilmediği bir sisteme dahil oluyor. İlk kez başarısızlık korkusu kaplıyor çocuğu. Öyle ise Osmanlı modeli esas alınarak okula başlamadan önce okula başlamanın şerefine, evde akrabaların ve çocuğun arkadaşlarının katılımıyla bir toplantı düzenlenebilir. Hediyeler verilebilir. Öğretmenleriyle görüşülerek de onun okulu sevmesi sağlanabilir.

Öyle, bağırarak çağırarak, kızarak, herhâlde, bir yere varamayız.

Biz bu sene de okullar açılırken meseleye farklı açıdan bakıp tarihimizden de misaller vererek okuyucularımızı bilgilendirelim, dedik.

Düşüncemiz. daha iyi eğitim, daha güzel yarınlardır.

Bu yazı toplam 1232 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim