• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 9 °C

Okullarda rehberliğin önemi

Mustafa Namdar

        Uzun uzadıya bilimsel tanıma girmeden Rehberlik; kişilik kazandırmaya, yaşam için doğruyu bulmaya, yeteneği ortaya çıkarmaya, bireyin kendisi ve ailesinin sosyal ve ekonomik durumunun bilinmesine yönelik çalışmadır demek doğru olur.

        Bireyin, ilgisizlik nedeniyle olaylar karşısında şaşırıp hedef sapması yapmaması için rehberlik hizmetlerinin okullardaki önemi çok büyüktür. Rehberlik çalışması olmazsa ne olur? İşte yaşadığım olay. Ne olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

        Okulumuza geldiği iki yıldan beri başarısıyla dikkati çeken uyumlu, paylaşımcı, sevecen yapıya sahip çiçeği burnunda bir öğretmendi. Yabancı dille eğitim yaptığı için And. Teknik Lisesi ağırlıklı olmak üzere kimya dersine giriyordu. Okulumuzda öğretmen, öğrenci tüm personel onu çok sevmişti. İstanbul’da doğup orada büyümüş, eğitim-öğretimini orada tamamlamıştı. Erkek öğrenci ağırlıklı okulda görevi yadırgamamış, o artık bizim kızımız olmuştu...

        Bir gün elinde bir dosya kağıdıyla hışımla odama girdi. Elleri titriyor, al al olmuş yüzü, yol yol ıslak kirpik diplerinde damlalar birikmiş. Belli ki ağlamış. Şaşırmıştım. Hayrola hoca hanım, ne oldu böyle? Bu halin ne diyebildim.

        O doğru masama gelip elindeki kağıdı hırsla uzatarak, bu çocuk derhal okuldan atılmalı! Atılmalı böylesi çocuklar okuldan dedi gerisini getiremedi. Hıçkırıkla ağlamaya başladı.

        Ne oldu bu kıza? Kim ne yaptı ki bu hale geldi diye düşünüyor, bir yandan da dilekçeye göz gezdiriyordum. Hocanım dersini işlerken iki öğrenci sınıfta kavga etmiş. Hele otur, kendine gel, sakinleş. Ne oldu anlat dedim...

        Her şey sınıfta derste başlamış. Bir anası bir de yatalak hasta ağabeyi olan Kıbrıscıklı bir öğrencimizdi olaya neden olan. Üç yıl önce okula kayıt için annesi kolundan tutup getirmişti. Ayağında birinin arkası yırtık, birinin burnu delik angara lastiği vardı. Kısa bir pantolon, kolları kısalmış bir gömlek, belli ki ceketi yoktu. “Bu çocuk okuyacak mıdır bey! Bu çocuk okumalı" diyordu. "Bu uşak okuyacak ama nasıl okuyacak? Benim ne okutacak param, ne üstüne giydireceğim urbam, ne de burada barındıracak bir göz odam var. Kayıtların dolduğunu söylediler. Sen buranın başı değil misin? Aha da bu çocuk senin, ne yaparsan yap. Ben unu bunu annamam, bu uşağı burada bi zenaat sahibi yapacaksınız. Ben bugün varısam yarın yokum. Evde hastacak yatan bi yavrım daha varı. Bubaları tomruk altında kaldı öldü. Şimdi ne ederseniz edin" dediği o günü hatırladım. Aradan üç yıl geçmişti. Üç yılda hiçbir olumsuz davranışı olmadı. Derslerinde de hep üstün başarıyla bir üst sınıfa geçmişti. Bunda bir iş olmalıydı. Hele de bu çocuğun sınıfta ders işlenirken kavga etmesini aklım almıyordu. Öğretmenimi, gereken yapılacaktır diyerek gönderdim.

        Ertesi günü ben aratmadan sabahleyin gelmiş, odamın kapısı önünde başı önde bekliyordu öğrenci. Odama aldım. Konuşuyorduk, ağlamaktan iki kelimeyi biraraya getiremiyordu. Söyleyeceklerini bir türlü aktaramıyordu. Rahatlasın diye bir çay söyledim. “Rahat ol, anlat bakalım” dedim. Anlat ki biz de meraktan kurtulalım. Hem çayını iç anlat.

        Öğretmenim diyor iki de bir burnunu çekiyor, hıçkırıyor, derin bir nefes alıyor bir şeyler söylemeye çalışıyor ama ne mümkün, kelimeler yumruk olmuş sanki boğazını tıkatmıştı.

        Öğretmenim, bu okula nasıl kayıt olduğumu, ne zor şartlarda bu sınıfa geldiğimi biliyorsunuz. Bana emek verenlere karşı mahçup olmamak için nasıl gayret sarfettiğimi de biliyorsunuz.

        Ne var ki ben, bir iki aydır rahatsızım. Bir ayda birkaç kere doktora çıktım. Hepsinden sınıf öğretmenimin haberi var. Dizlerim ağrıyordu. Yürümekte zorlanıyordum. Her seferinde değişik ilaçlar veriyorlar ama bir türlü ağrılarım geçmiyordu. İlaçlarımı da siz alıyordunuz. Çok iyi bilirsiniz ki bu öğretmenime karşı en ufak bir saygısızlığım olmadı, olamaz da. Sanki beynimi bir kurt kemiriyordu. Ben de ağabeyim gibi yatıp kalkamayacak mıyım? İçimden söküp atamıyorum bu kurdu. Dün de doktordan gelmiştim. Sınıfta ağrılarımdan zor duruyordum. Arka sırada oturan arkadaşım iki de bir omuzuma dürtüp, hadi hadi, buldun işin kolayını. Doktor bahanesiyle kaytarıyorsun. Bize de anlat bu işin kolayını. İdareyi de öğretmenleri de kafaya aldın, hadi hadi işin iş diyordu.

        Kendisine yalvarıyordum. Ağrılarım olduğunu, rahatsız etmemesini söylüyordum. Bırak şu konuşmayı, bak hoca görürse çok ayıp olur. Bak yeni bir konu anlatıyor, sus da dinleyelim dedimse de o habire konuşuyordu. Bir ara anam ve evdeki yatalak ağabeyim aklıma geldi. Bana birşey olursa anam ne olacaktı, abime kim bakacaktı. Kimler bize bir yudum su verecekti? Dünyam kararmıştı. Sanki beynim durdu, gözlerim karardı. O hala daha hadi hadi kaytarmanın yolunu buldun. Bize de öğretsen ne olur sözünden sonra hiçbir şey hatırlamıyorum. Sınıfın ortasında nasıl kapıştık bilmiyorum. Arkadaşlarım zor aldılar üstünden, sanki çıldırmış gibiydim. Ayırdıklarında sınıfı terkedip gittim. Olay bu. Çok utanıyorum. Yüzünüze bakmaktan utanıyorum. Affedin beni diyecek cesareti kendimde bulamıyorum. Nasıl biliyorsanız öyle yapın dediğinde yağmur gibi dökülüyordu gözyaşları.

        Ertesi günü psikoloğa götürdüm, şiddetli bir depresyon geçirdiğini söyledi doktor. İki aylık bir tedavi uygulandı. Disiplin Kurulu’na olayı getirmiş, 5 gün okuldan uzaklaştırma cezası vermiştik iki öğrenciye. Öğretmeni de affetmişti.

         Düşünüyordum, rehberliği gerçek anlamda yapabilseydik yaşar mıydık bu olayı? Sınıf öğretmeni iyi takip edebilseydi öğrenci ruhsal dosyasını, olur muydu böylesi olumsuzluklar...

        Sonuçta okul bitti. Yıllar sonra mektubunu aldım. Almanya’ya gitmiş. Evlenmiş, çocukları varmış. Kimbilir şimdi çoktan emekli olmuştur. İnsanı olgunlaştıran hayatın törpüleri olmalı böylesi olaylar. Gene de illa ki deneyimli olmak için acıyı mutlaka yaşamak mı gerekli?

Bu yazı toplam 236 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim