• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Bolu 21 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 26 °C

Okuyucumla hasbihal

Hasan Dinç

Gazetemizde yazdığım yazılarla ilgili olarak, gazetemizin ziyaretçi defterine okuyucularımdan yorumlar gelmeye devam ediyor.

Okuyucularımın önemli bir bölümü, yazdığım konularda benimle aynı düşünüp olumlu tepki ve yorumlarını gönderirken, az da olsa benim gibi düşünmeyen okuyucularım bulunmakta ve düşüncelerini ziyaretçi defteri aracılığı ile hem bana, hem de okuyuculara ulaştırmaktadırlar. Elbette her konuda bütün okuyucularımın benim gibi düşünmelerini bekleyemem. Farklı her düşünceye açık ve saygılı olmak, bugünkü demokrat ve medeni seviyemizin bir gereğidir. Toplumun gündemindeki her konu, ancak bu yolla doğruya ulaşabilir.

Gazetemizin ziyaretçi defterini inceleyenler görecektir. Bundan önceki “CEHALETİN BU DERECESİ ANCAK…” başlıklı yazıma değerli okuyucularımdan gelen olumlu ve olumsuz tepkilere rastlanılmaktadır. Olumlu tepki vererek, benim gibi düşünenlere teşekkür ederim. O konuda benim gibi düşünmüş olmaları ve düşüncelerimi paylaşmaları beni mutlu etmiştir. Olumsuz tepki vererek benim gibi düşünmediklerini ifade edenlere de teşekkür ederim. En azından nerede ve neden farklı düşündüklerini medeni bir şekilde ifade edebilme olanağı bulmuşlardır. Onların bu farklı düşünce ve yaklaşımlarına saygı duyuyor, aynı saygıyı kendilerinden benim için de bekliyorum.

Okuyucularımdan gelen en anlamlı yorum, maalesef isimsiz. Değerli okuyucumla tanışmayı çok isterdim. Keşke kendisi için doğru kabul ettiği düşüncelerini yazdığı gibi, adını yazma gereği de duyabilseydi. Bu okuyucum Hasan Dinç'e diyerek başladığı yazısına, yazımdan aldığı bir cümle ile devam etmekte ve farklı düşüncelerini ifade ile ”İşimiz ülkücülere kaldıysa vay halimize. Hâlâ anlamadınız mı milliyetçilik, ırkçılık hiçbir ülkede fayda götürmemiştir. Dünyanın gelişmekte olan (geri kalmış) ülkelerini karıştırmak için büyük, katil devletler hep milliyetçileri kullanırlar. Örneğin siz Amerika'nın yerinde olsaydınız 6. filoyu taşlayan gerçek vatansever gençleri mi, yoksa o gençlere saldıran ülkücü gençleri mi kullanırdınız? Bu arada 6 milyar dolara Telekom'un satıldığı ülkemizin nadide(!) yöneticileri Amerika'dan 11 milyar dolara füze alıyor. Militarizme, savaşa, kan ve gözyaşına devam yani” diyerek sözlerini tamamlamaktadır.

İfadesinden açık anlaşıldığına göre, değerli okuyucum ülkücülüğe, milliyetçiliğe ve milli savunma için silahlanmaya önyargılı yaklaşmaktadır. Ülkücüleri ve milliyetçileri hep karşı kalemlerden okuduğu anlaşılıyor. Ayrıca ülkücülerin kendilerini anlatmakta yeterli olmadıkları da görülmektedir. Yakın tarihimizde iki gençlik grubunun, Türk gençliği üzerinde etkin oldukları bilinmektedir. Bunlardan birincisi ülkücüler, ikincileri devrimcilerdir. Birbirlerinden çok uzak görünseler de, çok ortak yönleri olduğu zaman, geçtikçe daha iyi görülmektedir. Bir kere her ikisi de antiemperyalisttir. Okuyucumun ifade ettiği gibi Amerikan 6. filosuna karşı çıkan ve Amerikan askerlerini denize atan devrimci grubun vatanseverliğinden ve Amerikan emperyalizmine karşı olduklarından asla şüphe edilemez.

Ancak o gençlere saldıranların da ülkücü gençler olduğu yalanını da kimse kabul ettiremez. Çünkü o tarihlerde ülkücü gençlik henüz teşekkül etmiş değildi. Ülkücü gençliğin teşkilatlanmaya başladığı tarih 1969 tarihi olup, üniversite gençliği içinde etkin rol oynadığı dönemler, bundan sonraki tarihlerdir. Türk Gençliği içinde ülkücülerin bu çok anlamlı çıkışı Komünist Rus emperyalizmine ve onların Türkiye üzerindeki emellerine karşı çıkmalarıydı. Bu onların Amerikan emperyalizminin yanında olduğu anlamına da gelmemektedir.

Ülkücülerin o dönemdeki en iz bırakan sloganları “NE AMERİKA, NE RUSYA, NE ÇİN; HERŞEY TÜRK TARAFINDAN, TÜRK'E GÖRE, TÜRK İÇİN” sloganıydı. Ayrıca devrimciler “Esir milletler haftasında” Vietnam'dan, Şili'den ve Küba'dan bahsederken, ülkücüler Komünizmin demir pençesinde inleyen Orta Asya Türklüğü için “ESİR TÜRKLER HAFTASI'NI” anmayı tercih ederlerdi.

Bu iki gençlik grubunun dünya üzerinde hakimiyet kurmuş iki ayrı emperyalist güce karşı farklı tavırları birbirlerine karşı mücadele etmelerine sebep olmuş, her iki grup da karşı gurubu mücadele ettikleri emperyalist grubun yanında yer almakla suçlamışlardır.

Okuyucumun ülkücülere bakışı da, böyle bir kanatın günümüze yansımasından başka bir şey değildir. Ülkücüler denildiği gibi, Amerikan emperyalizminin yanında yer almış olsalardı, 12 Eylül müdahalesini yapanların hem ülkücüleri hem de devrimcileri zindanlara doldurmalarını ve idam sehpalarına suçsuz oldukları sonradan anlaşılan eşit sayıdaki gençleri çıkarmalarını izah etmemiz mümkün olamazdı.

Ülkücüler bilinsin ya da bilinmesin, hem Türkiye için hem de dünya için önemli hizmetlerde bulunmuşlardır ve bunu yakın tarihimizi yazanlar elbette kaydedeceklerdir. Komünist Rus emperyalizminin Anadolu'ya sarkmasına ve sıcak denizlere inmesine ve dolayısıyla 1990'lı yıllarda yıkılıp dağılmasına sebep olanların ve o topraklar üzerinde beş bağımsız Türk Devletinin kurulmasının en etkin sebeplerinden biri, Anadolu'da bu emperyalizme mücadelesiyle geçit vermeyen ülkücülerdir. Şimdilerde ülkemiz üzerine karabulut gibi çöken Amerikan emperyalizminin akıbetini de Komünist Rus emperyalizminden farklı görmüyorum. Önce ekonomimizi, sonra iç ve dış siyasetimizi, daha sonra devlet yönetimimizi emperyalist cendereye alan ve Türkiye üzerindeki emperyalist isteklerini acımasızca dikte ettirenler ve onların içimizdeki hizmetkarları, kendilerini asla Türk milletinden kahrından kurtaramazlar.

Okuyucumun milliyetçilik hakkındaki kanatlarının da revizyona ihtiyacı bulunmaktadır. Milliyetçiliği nasıl yorumladığını, hele de ırkçılıkla karıştırmasını anlayamadım. “Milliyetçilik ve ırkçılık hiçbir ülkede fayda götürmemiştir” ve “Dünyanın gelişmekte olan ülkelerini karıştırmak için büyük katil devletler hep milliyetçileri kullanırlar” derken, bu kavram kargaşasını görmemek mümkün değildir. Eğer bir insan başka bir millet lehine faaliyette bulunuyor ve kullanılıyorsa, o zaten milliyetçi olamaz. Ayrıca milliyetçilikle ırkçılık birbirinde çok farklı iki kavramdır ve millet ırk kavramanın çok ötesinde sosyal bir realitedir. Irkçılığın milletler ve dünya için bir felaket olabileceğini, yakın iki dünya harbi göstermiştir. Milliyetçiliğin de milletler için felaketlerden kurtuluş reçetesi olduğunu, Türk İstiklâl Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu göstermektedir. Okuyucumuzun dediği gibi, emperyalist güçler Osmanlı'nın son döneminde milliyetçileri değil mandacıları, himayecileri kullanmışlar ve onları milliyetçilere karşı seferber ederek, milli direnişi kırmaya çalışmışlardır. Türk İstiklâl savaşını yapanların, bütün bu zorluklara rağmen yılmadan mücadelelerini zaferle sonuçlandırmaları, onların milliyetçi imanlarının gücüyle doğru orantılıdır. İstiklâl savaşını yapanların kendilerine “Kuvva-i milliye (Milli kuvvetler), gazetelerine Hakimiyet-i Milliye (Milli hakimiyet) ve hedeflerine Misak-ı Milli (Milli Ant) demeleri, ayrıca millet hakimiyetini esas alan, mili iradeyi hakim kılmak için cumhuriyeti kuran bu insanlara “katil devletler hep milliyetçileri kullanırlar” demek, bu konulardaki kafa karışıklığını da göstermektedir.

Şu andaki emperyalist güçler (AB ve ABD) bize ATATÜRK'Ü referans almaktan vazgeçin derken de, bu gerçekle karşılaşıyoruz. Atatürk Türk milliyetçiliğinin sembol ismidir ve emperyalizmin dünyada aşamadığı tek isimdir. Esir ve sömürge ülke halkları Atatürk'ten aldıkları ilhamla ülkelerinden emperyalist güçleri çıkarmışlar, bağımsız ve hür devletlerini kurmuşlardır. 20. Yüzyılın başında bir elin parmakları kadar az olan bağımsız devlet sayısı şimdilerde iki yüz üzerine çıkmışsa, bunda Atatürk'ün açtığı milliyetçi mücadele çığırının büyük etkisini görmemek büyük tarihi yanılgı olur. Emperyalizmin Atatürk'e ve onun şahsın da milliyetçiliğe açtığı savaşın insanlarımızın kafasında yaptığı tahribattan büyük üzüntü duyuyorum. Milliyetçiliğin insanlığın belası gibi gösterilmesi, aslında emperyalizme karşı en müstahkem kale olmasından kaynaklanmaktadır. Toplumları milli şuurdan ve milliyetçilik hissinden ne kadar uzaklaştırırlar ise, emperyalizmin işi o kadar kolaylaşmış olacaktır. Bize milliyetçilikten ve de milli his ve şuurdan vazgeçme teklifinde bulunanlar, gerçekte en büyük milliyetçi uygulamaları yapan güçlerdir. Bu güçlerin demokrasi kılıfı içinde dünyaya gözyaşı ithal ettiklerini ve demokrasi için Irak'a giren Amerikan askerlerinin oraya ne götürüp ne getirdiklerini artık görme zamanımız gelmiştir.

Amerikan başkanına ayakkabısını fırlatan gazetecinin milli duygularıyla hareket ettiğinden hiç şüphe etmiyorum. Ancak milliyetçilik milletler için felakettir diyenler Irak'ta emperyalist Amerika ile işbirliği içinde Irak'ı yönetmeye devam ediyorlar. Masum ve günahsız Irak halkının çektiği zulüm, sıkıntı, döktüğü gözyaşı ve karşılaştığı katliam, bütün insanlığın yüz karası olmuştur. Aslında milliyetçilik felakettir uydurmacası da emperyalizmin milletlerin direncini kırmak için kullandıkları yeni bir silahtan başka bir şey değildir.

Değerli okuyucumun milli savunma yönünden silahlanma konusundaki önyargılarını bu yazı içinde ele alamıyorum. Çünkü konu bir köşe yazısının boyutlarını aşmaktadır. Ancak değerli okuyucuma bu konuları açma fırsatı tanıdığı için teşekkür ediyor, ilgilerinin devamını diliyorum.

29.09.2009

Bu yazı toplam 835 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim