eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, eskişehir escort - ankara escort
  • BIST 105.515
  • Altın 161,176
  • Dolar 3,8814
  • Euro 4,5617
  • Bolu 9 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 9 °C

ON BİR AYIN SULTANI

Nizamettin YILDIRIM

 

Ramazanı yarıladık.

Bereket ve rahmet ayı hızla geçiyor.

Ramazan aynı zamanda kurulan iftar sofralarıyla, fitre ve zekâtla da anılır.

İftar sofralarından başlayalım.

Aile arası iftar ziyafetleri yanında kamu ve özel kuruluşlarının iftar ziyafetleri özellikle son 15 günde yoğunlaşır.

Ben ziyafet diyorum? Çünkü bu sofraların önemi bir kısmında gerçek ihtiyaç sahibi fakir fukara yok.

Aile arasındaki davetler beni davet ettiler ben de davet etmeliyim gibi bir zorunluluk arz ediyor.

İftar sofraları öncelikle fakir fukaranın ihtiyaç sahiplerinin doyurulduğu sofralar olmalı.

Devlet kurumlarının, özel kuruluşların ve şirketlerin iftarları da maalesef ziyafet niteliğinde.

Peki, olmasın mı? Elbette ki olsun, güzel bir gelenek ancak amacından da tamamen çıkarılmasın.

Gelelim fitre ve zekâtlara;

İddia ediyorum ki gerçek manada fitre ve zekâtımızı versek, hiç kimse aç-açıkta kalmaz.

Ben bu güne kadar hiç duymadım, şu fakire şu kadar zekât verilmiş dendiğini. Ufak tefek miktarlarda verildiğini duydum ama büyük miktarlarda zekât verilen bir ihtiyaç sahibini duymadım.

Zekât kırkta bir oranında verilir. Kırk bin liralık birikimi olan birisi bin lira zekât vermesi gerekir. Çevremize bir bakın bakalım bu kadar zekâtı verecek kapasitede kaç kişi var ve bu parayı veren kaç kişi var?

Sorsan herkes dini kurallar ve emirler konusunda hassas. Uygulamaya geldi mi herkes Hz. Salebe gibi oluveriyor.

Bir de zekât vermek ve hayır yapmak için neden ramazan beklenir? Diğer 11 ayda insanların ihtiyacı yok mu?

Hz. Salebe’ninhikâyesi hadis diye anlatılır. Bazı din adamları uydurma dese de verdiği ders önemli.

Hz. Salebe bir gün Peygamberimize gelir ve fakirlikten bıktığını, kurtulmak için dua edivermesini söyler.

Peygamberimiz sabret der. İkinci defa gelir dua ister, yine sabır tavsiye eder. Üçüncüde çok ısrar eder bunun üzerine Peygamberimiz dua eder.

Hz. Salebe’nin kısa zamanda koyun sürüleri olur. Bu arada işleri de artmıştır. Önce vakit namazlarını aksatır, derken cumalar aksar. En sonunda zekât memurlarının kırkta bir oranındaki zekât miktarı gözüne çok görülür memurları eli boş gönderir. Olay Peygamberimize aktarılır bunun üzerine “Salebe helak oldu” der. Günümüzde bunun için Ortadoğu’da kafa kesiyorlar. Bir müddet sonra Salebe zekâtvermek ister ancak kabul edilmez. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer de zekâtını kabul etmez. Hz. Osman zekâtını alır.

Bu hikâyede alınması gereken ders şudur. Dünya malı ahiretimimizi ihmal ettirmemeli.İslam’ın bir baskı aracı olarak kullanıldığı toplumlarda zekât gibi bir farzın yerine getirilmemesi ağır cezalarla cezalandırılırken, Peygamberimiz sadece manevi ceza vermiştir. Nihai ceza yâdamükâfat yeri ahret ve mahşer yeridir. Hiç kimse Allaha ait olan bu hakkı kendisinde görmemeli. Fatiha’da söylediği gibi “din gününün sahibi” Allah’tır.

İftar sofrasında şunu düşünelim. Oturduğumuz sofrada kaç fakir var? Yâda kaç fakire iftar ettiriyoruz?

Hiç olmazsa iftar ziyafetlerinden bir miktar kısalım da, fitre ve zekâtlara ilave edelim. Amacına daha uygun olur.

Ben öyle yapacağım.

Bu yazı toplam 764 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim