eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Bolu 8 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 5 °C

Onuncu yıl marşı tartışmaları ile ilgili düşüncemiz

Cevat Özsoy

İlimizde “onuncu yıl marşı yasaklanıyor” tartışmaları başladığında, konu ile ilgili bir yazı yazmayı hiç düşünmemiştim; fakat mesele öylesine büyüdü ki, mahalli basını da aşıp, ulusal basına kadar taşınması, hemen hemen herkesin bu konuda ki düşüncelerini ortaya koyması, bizi de, kırmadan, dökmeden, bir şeyler yazmaya zorladı. Çünkü burada sessiz kalmamız, görmemezlikten gelmemiz, en azından okuyucum açısından, doğru olmayacağı düşündük.

Konu, belki de hiç kimsenin arzu etmeyeceği şekilde, bu noktaya nasıl geldi?

Milli eğitim müdürü Yusuf Cengiz’in, daire amiri ve okul müdürleri ile yaptığı mutat toplantının bitiminde, öğrencilerin mezuniyet gecelerindelüxmekanlar da yüksek masraflar yapılıyor, bunun yanında onuncu yılmarşı söylemeye zorlanıyor; bu konuda velilerden de şikayetler geliyor, bunlara dikkat edilmesi şeklinde bir tavsiyede bulunuyor. Yasaklamaya dair bir tamim ve yazı yok.

Konu dışarıya sızıp basına yansıyınca, Milli Eğitim müdürü Yusuf cengiz, basınına “ şimdi onuncu yılmarşı mı kaldı, yüzüncü yıl marşını yazı yazacağız” gibi, biraza da, karşı tarafı ajite edici dil kullanarak dinamitin fitilini ateşliyor.

Maalesef, bizim ülkemizde devletin en üst tepe noktasından başlayarak en aşağıya doğru, konuşmanın nereye varacağını düşünmeden, ulu orta konuşmak gibi bir hastalık var. İşte böylesi düşünülmeden yapılan konuşmalar her şeyi kırıp döküyor, ondan sonra da toplaması zor oluyor.

Peki, nedir bu Onuncu yıl marşı? O günkü Cumhuriyet Fıkrası iktidarının geçmiş on yılını kutsayan, bir yerde, geçen 10 yılın propagandasına dönük yazılmış bir marş…

Ne deniliyor bu marşta? “Demir ağlarla ördük yurdu dört baştan” gerçekten öylemi?

Sadece Kayseri – Sivas arası, Niğde- Malatyav.s… Diğer 8619 bin km demiryolu beğenmediğimiz Osmanlı döneminde yapılmış. Demek ki öyle yurdumuz baştan sona demir ağlarla örülmemiş…

Ve yine marşın kıtaları arasında “imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz”  diye bir cümle var. Gerçekten öylemi?  Halk çullar içinde çarıkla idare ederken, kıyafetinden dolayı Ankara’ya girmesi yasaklanıyor; buna karşılık, belirli imtiyazlı kesim tarafından Paris modelleri kapışılmakta, kuyruklu ceket, silindir şapka; balolara, dans ve kutlamalara yetişmek için koşuşturulmaktadır. Anlaşılan marşta söylendiği gibi, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle oluşturamamışız.

 Burada, bunları marşı tenkit etmek için yazmıyorum, sadece bir tespitti bulunuyorum. Zaten, 28 şubat dönemine kadar kimsenin bu marşla ile ilgili bir sorun olmadı; ama bu dönemde, onuncu yıl marşı, bir kamplaşma, ötekileştirme olarak kullanılmaya başlandı. Normal toplantılarda, konferanslarda,yemeklerde; hata konserlerde bile birden ayağa kalkılıp onuncu yıl marşı icraedilmeye başlandı. Hani birilerini olur olmaz yerde “tekbir”  diye bağırması gibi…

Eğer marşın kıtalarında ki “bir hızla kötülüğü boğarız, karanlığın üstüne bir güneş gibi doğarız”  diye birilerini kast edip, sizi boğacağız diye bir imada bulunursan, elbette karşı cepheden de tepkigelecektir.

Zaten bu marşın öyle olur olmaz söylenmesinden sadece bir kesim değil, CHP’liler bile şikâyetçi…

Bir zamanlar CHP yönetim kurulu üyeliği yapan Enver Ersever “ onuncu yılı geride bıraktık, artıkyüzüncü yıl marşına bakalım” diyor. Bu düşünceye  destek veren  cumhuriyet Gazetesi yazarı Ali Sirmen 2010 yılında yazdığı bir yazısında “onuncu yıl marşını bilen biri olarak yıllar yılı bu marştanbir adım ileri gidememiş olmamızı bende eleştirdim, yeni başarı hedefleri n gerekliliğini söyledim.Doksanıncı yıllara merdiven dayamışız, hala onuncu yıl marşına saplanıp kalmışız, geçmişi yaşamakla  beraber geleceğe dönük olarak ta“ arkadaş benim o konuda söyleyecek bir sözüm yok “ anlamı taşır, bütün mesele geçmişe sahip çıkarken, geleceği yöneltmeye talip olmak” diyor.

Gerçekten, Milletvekilimiz Tanju Özcan, yirmi Milletvekili ile Bolu’ya çıkartma yaparken, ülkenin ve Bolu’nun geleceği ile ilgili bir düşünce ortaya koydu mu?  Zaten bir gelecek tasavvuru olsa idi, yıpranan iktidar karşısında, halkın teveccühünü kazanmaları zor olmayacaktı.

Son olarak şunu söyleyebiliriz ki, kimseyi ötelemeden, ötekileştirmeden kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi başkasına yapmamamız ilkesini benimsersek, zannediyorum, bu kavgalar olmayacaktır. Öteki ile ne kadar duvar örersek o kadar güçsüz kalacağımızın bilinmesi gerekiyor.

Okullarımız da 10 milyon dan  fazla gencimiz var. Bu gençlerin potansiyelini önemseme, onları ayıretmeden değer verme, onlara sahiplenme hepimizin olmazsa olmazı olmalıdır.

Esasında Cumhuriyette bizim, hilafette bizim, Atatürk’te bizim, Vahdettin’de bizim gerçeğimiz. Hiçbirini yok sayamayız. Mesele, tüm bu değerlerimizi, günün şartları içinde, artı ve eksileri ile kabul edebilmektir. İşte o zaman Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesine ulaşırız.

Yoksa, bu anlamsız kavgalar, bizim tüm enerjimiz bitiriyor, zararını ise hep beraber çekiyoruz.

Bilmem, anlatabildim mi?_

Bu yazı toplam 1984 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim