• BIST 1.408
  • Altın 461,090
  • Dolar 8,0625
  • Euro 9,6585
  • Bolu 15 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 15 °C

ORMANIN ÇIĞLIĞI

İlhami Candemir

 

                                        

                    Sayın okuyucular, bu gün sizlerle ORMANIN  ÇIĞLIĞINI paylaşmak istiyorum. Biliyorum “ormanın çığlığı da mı olur muş” diyorsunuz.Evet  oluyor ama duyan yok.Nasıl mı? şöyle; İklim değişikliği bir yana  eskiden  bu kadar yıkıcı seller  olmuyordu, eskiden bu kadar yıkıcı heyelanlar  olmuyordu, eskiden bu kadar çığ felaketleri  olmuyordu. Peki bu olanlar neyi anlatıyor?  Orman benim yakamı  bırakın  diyor ama  anlayana sivri sinek saz anlamayana  davul-zurna az misali bizler bu çığlıkları hala duymuyoruz.  Peki bu çığlıkların nedeni neymiş ona bir bakalım;  

                    Sayın okuyucular, tarihin derinliklerine indiğimizde  İNSANIN daima ormanlarla iç içe yaşadığını, her zaman biri birleri ile ilişki içinde olduklarını görürüz. Biri birleri ile ilişkilerinde ORMANLAR  sıfır(0) kan  gurubu  gibi daima  verici, insan ise  AB kan gurubu gibi genellikle alıcı olmuştur. Gerek  DEVLET ve gerekse İNSANLAR “yumurta için tavuğu kesmemişler” aksine ormanlardan hem nemalanmışlar ve hem de   bakımını  ve korunmasını üstlenmişlerdir. Hem DEVLET  hem  İNSANLAR diyorum, nedeni ise geçmişte  bir kısım ormanlar devletin, kalanı ise gerek kumu kuruluşlarının ve gerekse  insanlarındı  ama  bu özel ormanlardan yararlanama prosedürü yine devletin inisiyatifinde olmuştur ve ormanlar iş birliği içinde korunmuştur. Demem o ki ormanlar hiçbir devirde kendi haline-kaderine terk edilmemiştir. Daima devlet babanın himayesinde olmuştur. Örneğin  1858 de  yürürlüğe konulan 1274 Tarihli Arazi Kanunnamesi,1285 tarihli Orman Nizamnamesi  gibi düzenlemeler devletin  ormanlara yaklaşımının daima  pozitif  olduğunu  kanıtlamaktadır.

               Sayın okuyucular, görüldüğü gibi geçmişten bir-iki laf ettim ,  eğer    orman – insan ilişkilerinin ne olduğunu, karanlık çağlardan başlayarak bu günlere getirmeye çalışırsam-insanın ormanda kaybolması  misali- tarihin derinliklerinde kaybolurum, işin içinden çıkamam. Biraz detaya girsem bu kez de yazılanlar bir kitap olur ki bir gazete köşesinde makale için ayrılan kısım yeterli olmaz.  Bu nedenle gelin hep beraber Cumhuriyet  döneminden bu günlere yansıyan hataları konuşalım;

Cumhuriyet döneminin ki ilk orman kanunu 1937  tarihli , 3116 sayılı orman kanunudur.  Bu kanuna göre ormanlar-Osmanlı döneminden gelen hükümlere paralel olarak- , Devlete ait ormanlar, Kamu tüzel kişilerine ait ormanlar (umuma ait-özel idare,belediye vs.) ,Hususi(özel-şahıslara ait) ormanlar ve  Vakıflara ait ormanlar olarak dörde ayrılmıştır. Ancak bu ormanların işletilmesi -yukarıda değinildiği gibi- daima devletin  denetimi altında  yapılabilmiştir. Taaaaki 1945 yılına dek.1945 yılında yürürlüğe konulan 4785 sayılı kanunla-hak sahiplerinin itiraz ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile- TÜM ORMANLAR DEVLETLEŞTİRİLMİŞTİR. VE  nihayet  3116 sayılı ilk orman kanununu yürürlükten kaldıran ve halen meri olan orman kanunu ise 1956 yılında yürürlüğe giren 6831 sayılı orman kanunudur.

       Sayın okuyucular , işte ormanların çığlığına neden olan  uygulamaların çoğu maalesef bu kanun(6831) döneminde olmuştur. Nasıl mı? Demokrasiye geçildikten sonra ,siyaset arenasında her zaman zirvedeki yerini muhafaza eden OY KAYGISI ile çıkarılan  AF KANUNLARI  , NÜFUS ARTIŞI nedeniyle  insanlar tarafından  gündeme getirilen aşırı taleplerin yerine getirilmesi için verilen TAVİZLER ormanların canına okumuştur. Bu durum toplumsal vicdanların isyanına neden olduğundan bu husus 1982 Anayasasının 169.maddesi ile Anayasal güvenceye alınmıştır. 169.maddede,  “Devlet,  ormanların  KORUNMASI ve  SAHALARININ GENİŞLETİLMESİ için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır, ormanlar mülk edinilemez, zaman aşımı ile kazanılamaz, yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir, kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz, ormanlarla ilgili af çıkarılamaz, orman sınırlarında daraltma yapılamaz” denilmesine rağmen  “ yumurta için tavuğu kesmek” gibi olsa da ormanlardan azami şekilde gelir elde edebilmek  düşüncesi, anayasayı göz ardı etme nedeni olmuştur ve gökten yağmur yağar gibi  yasalar çıkarılarak ormanlar adeta -grizu patlamasına maruz kalmış maden ocağı gibi- tar-ü mar edilmiştir. Oldu olacak biraz daha detayına girelim bakalım; 1971 yılından 2000 yılına dek 29 yılda ormanla ilgili sekiz kanun çıkarılmıştır.( 1971 de 1744 sayılı, 1983 de  2896,1986  da 3302,1987  de 3373, 1988  de 3493, 1995 de 4114,2000  de  4569 ve 4570 sayılı yasalar ) .Çıkarılan bu 8 yasa ile  adeta  orman tahribatının kapısı aralanmaya başlanmıştır. Orman yok edilmiş, yerine fındık bahçesi yapılmış, VER tapusunu, çay bahçesi yapılmış, VER tapusunu, yerleşim yerine dönüşmüş, VER tapusunu derken kapı ardına kadar Aralanmış. 2003 yılından 2020 yılına kadar 17 yılda ise orman kanunu ile ilgili tam 19 yasa çıkarılmıştır. (2003 yılında 4999, 2004 yılında  5177 ve 5192, 2008 yılında 5728 ve 8801, 2009 yılında  5831,2010 yılında 5995 ve 6001,2011 yılında 6217 ve 6111,2012  yılında 6292(çok önemli, 2/B yasası) 2013 yılında 6444,2014 yılında 6527 ve 6552,2016 yılında 6745,2018 yılında 7139, 2019 yılında 7201,2020 yılında 7255 sayılı yasa)           Bu  yasaların hemen hemen kısm-ı küllisi(çoğu) ormanın aleyhine sonuç doğuran kanunlardır. Turizm faaliyetleri için  TESLİM ET  ormanı, altın madeni için teslim et ormanı,taş ocağı için teslim et ormanı,mermer ocağı için teslim et ormanı,petrol araması için teslim et ormanı,saraylar yapılacak teslim et  ormanı, spor kompleksleri yapılacakmış teslim et ormanı. Not/Yukarıda fındıklık ve çay bahçelerinden söz ederken “TESLİM ET demedim, VER dedim, zira o işler KANUNLA  yapılmıştır, ormanın mülkiyeti verilmiştir, “ TESLİM  ET” ibaresi ise yukarıda sözünü ettiğim kanunlara  dayanılarak yapılan idari tasarruflarla  ilgili işlemler için kullanılmıştır ki bu idari tasarruflar ormanın mülkiyetinin teslimine yönelik değil kullanmaya yönelik tasarruflardır.)Hani Anayasaya göre devlet “ormanların KORUNMASI için gereken önlemleri alacaktı, görülüyor ki  tam tersine ve anayasaya rağmen ormanların korunması bir yana  TAHRİBİ için her türlü yasal ve idari  düzenlemeler yapılmıştır. Her ne kadar yine Anayasanın 168.maddesinde tabii servetlerin ve kaynakların işletilmesi kanunla olur denilmekte ise de  bu kanunlar,  169.maddedeki “ormanların  korunması” “ilkesini ihlal edici nitelikte olmamalı. Esasen Anayasanın bu iki maddesine, yasa yapma tekniği(tedvin) açısından bakılırsa önce  tabii servetler ve kaynaklarla ilgili madde düzenlenmiş ve sonradan ormanların korunması ile ilgili madde düzenlenmiştir. Bu ne anlama gelir “her yasa yorumunda olduğu gibi- sonraki yasa(madde) daha canlıdır, üstün nitelik taşır.(Sonraki yasa önceki yasayı kovar).Bu nedenle ruhsatlar verilirken anayasanın 169.maddesinde belirtilen “ormanların korunması” ilkesi her zaman göz önünde   bulundurulmalıdır. Aksi halde tasarruflar anayasaya aykırılık ile malul(sakat) olur. Ne yazık ki bu aykırılık da göz ardı edilmektedir.

Bakalım ormanlara bu yasal düzenlemelere dayanılarak yapılan müdahaleler  ne kadar sürecek göreceğiz.

              Hoşça kalın.31/01/2021

                                                                                 İLHAMİ CANDEMİR

         

 

 

Bu yazı toplam 1167 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim