• BIST 89.109
  • Altın 146,701
  • Dolar 3,6410
  • Euro 3,9269
  • Bolu 5 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 10 °C

ÖTEKİLER!

N. Gürkan Yetkin

12 Haziran seçimlerine çok az bir süre kalmasına rağmen, gerek ulusalda gerek yerelde yayın yapan basın kuruluşları takip edildiğinde, sanırısınız seçime üç parti giriyor.

Tüm yayınlar Ak Parti, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi üzerinden dönüp duruyor.

2002 seçimleri öncesine döndüğümüzde, aynı durum o tarihte mecliste temsilcileri bulunan partiler için geçerli idi. O tarihteki yayınları gözden geçirseniz, sanırısınız Anap, MHP ve DSP dışında parti yok! Hatta yeni koalisyon alternatifleri yazılıp çizilmekte idi. Sonuç?

Ak Parti tek başına iktidara geldi!

Yemek yemek için bir lokantaya gidiyorsunuz. Sizi karşılayan şef, mönüyü önünüze koyuyor. Mönü kalabalık!

Tek tek listeyi gözden geçiriyorsunuz!

Seçmek zor çünkü alternatif fazla! Canınızın en çok ne istediğini içinizden geçiriyorsunuz! Sonra bir karar verip siparişinizi veriyorsunuz!

“Güzel bir mevsim salatası ,1.5 İskender!”

Şef garson, ”çok özür dileriz ama iskenderimiz kalmadı! “

“O zaman Çoban kavurma ve yanında pilav!”

“Kavurmanın sonunu az önce sipariş veren müşterimize verdik!”

Bu muhabbet canınızı sıkıyor ve sinirli bir şekilde “o halde ne var?”

“Adana, çoban kebabı veya makarna!”

“Ben bunların hiçbirini yemek istemiyorum! “

“Yerseniz!”

İşte şu an yaşanan seçim mönüsü tam böyle! Liste kalabalık. Hatta seçim günü oy kullanacak vatandaş, oy pusulasını gördüğünde ilk önce bir şaşkınlık yaşayacak!

“Ya bu parti de mi seçime girmiş?”diye kendi kendine soracak! Ne ilindeki milletvekili adaylarını tanır ne de il başkanını!

Peki bu durumun kabahatlisi vatandaşlık görevini yerine getirmeye çalışan, getirmediğinde para cezasına çarptırılan, seçmeme özgürlüğü bulunmayan “cumhur” mu?

Gün boyunca haber peşinde koşturan haberciler veya basın kuruluşları mı?

İddia ortaya koyamayan, halka sunacak politika üretemeyen siyasi partiler mi?

Listeye itibar etmeyen cemaatler mi?

Şu tüm dünyada kabul gören bir gerçek!

Halk, dayatmalardan hoşlanmaz! Dayatmalara karşı direnç gösterir ve tepki koyar!

Bu gün iktidarın, muhalefetçe eleştirilen yönü olan muhafazakar değerleri ön planda tutuşu, halk tarafından aradan geçen bu kadar zamandır hala beğeni buluyorsa bunu durup derin bir şekilde incelemek lazımdır.

Özellikle Büyük Önderin hayatını kaybettiği 1938 sonrasında, inançlı insanların manevi duygularına uygulanan baskı. Gerici damgasıyla toplumda aşağılama. İnanç özgürlüğüne saygı gösterilmemesi ve bu özgürlüklere getirilen sınırlamalar, etki tepki ikilemi ile bizi bu günlere getirdi.

Bu durumu tam olarak sosyoloji bilimi açıklayabilir!

Aslında bu mekanizma garip bir su terazisi gibi çalışır. Dün belli değerlere sahip çıkan ve bu sebeple baskı görmüş, zulüm görmüş toplum, güç eline geçtiğinde bir nevi bu yeni durumu iç güdüsel bir tepki olarak intikam alma mekanizmasına dönüştürür. Bu, yeni bir tepki doğmasına sebebiyet verir.

2002'den bu yana iktidar, tüm kurumlarda ciddi idari tasarruflarda bulunmuştur. Bu tasarrufları kullanırken kendi gibi düşünen, kendi siyasi felsefesini benimsemiş kişileri bulundukları dip noktalardan en üst noktalara çıkararak yapmıştır. Doğal olarak bu tasarruflar imkanlarını kullanırken, kendisi gibi düşünmeyen ve asla düşünmeyecek olan kişilere baskı uygulayarak yapmıştır.

Yeni cumhuriyetin mayasında bulunan devrimci ruh, ciddi bir psikolojik travma içersine girmiştir.

İktidar ve iktidara güç veren destek veren anti-devrimci ruh, akla hayale gelmeyen taktikler ile gücünü daha da arttırma ve gücü muhafaza etme çabasına girmiştir. Son sınav skandallarının altında yatan gerçek sebep budur. Yargı müdahaleleri sayesinde daha çıkmamış, basılmamış kitapların taslaklarının toplatılması bu saldırganlığın ulaştığı son noktadır.

Ancak sistem her daim alternatifini oluşturur. Bu, o kadar kısa sürede gerçekleşmez. Bir tohumdan koca bir ağaca dönüşüm gibi, uzun, ama sabırlı bir süreç gerektirir. Zaman, biz sabırsızlar için bunaltıcı olsa da tohumların fidana dönüştüğü gerçekliği yeni umutları aşılamıştır.

Heykelleri yıkanlar sanırlar ki, o heykel yok olmuştur! Heykeli yapan sağdır daha bir şevkle yenilerini yapar! Bir yıkılan heykel yerine on tanesini şekillendirir. Her biri onlarca heykel yapacak olan yeni, isyankar onlarca heykeltıraş çıkarır.

Resimleri yakanlar, yırtanlar sanırlar ki, o resimler, o tablolar yok olmuştur!

O resmi yapanın ruhu hayatta olduğu sürece, kırbaçlanmış bir deli tay gibi daha bir hızla sarılır yarışa! Binlercesini üretebilir!

Basılmamış kitabın tüm taslaklarını toplatanlar sanırlar ki, bu kitapta yazılanların okunması engellenmiştir. Peki yazılanların okunması engellenebilmiş midir?

Üretebilme yeteneği olanlar var oldukça, üreteni destekleyenler de olacaktır!

Bu gün emeğini ve geleceklerini çaldığınız, kaderlerini değiştirdiğiniz gençler elbet günü geldiğinde bunun hesabını soracaklardır! Sürülen, emekliliğe zorlanan ve zulüm görenlerin çocukları, bugün sebebini anlayamadıklarını anladıklarında haksızlığa isyanlarını göstereceklerdir.

Bir gün mutlaka ötekilere de söz sırası gelecektir!

12.05.2011
 


Bu yazı toplam 1197 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim