• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 18 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C

PKK’LI TERÖRİSTLERE EVET DİYENLER TÜRK ASKERİNE HAYIR DİYOR

Hasan Dinç

PKK’LI TERÖRİSTLERE EVET DİYENLER TÜRK ASKERİNE HAYIR DİYOR

7 Haziran seçimlerinden sonra ülkemiz terörün korkunç yüzüyle bir kere daha karşı karşıya geldi. Yıllarca süren çözüm sürecinin sahte saldırmazlık uygulamaları PKK’ya tam bir hazırlık fırsatı verdiğini şimdi hep birlikte öğrenmiş bulunuyoruz. Dağıtılan silahlar, gömülen patlayıcılar, kurtarılmış bölgeler, egemenliği ele geçirilmiş şehirler ve kendi güvenliğini bile sağlayamayan güvenlik güçlerimiz. Her gün şehit cenazeleriyle yürekleri parçalanan anne ve babalar. Mutluluğu bir türlü yaşayamamış gözü yaşlı eşler. Yetim yavrular ve işin mahiyetini bile anlayamamış bebekler ve bütünüyle birbirinin boğazını sıkmaya hazır bir toplum. Bütün çıplaklığı ile gizlenemeden yaşanılan acı gerçek bu.

Böyle durumlar her ülkede zaman, zaman görülebilir. Bilhassa dış destekli şer odaklar toplumda birlik duygusunun zayıfladığı, yönetim zafiyetinin ortaya çıktığı dönemlerde iç karışıklık, çatışma, bölünme ve isyan girişimlerinde bulunabilirler. Nahak yere binlerce insan katledilebilir. Bunun için sorumlu siyaset adamları uygun gördükleri tedbirleri devlet yöneticilerine teklif ederek bu tür iç huzursuzluklarının bir an önce sona erdirilmesine katkıda bulunurlar. Ülkemizde bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bölücü terörün son günlerde azgınlaşan faaliyetleri; insanlarımızın mal, can ve namuslarına yönelmiş saldırıları; güvenlik güçlerimizi hedef almış silahlı ve bombalı tecavüzleri milli infiali en yüksek düzeye çıkarmıştır. İşte bundan dolayı MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli hükümete çağrıda bulunarak bölgede sıkıyönetim ilân edilmesini teklif etmiştir. Sayın Devlet Bahçeli bu teklifini kamuoyuyla da paylaşmış ve şöyle demiştir.

“Türk milleti peş peşe gelen acı ve kara haberlerle sarsılmaktadır. Felaket ve musibetler Türkiye’yi çembere almakta, köşeye sıkıştırmaktadır. Çözüm ve yıkılma projelerine bel bağlayan müzakere ortakları ülkemizi kanlı bir maceraya elbirliğiyle taşımışlardır. Süreç ihanetiyle derlenip toparlanan, silahlanıp militan takviyesi yapan kiralık cinayet örgütü PKK tam bir ölüm ve şiddet makinesine dönmüştür. Artık sözün bittiği, her türlü mazeretin tükendiği noktaya kayıplar eşliğinde gelinmiştir. Terör Türkiye’yi acımasızca vurmakta, Türk milletine ağır bir fatura çıkarmaktadır. Teröre verilen her taviz şahadet ve gözyaşı olarak geri dönmektedir. 57 vatan evladının kanı Oslo’dan İmralı’ya kadar pazarlık yapan şeref ve namus yoksullarının üzerine sıçramıştır. Çözülme süreci Türkiye’yi terörün kucağına itmiştir. Türkiye’nin bir bölgesi yönetilemez hale gelmiştir. Devlet Doğu ve Güneydoğu’da güvenlik ve kontrolü kaybetmiştir. Terörün zirve yaptığı şu günkü şartlarda Milli Güvenlik Kurulu olağanüstü toplanmalıdır. Ayrıca Anayasa’nın 122. Maddesine uygun olacak şekilde şiddet ve dehşet manzaralarının olduğu il ve ilçeleri de kapsayacak ölçüde ülkemizin bir bölümünü mutlaka sıkıyönetim tedbirleriyle emniyete almak zorunludur. Bunun nasıl olacağı ise Anayasa’nın 122. Maddesinde ayrıntısıyla belirtilmiştir. Bunun sonucunda ise kanlı bir iç savaş kaçınılmaz olarak gündeme gelebilecek, sonuçta Türk milleti bizzat devreye girerek meşru müdafaada bulunabilecektir. Herkes ayağını denk almalıdır. Türkiye’nin üç beş soysuza boyun eğmesi, küresel ve bölgesel güçlerin maşası olan hainlere göz yumarak teslim olması ham bire hayaldir. Öncelikle seçim gündeminin çok acil geri plâna atılmasının yanında, devlet ve milletin el ele vererek bu günkü karanlığı aşması için yol ve çareler üretilmelidir. Türkiye elimizden kayıp gitmektedir. Terör 78 milyon Türk vatandaşını hedef almış, varlığımızı ve birliğimizi sabote etmek için pusuya yatmıştır. Kaybedecek vakit yoktur. Çünkü başka bir Türkiye olmadığı gibi, sığınacağımız, gideceğimiz, göç edeceğimiz başka bir coğrafyası da olmayacaktır”

Peki MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin bu teklifine karşı Başbakan, AKP ve CHP yetkilileri ne tepki vermişlerdir. Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu teklifi “Sıkıyönetim yılları geride kalmıştır. Sıkıyönetim davetinde bulunmak sorumsuzluktur. Demokrasinin askıya alınmasına asla izin vermeyeceğiz. Demokrasi yerine sıkıyönetim isteyenlere seçim meydanlarına çıkma şansı kalmaz” diyerek değerlendirmiştir. AKP’li Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ömer Çelik ise konuyu “Türkiye’de sivil siyasete zarar veren, demokrasiyi gölgeleyen bu tip çağrılar her zaman için Türkiye açısından olumsuz sorunlar doğurur. Devletin kurumları işliyor, güvenlikle ilgili tedbirler alınıyor. Siyasi yolları ıskalayıp sıkıyönetimi gündeme getirmek doğru talepler olamaz. Şu anda kamu düzenine dönük milli birlik ve kardeşliğin korunmasına dönük hükümetin aldığı tedbirlere siyasi partilerin destek vermeleri daha doğru olur. Sıkıyönetim gibi açıklamalar başka çağrışımlar yapan açıklamalardır. Böylesine tek başına zikredilmesi yanlış anlaşılmalara yol açacak açıklamalardır” diye değerlendirmiştir. CHP Genel Sekreteri Sayın Gürsel Tekin ise konuya “Aklıselim bir tutum ile süreci götürmek gerekir. Her şeyi askere havale etmek,  denenmişi tekrar gündeme getirmek doğru değil. O zaman vatandaş sormaz mı? Asker her şeyi yapacaksa siyaset ve siyasiler ne yapar?” anlayışıyla yaklaşmaktadır.

Sıkıyönetim bir anayasal kurum olup tamamen demokrasinin içindedir. Zaman, zaman demokrasilerin düşebileceği sıkıntı ve buhranlardan çıkabilmesi için geliştirilmiş, bütün demokrasilerde mevcut bir yönetim şeklidir. Yani denildiği gibi demokrasi dışı değildir. Bizim anayasamızda da bu yönetim 122. madde ile düzenlenmiş şekil ve esasları tespit edilmiştir. Anayasamızın 122. Maddesi aynen şöyledir. “Anayasamızın tanıdığı hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelen ve olağanüstü hal ilânını gerektiren hallerde daha vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması veya savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması veya vatan veya cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan, Bakanlar Kurulu, Milli güvenlik Kurulunun da görüşü alındıktan sonra, süresi altı ayı aşmamak üzere yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde sıkıyönetim ilân edilebilir. Bu karar, derhal Resmi Gazetede yayımlanır veya aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayına sunulur. TBMM toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağrılır. TBMM  gerekli gördüğü takdirde sıkıyönetim süresini kısaltabilir, uzatabilir veya sıkıyönetimi kaldırabilir.”

Görüldüğü gibi ülkemiz anayasamızda sıkıyönetimi düzenleye madde de sıkıyönetimin ilânının gerektiren bütün şartları yaşamaktadır. O halde MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin hükümete tavsiyesi tamamen anayasaya ve demokrasiye uygun bir tekliftir. Başbakanın, AKP ve CHP yetkililerinin itirazları doğru değil tamamen duygusaldır. Başbakanın dediği gibi bu şartlarda sıkıyönetimi davet etmek değil, sıkıyönetim tedbirini işletmemek sorumsuzluktur. Hele de Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ömer çeliğin dediği “devletin kurumları işliyor, güvenlikle ilgili tedbirler alınıyor” ifadesi ülkemizin şu andaki gerçeğiyle hiç örtüşmemektedir. O nedenle sıkıyönetim tavsiyesi “Türkiye’de sivil siyasete zarar veren, demokrasiyi gölgeleyen, yanlış anlaşılmalara yol açan tavsiyeler” değil sivil siyasetin içinden çıkılmaz ettiği demokrasiyi ve milli birliği güçlendirme amacına yönelik demokratik ve anayasal bir tedbirdir. CHP Genel Sekreteri Sayın Gürsel Tekin’i ise anlamak hiç mümkün değildir. Ona göre “Her şeyi askere havale etmek doğru değildir. O zaman vatandaş asker her şeyi yapacaksa siyaset ve siyasiler ne yapar?”sorusuna verilecek cevap bulunamazmış. Sayın Gürsel Tekin şimdi vatandaşımız zaten soruyor ve diyor ki “Bu şartlarda askerimiz duruma müdahale etmeyecekse biz bu güçlü orduyu niye besliyoruz. Ülke bütünlüğü, milli birlik ve kardeşlik, devletin üniter yapısı ve cumhuriyetimiz düşman tehdidi altında iken ordumuzu karargâhları içinde mahkûm etmenin ne anlamı vardır? İlle de sivil siyaset diye kişisel egolarımızı daha nereye kadar rehber edineceğiz.”

Evet değerli okuyucularım! İktidar ve Ana muhalefet partileri bu durumda bile ordumuzu devre dışı bırakmak için elden geleni yapmakta, Ordunun anayasal görevini demokrasi dışı ilân edebilmektedir. Daha da kötüsü Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi devletin yönetiminden çıkmış, PKK’nın egemenlik kurduğu bölge haline gelmiştir. Ordumuz eli ayağı bağlı halde olaylara sadece seyirci olmakta buna da demokrasi denilmektedir. Demokrasi adına bölgede isyancı, bölücü güçlerin bütün faaliyetlerine imkân tanınırken ordumuzun duruma anayasal yetkilerle müdahale etmesine fırsat verilmemektedir. Yani kısaca demokrasi teröre, bölücülere, ayrılıkçılara, dış güçlerin maşalarına imkân tanımak ve ordumuzun eli ayağı bağlanmak için araç olarak kullanılmaktadır. Milletimiz elbette bunun hesabını 1 Kasımda sandıkta görecektir.

Bu yazı toplam 1366 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim