• BIST 97.533
  • Altın 146,268
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 11 °C

RAHMETLİ CAHİT DİNÇTÜRK’TEN ALINTILAR

Bülent Dinçtürk

 NEDEN BOLU DENMİŞ
TARİH
kitaplarından okuduğuma ve eskilerin ağzından dinlediğim göre, 1071 Malazgirt zaferinden sonra Türkler, Anadolu’nun batısına doğru ilerlemeye devam ettiler. Alpaslan’ın Oğlu Melikşah, Emir Süleyman Şahı, Kızılırmak ile İstanbul arasındaki bölgeyi almaya memur etti ve bölgeye yerleştirilmek üzere 100.000 Türkmeni emrine verdi. 1074’te Bolu’ya yerleşen Türkmenler, Bizanslıların çok önceleri Balkanlarda getirdikleri Bulgar, Peçenek, Uz ve Kuman Türkleri ile kolayca kaynaştılar. Balkanlardan gelen Türkler Türkçe lisanlarını, örf ve adetlerini bölgeye benimsetmişlerdi. Selçuklu akınları sırasında da Bolu’yu Horasanlı Aslahaddin ve Semerkantül Ali fethetmişlerdi.
Haçlı Seferleri sırasında Bolu’ya kısa bir müddet Trabzon Rum Pontus hakim oldu. 1197’de burası ikinci defa fethedildi 1308’de de Moğolların eline geçti. Osman Gazi zamanında Osmanlı orduları buraya girdikleri zaman kumandanlar inceleme yaparlar, çok sayıda müslüman yatırı görürler ve:  Burada bol uluğ var, derler ve Bol Uluğ mevkii zamanla Bol Ulu ve “Bolu” olarak anılmaya başlar.
Muhsin KARAMANOĞLU
ÇeIe Dergisi
*
SAATÇİ
Hacı Zihni Efendi, Bolu’muzun sevimli simalarından, Saraçhane Camii bitişiğindeki muvakkithanede saatçilik yapan mütevazi bir zattı. Şüphesiz o da her evli insan gibi bir erkek evladının olmasını isterdi. İlk çocukları dünyaya geldiğinde:
- Zihni Efendi, bir kız çocuğun oldu, diye müjdelemişler. Güler yüzle:
- Makbulüm, adı da ‘Makbule” olsun, demiş.
İkinci çocuğun doğumunu da müjdelemişler:
- Zihni Efendi, bir kızın daha oldu, demişler.
-Aman ne mürüvvet, adı da “Mürüvvet” olsun demiş. Üçüncü çocuğu olmuş.
- Zihni Efendi,yine bir kızın oldu, demişler:
- Pek çok memnun oldum, adı da “Memnune” olsun, demiş. Dördüncü çocuğunun olduğunu da haber verirler:
- Hacı Zihni Efendi, bu sefer de bir kızın oldu, derler.
- Oh ne büyük Nimet, adı da “Nimet” olsun, der. Beşinci çocuğu da kız olunca, ne diyecek diye merak ederler ve:
- Hacı Zihni Efendi, beşincisi de kız oldu, derler.
- Peygamber Efendim ‘Kız çocuğu çok olanın, rızkı da çok olur’ buyurmuşlar. Allahın hikmetinden sual edilmez, bunun adı da ‘Hikmet” olsun, der, hiç eseflenmez
*
GEREDELİNİN BİSİKLET HİKAYESİ
GEREDELİ
deyince akla, çok düzgün pazarlık yapan, pazarlığın bütün inceliklerini bilen kimseler gelir. Bu kaidedir. Kayseri’li bile onların yanında belki de ikinciye kalır. Gerede’linin biri oğlunu sünnet ettirecekmiş. Oğlan sünnet olacağı zaman şart koşmuş. Demiş ki:
- Evet, sünnet olurum ama, bana bir bisiklet alırsın,
Babası da demiş ki:
- Oğlum, madem öyle, bu sünnet de olacak, bisiklet de alınacak.
Adam bisikleti alacak ama, aldanmak da istemiyor. Ne yapsın, bir komşusuna sormuş:
- Yahu Ahmet Ağabey, bizim oğlan sünnet olacak ama, şart koştu, bir bisiklet almazsan sünnet olmam diye, E, biz de bu bisikleti alacağız. Yalnız aldanmayalım, bu pazarlık işine benim pek aklım ermez, sen bana bir akıl ver, demiş. Komşusu:
- Bisikleti, demiş, git İstanbul’dan al komşu. Gece bin arabaya, sabahleyin İstanbul’a in. Sirkeci’de bisiklet satan yerler var. O dükkanlardan alacağın bisikleti bir kararlaştır. Kararlaştırdıktan sonra,
bekle o dükkanın önünde. Sabahleyin dükkan sahibi dükkanı açar açmaz, bismillah de, gir içeri, siftah senden olsun. Ondan sonra adama sorarsın, “Yahu şu bisiklet kaç para?” Adam ne derse sen yarısını verirsin ve bu vaziyette aldanmazsın.
- Peki ağabey, demiş. 0 gece atlıyor otobüse, sabahleyin beş buçukta Sirkeci’de. DükkanIarı şöyle bir dolaşır ve bir bisiklette karar kılar. Biraz bekler, nihayet dükkan sahibi gelir. Dükkanı açar ve bu da dükkan sahibi ile beraber içeri girer. Selam, Aieykümselam..
- Buyrun, der dükkan sahibi.
- Yahu bey, biz bir bisiklet alacağız ama, şu dışardaki bisiklet hoşuma gitti, bunun fiyatı nerelerde?
Adam, geçmiş gün o günkü fiyatıyla ‘Yüz lira” der. Yüz lira deyince, komşusu öğretti ya:
- Ağa, alalım bunu güzel ama biraz fazla söyledin, biz buna elli lira verelim, der. Satıcı bir bisiklete bakar, bir alıcıya bakar, bir dükkana:
- Yahu, siftahı kaçırmayalım, yetmiş olsun, atmış olsun derken, “Peki, elli olsun,” der, siftahı kaçırmak istemez. Dükkan sahibi de tesadüfen yahudi imiş. Bizim Gerede’li şöyle bir sağına bakar, bir soluna bakar:
- İyi dedin, hoş dedin amma, gel şunu yirmi beş yapalım, der.
- Yahu, olur mu, falan derken, “peki yirmi beş olsun”, ardından Gerede’li gene kırar fiyatı, on iki buçuk olsun, on olsun derken, dükkan sahibinin burasına gelir, dertlenir:
• - Arkadaş. şuraya bir siftah parası at, bisikleti al git, der. Geredeli:
- Tamam, der, anlaştık şimdi. Bir siftah parası veririm ama, iki bisiklet alırım, Ve dolayısıyle bizim Gerede’li, yahudiye bir siftah parası vermek suretiyle iki bisikleti alır, gelir.

08.02.2012

 

Bu yazı toplam 1451 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim