ankara escort ankara escort bodrum escort ankara escort ankara escort ankara escort porno izle kayseri escort

  • BIST 109.050
  • Altın 153,876
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • Bolu 6 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara -1 °C

Ramazan yaklaşırken

Hasan Dinç

Önümüzdeki Cuma günü Ramazan ayını idrak edeceğiz. Bu aya “On bir ayın sultanı” denildiği gibi “Mağfiret ayı, Gufran ayı” da denilmektedir. On bir ayın sultanı nitelemesinin ne anlama geldiğini bilmeyenimiz yoktur da, mağfiret ayı ya da gufran ayı ne anlama gelmektedir. Bunların açıklanmaya ihtiyacı bulunmaktadır. Bu iki kelime Arapçadan dilimize girmiş dini terimler olmasına rağmen, kullanım genişliği kazanmamış ve halk dilinde kullanılmayan iki kelimedir. O nedenle anlamı halk tarafından bilinmeyen kelimelerdir. Bu iki kelime aynı kökten doğmuş af, bağış ve acıma anlamlarına gelmektedir. “Mağfiret ve Gufran ayı” demek, Tanrı'nın kullarına acıyarak onların günahlarını affedip bağışlamasının gerçekleştiği ay demektir.

Ramazan ayını ayların sultanı, mağfiret ve gufran ayı yapan özellik, bu aya özel ORUÇ ibadetidir. Oruç günün belli bir zamanında Allah rızası için bazı insani ihtiyaçlardan uzak durmak demektir. Oruç, bütün dinlerin ortak ibadetidir. Kur'an-ı Kerim'in “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara 183) ifadesinden anlaşılmaktadır. Ayrıca Oruç ibadeti, tutuluş şekli ve süresi farklı olmak kaydıyla Uzak doğu dinlerinden Budizm ve Hinduizm'de de bulunmaktadır. (Bakınız, Yaşayan Dünya Dinleri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları)

Ramazan ayını diğer aylardan farklı kılan bazı etkinlikler daha vardır. Mesela her akşam yatsı namazının arkasından kılınan TERAVİH namazı; Bu ayda verilmesi gereken FİTRE parası; varlıklı Müslümanların yaşlı dul, yetim ve yoksulları iftar yemeği için sofralarına davet etmeleri; gündüz ya da gece camilerde hafızlar tarafından MUKABELE diye adlandırılan (Her gün Kur'an-ı Kerim'in 30'da birinin okunması) Kur'an okunması ve belki de İslâmi eğitimin en dikkate değer yanı olan dini vaaz ve konuşmalara ciddi bir ağırlık verilmesi bu aya özel etkinliklerdir.

Vaazlar genel olarak dini ve ahlâki karakterli konuşmalar olup, genelde yetkili vaizler tarafından verilmektedir. Vaizlere bu yetkiyi Diyanet İşleri Başkanlığı vermekte, bu yetki verilirken de önceden tespit edilmiş kriterler vaiz adaylarında özellikle aranmaktadır. Görüldüğü gibi çok ciddi elemelerden sonra, vaizlik yetkisi alan bu kişiler Diyanet İşleri Başkanlığı adına konuşmakta, ihtiyaca göre bağlı il ve ilçelerdeki müftülüklere atanmaktadırlar.

Vaizlik, cemaatle din adına doğrudan temas kuran yegâne müessese olup, gerçekten çok önemlidir. Yukarda da ifade edildiği gibi, camilerde ciddi eğitim çalışmaları yapan, bu alanda halkın ihtiyacı olan dini bilgileri aracısız veren bir müessesedir. Vaizler camilerde kendileri için yapılan kürsülere oturarak, bilhassa Cuma günleri Cuma namazından önce, Ramazan ayında ise her gün halka seslenmekte ve konuşmaların plânlamaları müftülüklerce yapılmaktadır. Tam bir dokunulmazlık içinde ele aldıkları konuları cemaate anlatır, ancak namaz sonrası konu ile ilgili kişisel sorulara cevap verirler. Bu işi layıkıyla yapanların, İslâm Dinine elbette büyük hizmetleri dokunmakta, sadece dindarlara değil, dine uzak kalmış hatta dine soğuk bakanları bile İslâm'a kazandırıp onları huzura kavuşturmuşlardır. Zaman zaman başka dinlere inananları bile İslâm'a kazandırdıkları ayrıca ateistleri bile ikna edip sıkı bir mümin yapanları bile vardır.

Görevlerinde böyle başarılı olanlara selâm olsun.

Ben 32 senedir Bolu'dayım. Riya yapmayı, hele de yalan söylemeyi hiç beceremem. Gerek Cuma günleri, Gerek Bayram günleri ve gerekse Ramazan ayında bütün akşamları vaizlerin bu konuşmalarını dinlemek için hep camiye erken gidenlerden olmuşumdur. Bir önemli işim yoksa, mutlaka vaizleri dinlemişimdir. Ancak üzülerek söyleyeyim ki, şimdiye kadar doyurucu bir konuşma dinlediğimi hatırlamıyorum.

Bunlara ilimiz müftüleri de dâhil. Yalnız hakkını teslim etmeliyim ki, halen Tekirdağ Müftüsü Sayın Ahmet Okutan'la, halen Bilecik Müftüsü Sayın Tayyar Şafak bu söylediklerimden istisnadır.

Anlatılan hikâyeler, konu bütünlüğü olmayan konuşmalar, günümüz insanının ihtiyaçlarına cevap vermeyen yorumlamalar, samimi ve içten olmayan peygambere övgü, naat ve selamlar, tekrarlanmaktan sakızlaşmış ibareler ve kalıplaşıp klişeleşmiş temenni ve dilekler artık vaizlerin vaazlarını dinlenilemez, yararlanılamaz hale getirmiştir. Bazıları ise kürsü dokunulmazlığını cemaati azarlama, onlara hakaret etme, eliyle ve parmağıyla cemaati tehditler, yüksek ses tonu ve bağırmalarla halkı sindirmeler, sadece yılda iki defa bayram namazına ve haftada bir Cuma namazına gelen ve ibadetlerinde devamlılık gösteremeyen kardeşlerimizi “Burada sizin ne işiniz var” derecesinde dışlayıcı konuşmalarla onları tahkir ve tezyif etmeler sık görülen ve hoş olmayan tespitlerdir. Bunlara daha nice olumsuzlukları eklemek mümkündür. Ancak bir tane daha var ki, affı mümkün değildir. O da bazen din adına yapılan konuşmaların dinin gerçek hükümleriyle paralellik göstermemesidir. Yani din adına din dışı şeylerin anlatılması ve tebligatının yapılmasıdır. Doğal olarak bu durum bırakınız inanmayanları, başka dinlerde bulunanları İslâm'a kazanmayı; kurtuluşu, huzuru ve iki cihan saadetini İslâm'da bulanları bile dine soğuk bakmaları sonucunu doğurmakta kalplerine şüphe tohumları düşürmektedir.

İslâm Dini'nin ana kaynağı Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an'da her konuya açıklık getirildiği gibi, dini tebliğ metodu da anlatılmıştır. Meselâ Allah (C.C.) tarafından dine davetin kesinlikle reddedeceği bilinmesine rağmen, Hz.Musa'yı firavuna gönderirken yaptığı şu telkine herkesin dikkatini çekerim. “Varın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler yahut korkar.”(Tâhâ suresi ayet 44) Bunun üzerine Hz. Musa'nın Allah'tan dileği önem kazanmakta ve şöyle demektedir: “Kardeşim Harun'nun dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum” (Kasas suresi, Ayet 34) Aynı konuda Peygamberimize ise “Ey resulüm! Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. Ve O, hidayete kavuşanları da iyi bilendir.”(Nahl suresi, Ayet 125) Yine buna benzer şu ilahi tavsiyeye de kulak vermek gerekir. “Yürüyüşünde orta bir yol tut. Sesinden de yüksek perdeleri eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir.”(Lokman suresi, Ayet 19) Yine Peygamberimizin peygamberlikle ilgili görev sınırını belirtirken, “Buna rağmen eğer yüz çevirirlerse, ey Muhammed artık sana düşen sadece açık bir tebliğden ibarettir.” (Nahl suresi, Ayet 82) diye buyurmaktadır. Görülüyor ki dinimizde dini telkin ve öğütler güzel konuşma, yumuşak konuşma, hikmet (bilgi)li konuşma ve zorlamama esasına dayanmaktadır.

Bütün vaizlerimize dinimizin bu güzel metodunu ve vaazlarının insanların gönüllerinde yer tutmasında ancak bu yolla kalıcı olabileceğini hatırlatırım.

Bu ölçüler içinde bir Ramazan ayı idrak etmek ve Ramazan ayının bütün nimet ve bereketinden yararlanmak dileğiyle bütün insanların Ramazanını, içindeki mübarek Kadir gecesini ve sonunda yaşayacağımız bayramı şimdiden tebrik ederim.

18.08.2009

Bu yazı toplam 1210 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim