• BIST 82.300
  • Altın 147,981
  • Dolar 3,8287
  • Euro 4,0719
  • Bolu 5 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C

REFERANDUMA HIZLA

Hasan Dinç

  Anayasalar devletlerin kuruluş aşamasında üzerinde ittifak edilen içtimai mukavele ya da bu günkü Türkçe ile toplum sözleşmeleridir. Bu anayasalar devletin yapısını, çatısını, temel organlarını, bu organların yetki ve işleyişini düzenleyen köklü metinlerdir. Anayasalar çağdaş devletlerin modern ve medeni yapısından esintiler taşırken milli ihtiyaçlara cevap veren milli renk ve dokularla, geleneksel değerlerle barışık bir hal arz eder.

   Anayasalar değişmez donmuş ve katılaşmış metinler değildir. Toplum yapısı canlı ve zamanla değişen özelliklere sahiptir. Bu değişmeler hep ileriye ve yeniye doğrudur. O nedenle toplumlar hiçbir zaman geriye götürülemezler. Anayasalar da toplumla birlikte ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda zaman içinde yenilenme ve değişikliklere ihtiyacı duyarlar.

   Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasası 1924 anayasasıdır. Bu anayasa günümüze kadar iki defa bütünüyle değişikliğe uğramış ve yeniden yazılmış olsa da 1924 anayasasının özünü, rengini ve ruhundaki toplumsal sözleşmeye uygunluğu hiç kaybetmemiştir. Yani devletin şekli ve ana özellikleri hep aynı kalmıştır.1924 anayasası gelişen ve değişen toplum ihtiyaçlarına cevap veremez duruma geldiğinde, doğal seyri içinde yapamadığı değişiklikleri müdahale ve ihtilaller aracılığı ile yapmak mecburiyetinde kalmıştır. 1960 ve 1982 anayasaları bu zorunlu değişiklik imzalarını taşıyan anayasalardır.

   Sivil iktidarlar anayasa değişikliği ya da değişen, gelişen şartlara uygun yeni anaya yapamazlar mı sorusu kısa demokrasi tarihimiz içinde hep sorula gelmiştir. Bilhassa 1982 anayasasında yapılan 27 ye yakın değişiklik bunun olabileceğini göstermiştir. Siyasi partilerimiz kendi çıkar ve gelecek endişeleri ile değil milli ihtiyaçları dikkate alarak konuya yaklaşım gösterirlerse uzlaşma sağlanmakta ve değişiklikler gerçekleşmektedir. Ancak, her zaman siyasi partilerimiz bu anlayışı maalesef sergileyememekte, siyasal parti çıkarlarını milli çıkarlarımızın önüne geçirmektedirler. Böyle olunca da siyasal gerginlik ve kavgalar ülkeyi kargaşa ve keşmekeşe, milleti cepheleşmelere götürmektedir.

   Siyasal partilerimizin bu anlaşılmaz kavgasından yararlanan bazı kötü maksatlı mihraklar, ilk anayasanın toplumsal anlaşma ruhuna uygun düşmeyen yeni tekliflerle milletin karşısına çıkmakta, cumhuriyetin yeniden kurulması teklifini dillendirmektedirler. İkinci cumhuriyetçiler olarak da bilinen ve milletimizin birlik, beraberliği ile devletimizin üniter yapısını hedef alarak milli devletimizi yıkmak isteyenlerin bu havadan yararlandıklarını gözden uzak tutmamak gerekmektedir. Onlar da çok iyi bilmektedirler ki, yukarıda söylediğimiz gibi anayasalar ne kadar değişirse değişsin, kuruluş anındaki ruh ve renk aynı kalmaktadır. Bu milli ruh ve rengi ortadan kaldırmanın biricik yolu, temeli oluşturan milli mutabakat ve toplumsal sözleşmeye son verip, yeni bir zemin üzerinde anlaşma temin etmektir. Bunun siyasal sözlükteki anlamı ise, Türkiye Cumhuriyetine son vermektir.

   Şimdi bir anayasa değişikliğine veya yeni bir anayasaya ihtiyaç var mı? Sorusuna, elbette diye cevap vermek gerekir. Değişen, gelişen ve dinamik bir toplum olan Türk Milleti, her modern toplum gibi çağın ihtiyaçlarına cevap veren bir anayasa ile yönetilmek hakkına sahiptir. Milletimiz, mevcut anayasamızla modern ve medeni bütün ihtiyaçlarına maalesef cevap bulamamaktadır. Demokratik ve medeni haklarımızı tam kullanamadığımızı, hürriyetlerimizin yersiz müdahalelere açık olduğunu söylemek ve bunların giderilmesi için gayret göstermek bu devletin seviyeli her vatandaşının görevidir.

   Ancak bu ihtiyaçlardan ziyade, gelecek endişesiyle yapıldığı hissi verilen ve sona yaklaşılmakta olan bir teşebbüsle karşı karşıyayız. Milletin ihtiyaçlarından ziyade, iktidardan sonrası için adli düzenlemeler endişesi sezilen anayasa değişikliği, toplumu ve siyasi hayatı germiş, demokrasi tarihimizde örneği az görülen ve arzu edilmeyen olaylara gebe bir durumla milleti yüz yüze getirmiştir. Siyasi partilerimizin istenmeyen bir çekişmesi gibi gerçekleşeceğine inandığım önümüzdeki 12 Eylül 2010 Pazar günü yapılacak referandum, yeni siyasal kavga ve dargınlıklıların ve toplumsal cepheleşmenin zeminini oluşturacaktır. Milli birlik ve beraberliğe çok ihtiyaç duyduğumuz ve bölücü mihrakların dış destek ve yardımlarla harekete geçtiği şu dönemde, böyle bir siyasi kavga sebebi olan anayasa değişikliğine ve de bir partinin tek başına bu teşebbüsüne gerçekten i ihtiyaç var mıydı? Bütün herkesi derinden düşünmeye davet ediyorum.
   Not: Önümüzdeki hafta Türkiye’de ve Bolu’da referandum sonuçları nasıl olur? Bilhassa Bolu’da sandıklardan nasıl bir sonuç çıkar? Bu soruların cevaplarını kendi açımdan irdelemeye çalışacağım.

13 Temmuz 2010


Bu yazı toplam 767 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim