• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 3 °C

REFERANDUMUN DEĞERLEN-DİRİLMESİ

Mustafa Öz

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumun sonucuna herkesin saygı duyması gerekir. Ancak referandumun ülkemiz ve ülkemizde siyaset icra edenlerce iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çıkan sonuçlara bakıldığında Anayasa değişikliğini yapan, meclisten geçiren ve referanduma götürüp birlikte hareket ettiği blok ile %58 Evet çıkmasını sağlayan AKP iktidarının başarısı ortadadır. AKP iktidarı referanduma seçimlerde harcadığı enerjiden daha çok bir çaba göstermiş adeta canla başla çalışmış bu uğurda maddi, manevi hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Seçim yasaklarına kadar eleştirilere aldırmadan Devletin imkânları kullanılmıştır. Özellikle TRT Kurumu ve Cemaatlere ait Basın ve TV'ler, Yandaş medya bu referanduma geleceklerinin BEKASI olarak algılamış AKP teşkilatlarının yapamadığını, onların ulaşamadıklarını onlar tamamlayarak ülke insanı Adam Adama markaja alınmıştır. Referandumun Ramazan ayına denk gelmesi EVET Blok unun işini daha da kolaylaştırmıştır.

Hayır, tarafını oluşturan grupların genellikle sol görüş etrafında toplanması nedeniyle Bu Blok içinde görünen MHP'nin hayır gerekçeleri sol ile birlikte hareket ediyorlar kanıt içinde kaybolmuş, PKK ile ateşkes sözleşmesinin yapıldığı aşikâr ortada olduğu halde bu bile tam anlatılamamış sonuç %58 Evet %42 Hayır çıkmıştır.

Referanduma katılım ülke genelinde %77 olarak gerçekleşmiştir. Bunun anlamı şudur. Ülkede100 vatandaştan 23 kişi sandığa gitmemiştir. Yani Evet de dememiş, hayır da dememiştir. Bu sandığa gitmeyenlerin %6'sı BDP nin Boykot çağrısına uyanlardır.

Bu durumda Referanduma Her 100 kişiden 44 kişi Evet 33 kişi Hayır demiştir. Bunun anlamı işe ANAYASA İçin milli bir mutabakatın gerçekleşmediği ancak aritmetik % ile Anayasanın Referandumda kabul edildiğidir.

İktidarın Referandum propagandalarında DEMOKRASİ çıtasını hep yüksek tutmuş bunun başlangıç olduğunu seslendirmiştir. Uygulamalarda ve referandum sonuçlarının tahlilinde DEMOKRASİ samimiyetine karşı bir güvensizlik olduğu ortadadır.

PKK'nın yönlendirdiği siyaset ülkede kırılma noktası oluşturacak noktaya gelmiştir. Belki şehitlerde sandığı yapılan gizli mutabakata rağmen boykot ettirmiş bazı şehirlerde ise devlet otoritesini tamamen olmasa bile şekli hale getirmiştir.

İktidarın bu derin güvensizlikleri nasıl aşacağı bundan sonra, nasıl adımlar atacağı dikkatle izlenecektir. Bu anayasa ülkenin sorunlarını çözmemiş beklentileri daha da yükseltmiştir.

REFERANDUMUN MHP AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Hayır diyenlerin içinde konumu en zor olanı MHP idi iktidarın BDP ile aynı safta yer almakla suçladığı MHP neden hayır dediğini, neden hayır cephesinde yer aldığını anlatamadı, anlatmakta zorlandı! Anayasa Değişikliği maddelerinin içine sonradan ilave edilen Geçici 15. maddenin kaldırılması 12 Eylül ile Hukuk önünde hesaplaşmaya getirmese bile zihinlerde hesaplaşamaya kapı aralayandır. 12 Eylül ülkücüleri ve onun siyasi temsilcilerini adeta silindir gibi ezmiş bin bir çeşit işkenceye maruz bırakmıştır. Bugünkü iktidarın fikri temelleri ona destek veren cemaatlerce ve hatta PKK ve onun filini alt yapısı olan bölücülük12 Eylül'ün yeşertip, semirttiği bugünkü hale getirdiği bir üründür!

12 Eylül Travması aradan 30 yıl geçmesine rağmen ülkücülerin zihinlerine kazınmış olarak kaldı. 12 Eylül ülkücüleri ve onları siyasi misyonunu dağıttı yok etti.

Demokratik bir ülkede, demokratik yoldan iktidara gelen AKP devlet kurumlarının da yapacağı dönüşüm ve değişimde aynen 12 Eylül de olduğu gibi hesabı görmede ön plana ülkücüleri aldı. Adeta son ülkücü kalıntılarını devletten sildi süpürdü. Evlatlar analarından babalarından ayrıldı. Türküm ve milliyetçiyim demeleri Irkçılık, Faşistlik olarak mübalağa edildi. Yerlerine milli görüş artıkları ve cemaatler dolduruldu. Bu marazı durum bile açıklanamadı.

Referanduma gelince AKP 12 Eylül sendromunu aynen MART kedisi gibi ülkücüler üzerinde kullandı. Yani hem ülkücüleri yok etti. Hem de yok edenlere karşı yanlarındaymış gibi yaptı. Bunu MHP tabanına anlatamadı. Üstelik 12 Eylül Sendromunu yaşayanları da incitti.

Yine: CHP, BDP, TKP, İŞÇİ PARTİSİ ile aynı cenahta neden bulunduğunu millete anlatamadı. Hayır, gerekçesinde ki MİLLETİN BEKA sonunu anlatamadı. Peki, neden anlatamadı!

MHP bir dönem parlamento dışında kaldı. O dönemde ülke ilmek ilmek, karış karış gezilip teşkilatlar toparlanabilir, gençlik yeniden aynı dinamizmle teşkilatlandırılabilirken. Ankara'dan Türkiye'ye şemsiye tutulmakla siyaset yapılacağı zannedildi.

Yine aynı hatalar seçimlerde yaşandı. Genel merkez taşra teşkilatlarına partinin misyonunu, vizyonunu, ülke siyasetindeki temel düşüncelerini tam iletemedi. Vatandaşı ile iletişim koptu. Yani baş ayrı, gövde ayrı gitmeye başladı.

Referandum kararı kesinleştiğinde ben ülke genelinde MHP tabanının en az % 30' unun evet yönünde oy kullanacağını % 55 ülke genelinde evet çıkacağını yakın arkadaş çevremde defalarca söyledim. Neden MHP tabanının % 30'unun evet diyeceğini düşündüğümü soranlara ise tavanla taban arasında iletişim olmadığını. Yani MHP'nin tabanına sahipliğinin azaldığını bunun nedeninin ise uzun zamandan beri Genel merkezin saha çalışması yapmadığını. Taşra teşkilatının da heyecanla sahiplenme ile olaylara bakmadığını tespit olarak belirttim.

Gelinen sonuç ortada MHP iç Anadolu, Karadeniz ve doğu Anadolu'da kendi tabanına mesajlarını iletememiş ve tabanı en az % 30 evet yönüne kaymıştır.

MHP genel merkezi kanaatimce siyaset sosyolojisini bilen güvenilir ve bilimsel bir araştırma ile SAHA ARAŞTIRMASI yaptırarak kendi tabanının ne istediğini öğrenip ona göre bir BAŞ ve AYAK (teşkilat) çalışması yapmalıdır. Olayı salt başarı ve başarısızlık üzerine bina edip savunmaya geçmekle sonuç alınacağı yoktur. Hatada ısrar da faydasızdır.

Ülke siyasetinde MHP'ye her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. Öte yandan da bazı iç ve dış çevreler TÜRKİYENİN DÖNÜŞTÜRÜLMESİNİN önünde ülkücüleri ve onun siyasi temsilcisi MHP'Yİ gördüklerinden MHP'NİN tabandan koparılması, dağıtılması yok edilmesi çalışmalarını yürüttükleri ve referandum sonucu dikkate alınarak bunu hızlandıracakları da gizli bir bilgi değil açıkça ortadadır.

Önce iyi bir araştırma ve tespit (hiç vakit geçirmeden) sonra tembel, birleştirmekten çok ayrıştıran teşkilatlar varsa yenilenerek. Gençlik teşkilatı ne pahasına olursa olsun yeniden teşkilatlanarak ANKARADAN değil SAHA'DAN başta genel başkan ve yönetim, il, ilçe ve belde teşkilatları ile çalışma başlamalıdır. Alel acele yapılan açıklamalarla Ankara'dan bakarak, iktidara cevap vermek için yapılan açıklamalarla bu TRAVMA yok olmaz. Erken seçim MHP için bu haliyle çözüm hiç olmaz. Önce taban ile ülkü bağını yenile, millet ne istiyor, ne yapmalısın tespit et. Çalışmayan laf üreten, tembel, ayrıştıran, MHP'YE külfet olanları dinlendir, küskünleri, kırgınları topla( yeni seçmen kazanmana gerek yok) oyun % 24 den aşağı değil. Yeter ki oyunu kurallarına göre oyna. Millete rağmen milliyetçili ülkücülük ve siyaset yapılamaz. Başkaları bu millete ulaşıyorsa sen daha kolay ulaşabilirsin! Yeter ki iste.

17.09.2010


Bu yazı toplam 754 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim