• BIST 107.506
  • Altın 142,686
  • Dolar 3,5598
  • Euro 4,1411
  • Bolu 32 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 33 °C

REKABET DEYİNCE NE ANLIYORUZ?

Mustafa Öz

            13.05.2005

Türk ekonomisi Cumhuriyetin ilk yıllarında; insanımızın acil ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılandırıldı. Öncelikle üç beyazın üretimi (UN, ŞEKER, KAPUT BEZİ ) hedef seçildi. 1923 yılında İzmir'de toplanan birinci iktisat kongresinde; Yerli müteşebbis oluşturulması, yerli sanayi kurulması, ağır sanayiinin devlet öncülüğünde özel sektöre yol göstermesi benimsendi. Ana hammadde olarak kabul edilen; Şeker, un, yağ, tekstil (Basma ve kaput bezi ayakkabı) demir, çelik v.b. üretimler için devlet yatırımları başlatıldı.

M. Kemal ATATÜRK'ün ölümüne kadar (1938) geçen 10 yıllık sürede; Atatürk'ün cumhuriyetin 10.yılı nutkunda belirttiği gibi: "AZ ZAMANDA ÇOK İŞLER BAŞARILDI" Atatürk'ten sonra milli şef İSMET İNÖNÜ dönemi başladı. Bu dönemde de ekonomi ile ilgili yatırım ağırlığı devlet sektöründe idi. Devlet bir yandan ekonomiyi ayağa kaldırırken, diğer yandan da istihdam yaratıyor, sistem yeniden inşa ediliyordu. 2.Dünya Savaşı’nın olumsuz etkileri ülkemizi de sardı. Türkiye savunma refleksi ile içe kapandı. Vatandaş nefes alamaz hale geldi. Savaş sonrası ÇOK PARTİLİ döneme geçiş sancıları başladı. Nihayet 1946’dan sonra; Sancılarla da olsa çok partili döneme DP ile geçildi . Devleti teşkilatlandıran, Cumhuriyeti kuran CHP'si muhalefette kalmıştı.

DEMOKRAT PARTİ EKONOMİK YAPIYI DEĞİŞTİRDİ

CHP döneminde devlet her işin başı ve öncüsü sayılırken, DP karma ekonomi modelini benimsemiş, ülkeyi dışa açmayı denemiş, BM , NATO, CENTO gibi uluslararası kuruluşlara üye olmuştu. ABD'leri ile BM kararına uyarak KORE'ye asker göndermiş olmamız nedeniyle ilişkilerimiz gelişmiş. ABD Marşall yardımın başlatmış, Varşova Paktı ülkelerinden gelecek tehlikelere karşı ABD'lerine ve NATO'ya ülkemizde üsler tahsis edilmişti.

Siyasi iktidar öz kaynakların dışında; Kaynak temini amacıyla uluslararası banka ve örgütlerden borç para almaya başlamış, Alınan paralarla yatırım seferberliği başlatılmıştı...! Ancak partizanlık, plansız ve disiplinsiz Dışa bağımlı yönetim anlayışı nedeniyle hem muhalefet, hem de asker, sivil kuruluşlar hükümeti eleştirmeye başlamıştı. Gerekli tedbirler alınmayınca 27 Mayıs 1960 ihtilali ile ordu yönetime el koydu.

Her ne kadar planlı döneme geçilmişse de; bozulan siyasi ve ekonomik dengeler düzeltilemedi. Koalisyonlar, istikrarsızlıklar her 10 yılda bir darbeler, ekonomiyi yönetimi endazesinden uzaklaştırdı.

Ülkemizin nüfusunun hızla artması, borçların katlanarak büyümesi, genç nesile iş, aş bulmada istenilen sonuç alınamaması ülkenin ZAAFI haline gelmişti. Bu durumu birileri kullanmaya başladı. Ülkede ideolojik bir yapılanma oluştu. Politik zaaftan kurtulmanın yolu olarak bir kısım insanlar; İşçi sınıfının önderliğinde SOSYALİZMİ gördüler. Bir kısmı İslamcılığı, bir kısmı ise milli kaynakların harekete geçirilmesini çözüm olarak sundular. Kimse kimsenin doğrusunu kabul etmiyordu. Sonuç anarşi, kan gözyaşı, kaybolan yıllar, kaybolan canlar, 1980 Askeri darbesi; 70 Cente muhtaç bir Türkiye kırılmış dökülmüş meydanlar. Borç batağına batmış bir ülke.

TURGUT ÖZAL DÖNEMİ

Askeri ihtilalin ön plana çıkardığı Başbakanlık Müsteşarı ÖZAL önce askeri hükümetin; 1983 seçimlerinde ise; ANAP'ın zaferi ile sivil hükümetin kaptanı olarak...! Adnan MENDERES'ten sonra kendi felsefesine göre; Ülkeyi tamamen dışa açan bir DEĞİŞİM modelini uygulamaya koydu.

Bu modelle dışa açılan TÜRKİYE Dış dünya ile ENTEGRE olmak için Devletçi politikaların yetersizliğini özel müteşebbisin sonuna kadar desteklenerek, devletin ekonomiden elini çekmesi gerektiğini tartışmaya başladı.

Özel mülkiyetin gelişmesi için gerekli altyapı ve yasal zemin oluşturulmadığı için; Ülkede kanunsuz bir sürü uygulama başladı, hayali ihracat, ihale yolsuzluğu, rüşvet, devletin imkanlarının kullanılması, belgesiz çalışma, sosyal ilkeleri rafa kaldırma, politik ayrıcalık, adam kayırma işlemleri arttıkça arttı.

Devlet sektörü kendisini yenileyemedi. Değişime ve ticari kurallara ayak uyduramadı. Politik müdahalelerle her geçen gün, gelen günü aratmaya başladı. Sosyal devlet ilkeleri yok sayılmaya başlandı.

Devletin tüm hizmetleri, üretimleri tartışmaya açıldı. Haklı taraflar bir hayli fazla idi...!

PEKİ ÖZEL SEKTÖR REKABETTEN NE ANLIYOR..?

Dünyaya entegre olmamız AB ile gümrük birliği anlaşmasını yaptıktan sonra başladı. Türk özel sektörünün Amiral gemileri önceleri AB'ye ve gümrük birliğine karşı idiler. Yıllarca koruma duvarları arkasına saklanarak gerçek rekabet ve verimlilikten kaliteden, kantideden uzak durdular. Uzak üretim yaptılar. Ancak gerekli düzenlemelerini yaptıktan sonra, KOBİLER, esnaf ve sanatkarlar, diğer üreticilerin GLOBAL dünya ile entegre olamayacaklarını anladıkları an AB ve gümrük birliğine hararetle sarıldılar.

Gerçek rekabet için; hammaddeden- nihai ürüne kadar geçen süreçte; Kalite, Kantite, Teknoloji Yönetim anlayışlarını yenilemek, verimliliği artırmak yerine...

Rekabet için: Vergi vermemeyi, Çalışanların sosyal haklarını kısmayı, devletin imkanlarını kullanmayı REKABET olarak algıladılar. Öz kaynaklarını yükseltmek yerine devlet kredisi kullandılar. Aldıkları kredileri üretime yönlendirmek yerine çoğu; yat, kat, villa, kodra alma yarışına girdi.

Türk özel sektörü ivmesini- Karını kendi iç dinamiğinden alarak REKABET oluşturamamakta. Rekabet için gerekli ARGE çalışması yerine kolaycılığı seçmektedir.

Peki özel sektörü başı boş bırakan yöneticilerimizin kabahati yok mudur...? Elbette en büyük kabahat yöneticilerimizindir. Yıllarca ülkeyi plansız programsız borç yüküne sokanlar, 40 yıldır Enflasyonla yönetip gelir dağılımını bozanlar, Kayıtlı ekonomi modeli yerine kayıt dışlılığı seçenler teşvik edenler yöneticilerimiz olmuştur.

Hala ekonominin %51 kayıt dışıdır.% 49 kayıtlı ise kendi içinde %50 si kayıt dışıdır. Bu şekilde gerçek rekabet ortaya çıkmaz. Çıkmayınca herkes işin kolayına kaçarak; Belgesizliği, hukuksuzluğu, sosyal adaletsizliği, sosyal güvensizliği teşvik etmeyi GERÇEK REKABET sanar. Birileri kar edebilir ama toplumun %80'i zarar eder. Bu zarar sosyal çalkantıları davet eder. Nitekim etmiştir. Özellikle büyük şehirlerimizde; Gasp hırsızlık asayişsizlik, boşanma, fuhuş, borç ödememe, sözüne uymama almış başını gidiyor...!

Devletle özel sektörü eşit şartlarda ve Gerçek rekabet değerleriyle karşılaştıralım, Dürüst, rekabetçi, çalışkan, üretken özel sektöre her zaman ihtiyacımız var...! Ama bu gemi Limana sağ salim yanaşsın istiyorsak herkes elini taşın altına sokmalıdır.!

Bu yazı toplam 280 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim