• BIST 97.565
  • Altın 145,228
  • Dolar 3,5680
  • Euro 3,9893
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 16 °C

Romanya Notlarına Devam

Cevat Özsoy

 

Önceki yazımızda “bundan böyle bizim bir ayağımız Romanya’da olacak gibi görünüyor, oradan izlenimlerimi yazarım”demiştim. Bu tür yazılar ilgi görüyor. İnsan bilmediği yerlere ilgi duyar. Farklı dünyaları tanımak,öğrenmek kişilerde tefekküre sebep olur. Çünkü farklı dünyalar, içerisinde bambaşka bir heyecan barındırır.

Yazılarımızda, genelde, kendi kültürümüzü, kendi değerlerimizi ön plana çıkarmaya çalışıyoruz.

Yol bilmeyen, dil bilmeyen Türk insanının uzak diyarlarda, zekâsını, iş yapma kabiliyetini gösterip, işveren durumuna gelmesini önemli buluyoruz.

Bir gerçek var ki, insanları, kalabalıkları millet haline getiren dil ve dindir. Bu önemli iki vasfı kaybetmedikçe, nerede olursa olsun, milliyetini korumakta, varlığını devam ettirmektedir.

Anadolu’dan giden bu cefakâr insanlar dil ve dinlerini korumakta oldukça başarılar. Bu konuda her türlü fedakârlıktan çekinmiyorlar. Geçen yazımda belirtiğim gibi, öylesine güzel örneklere şahit oluyoruz ki, bunları sizlerle paylaşırken göğsümüz kabarıyor.

Bükreş’in dışında 4-5 bin işyerinin bulunduğu bir bölgede perdecilik yapan Karabük-Eflânili  hemşerimiz Fikret Bey,Cuma günleri işyerine halıları serip Cuma namazı için hazırlıyor. Yaklaşık yüze yakın Müslüman burada Cuma namazı kılıyor. İmam ise daha önce bir yazımda bahsettiğim Süleyman Efendi’nin talebelerinin kurduğu vakıftan her hafta düzenli olarak geliyor.

Ve yine vakıftan görevlendirilen bir hocaefendi ile yaklaşık 200 km uzaklıktaki bir şehre Cuma namazı kıldırmaya gidiyoruz. Deterjan ticareti yapan Naci Bey işyerinin bir bölümünü mescit yapmış. O bölgeden 50-60 kişi orada toplanıp Cuma namazlarını edâ ediyorlar. Bakıyorum, herkesin gözünde Yaradan’a şükretmenin, secde etmenin mutluluğu var.Namazdan sonra Naci Bey gelen misafirlere yemek ikram ediyor.

Tarihte imparatorluklar kurmuş, medeniyetlere öncülük etmiş bu asil millete yakışan budur, deyip duygulanıyoruz.

Cuma namazını müteakip Türk şehitliğinin bulunduğu Brail’e uğruyoruz. Yol boyunca dikkatimi çeken şey ise köylerdeki tüm evlerin etrafının bir şekilde duvarla çevrili olması… Evin bahçesinde oturan dışarıyı, dışarıdaki de içeriyi göremiyor. Bu durum Osmanlı’dan ya da Endülüs’ten kalan bir gelenek mi yoksa hırsızlığa karşı bir önlem mi, bilemiyorum.

Brail’de 25-30 kişinin kaldığı talebe yurduna uğruyoruz. Orada da yurdun alt katında Cuma namazı kılınıyor. Yurtta Türkiye’den gelip tıp fakültesinde okuyan 12 öğrenci var. Yurttan oldukça memnunlar. Mezun olduktan sonra Türkiye’de sınavlara girip doktor olacaklar, ilgilenenlere duyururuz. Türk öğrencilerle Türk şehitliğine gidiyoruz. Şehitliğin kapısının üstündeki ay yıldızlı Türk bayrağı bizi duygulandırıyor. Şehitliğin koruma ve bakımını Romanya vatandaşı bir Türk ailesi yapıyor. Şehitlikteki lojmanda ailece kalıyorlar. Daha önce babası bu görevi yapmış, şimdi de oğlu devralmış. Maaşını Türk büyükelçiliğinden alıyor. Şehitlikte Birinci Dünya Savaşında şehit düşen 742 evlâdımız yatıyor. 12 şehidimizin isimleri var, diğerleri isimsiz.

Her sene 12 Mart Şehitler Gününde kentin belediye başkanı, Türk işadamları ve davetlilerin katılımıyla tören düzenleniyormuş.

Brail’in yanında Tuna Nehriakıyor. Tuna Nehri’nin kıyısına gidiyoruz. Nehir adeta bir gölü andırıyor. Durgun, bulanık, asık yüzle bize bakıyor. Ecdadımızın bu sudan bismillah deyip abdest aldığını, ağız çalkaladığını, yüzünü yıkadığını düşünüyoruz. Koca imparatorluk gitmiş, artık Tuna eski Tuna değil…

Ve yine Bükreş’te Sultan Restaurant’ta kahvaltıdayız. Mükellef bir kahvaltı… Restaurant sahibi Erzurumlu Kıyas Beyin Almanya’dan misafirleri var. Akşam yemeğini burada yemişler. Oldukça iddialı konuşarak “ne Almanya’da ne de Bükreş’te böylesi lezzetli yemek yemedik” diyorlar. Kıyas Beye “bunun sırrı nedir?” diye soruyorum. Oldukça kültürlü ve konuşkan bir insan olan Kıyas Bey “Ben her sabah erken işe geldiğimde Kur’an okuyorum; yemeğe gönlümü veriyorum, işin sırrı budur” diyor. Müşterisi genelde Romen aileler. İçki olmadığı için Türkler gelmiyor.

Kahvaltıda sohbetimiz uzuyor. Almanya’dan gelen misafirler “artık üçüncü ve dördüncü nesil olarak bizler Almanya’da saygın bir yere geldik. Gerek işveren olarak, gerekse çalışanlar olarak oldukça başarılıyız” derken Türklerin özgüvenine işaret ediyor. Artık ilk giden vatandaşlarımız gibi, yıllar önce orada öğretmenlik yapan Nevzat Hocamızın deyimiyle, öyle çelimsiz, kavruk, kötü giyimli vatandaşlarımız kalmamış; bunun yanında diğer milletler gibi asimile olmamışlar, kendi kültürel değerlerini kaybetmemişler.Zaten Avrupa’da olsun, Amerika’da olsun, kendi kültürünü koruyabilenlerin Çiniler ve Türkler olduğu söyleniyor. Bu arada geçen yılbaşında Almanya’daki tecavüz olayları Alman yetkilileri ürkütmüş. Tüm yetkililer, hatta başbakanlık düzeyinde, “biz yıllardır Türklerle beraberiz, böyle bir olay yaşamadık” diyerek Türklerin asâletini kabul edip açıkça itiraf etmişler.

Görüldüğü gibi, biz asil bir milletiz, imparatorluklar kurmuş, yıllarca dünya lideri olmuşuz. Acaba dünyada kaç millet böyle bir geçmişe sahip? Dünyanın en büyük, en güçlü, en medenî, en huzurlu devleti olmuşuz.

Romanya’nın Dobruca bölgesinde medfûn bulunan Sarı Saltuk hazretleri Balkan şehirlerini sevgiye dönüştürüp gönülleri fethetmişse, öldürmeyi değil, yaşatmayı bir misyonolarak görmüşse, bugün Anadolu’dan giden bu güzel insanlar da aynı sevgi ve barış ortamını gerçekleştireceklerdir.

Bugünkü bazı olumsuzluklara bakarak umudumuzu kaybetmeyelim.

 

Bu yazı toplam 2296 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim