• BIST 97.890
  • Altın 145,753
  • Dolar 3,5793
  • Euro 4,0024
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 17 °C

Sadece broşürle tanıtım yeterli mi?

Mustafa Namdar

Turizmden amaç; doğal zenginliğinizi, tarihi ve kültürel değerlerinizi, folklorunuzu, yemek sanatındaki damak tadını pazarlamaktır. Bütün saydıklarımızı ülke içinde semt pazarları kurarak tanıtımını yapmanın olanağı yok. Günümüz pazarlamasının düzenlenen fuarlarla yapıldığını hemen herkes biliyor. Reklamın önemi her geçen gün biraz daha anlaşılarak neredeyse ürünlerdeki maliyetin yarısı bu konudaki harcamalara ayrılıyor. Dün vitrin düzenlemenin önemini kavrayamayan düşünce, bugün reklam için çok rahat harcamada bulunabiliyor.

Eskiden belli sayıda esnaf, belli sayıda tüketici olması nedeniyle, nasıl olsa bana gelecek mantığıyla yerinden kımıldaması zor gelen esnafımız, şimdi güler yüzle müşterisini kapıda karşılıyor. Yetmiyor, müşterisini evine kadar da taşıyor. Çünkü, günümüzde pastanın dilimleri küçüldü.

İllerin turizm amaçlı tanıtımında, insanlara cazip gelecek ürünlerin tanıtımı yapılarak yöreye çekebilmek. Son yıllarda Bolu doğal güzelliklerin markalaştığı yörelerindeki tesisleri ile yurtiçi ve yurtdışında tanındı. Dört mevsim Bolu görüntüleriyle, Safari turlarıyla Abant’ı, Gölcük’ü, Kartalkaya ve Yedigölleri’yle turizm pazarı içinde yer alan gezginciler tarafından tanındı. Buraların marka haline gelip tanınması yetmiyor mu? Yetiyor demek mümkün değil.

Yetiyor demek mümkün değil, çünkü; Ankara, İstanbul gibi iki büyük kentin arasında olmanın avantajından Bolu merkezinde oturan esnaf yararlanamıyor.

Yukarıda saydığımız yerlere insanlar Bolu içine girmeden ulaşıyor ve dönüyorlar.

Eskiden Bolu’da verilen bir molada ilk akla gelen fındık şekeri ve çam kolonyası olurdu hediye için. Dağ fındığı dediğimiz kendine özgü boyutu ve lezzetiyle emsallerinden ayrılan fındık ağaçlarını kestik, neredeyse fındık şekerinin içi alan fındığın neslini tükettik.

Hani biz bir de dünyanın dört bir yanında görev yapan aşçılarımızla da ünlüyüz edebiyatını da yapıyoruz da, ne garip ki, D-100 ve otobanı kullananlar tarafından ya da günübirlikçi turistler tarafından şehir içine girelim de zevkle bir yemek yiyelim denecek neyimiz var? Tarihten gelen hangi mirasımızı meraklı insanlara gösterebilmenin heyecanını yaşıyor, yaşatabiliyoruz?

Hangi otelimiz tur acentalarıyla diyalog içine girip bir iki gece konaklama ve Gölcük gibi, Gölköy gibi, Abant gibi yerlerde mangal partileriyle hizmeti arzulanır hale getirebilmenin uğraşı içinde? Hangi esnafımız yöresel el sanatlarımızın üretimi için insanlarımızı teşvik edip pazarlama düşüncesinde?

Fuarların önemi bu bakımdan gündeme geliyor. Yıllardır devam eden Emitt Fuarı, Doğu Akdeniz ülkeleri turizminin pazar yeri. Yabancılar konaklama yerlerini yerliler, hem konaklama, hem sıcak su kaynakları, termal gibi hizmetleri, hem spor aktiviteleriyle ilgili hizmetleri, hem yerel el sanatları, yemek kültürleriyle kendilerini tanıtmanın yarışına girmişler.

Bir bakıyorsunuz sıcak sıcak künefe ve içli dolmalar. Bir bakıyorsunuz, yöreye özgü bozalar, un helvaları. Bir bakıyorsunuz fıstığın, fındığın, bademin ve leblebinin çeşidi. Bir bakıyorsunuz, dondurma, zeytin ve yağı ve de sabun. Bir bakıyorsunuz, kurulmuş tezgahlarda dokunan şile bezi gibi incecik bezler, kilimler, halılar. Bütün bunların amacı, ilimize geldiğinizde bu zenginliklerimiz var mesajının verilmesi.

Bizde ne olabilirin cevabı için, fuarı gezmek, fuarda yer almak gerekiyor. Bunu da her yıl hedefi biraz daha büyütme çabasında olan Deniz Pastanesi, Abant Palace ve Termal Otellerimizde görüyoruz.

19.02.2008

Bu yazı toplam 315 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim