• BIST 100.767
  • Altın 274,822
  • Dolar 5,6905
  • Euro 6,2973
  • Bolu 25 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 31 °C

SAKAL

İlhami Candemir

Sayın okuyucular, yaşayarak gözlemlediğimiz gibi hayat pahalılığı ve özellikle gıda maddelerinin etiket fiyatları aldı başını gidiyor. Sanki bir hortum geldi, fiyatları bilinmeze doğru götürüyor. Bu hortum olayı nasıl bir doğa olayı ise fiyatların inmesi-çıkması da bir o kadar doğa olayıdır. Bu hususu daha önce “ekonomik kriz” başlığı ile yazdığım bir yazımda siz okuyucularla paylaşmıştım ama  hükümetin uygulamalarına bakıyorum da eski hamam eski tas devam ediyor. Atalarımız “sakalım yok ki sözüm tutulsun” derlerdi.(sakal mı bıraksam acaba). Bu söz, eski yıllarda sakal yalnız ihtiyarda olduğu için onlara karşı olan saygının ifadesidir. Ha  bu günün Türkiye’sinde her yaştan herkesin-tabi erkekleri kast ederek  söylüyorum-sakalı var diyenleriniz olabilir. Oysa ki benim küçüklük ve gençlik yıllarımda sakalı yalnız yaşlılar-ihtiyarlar bırakırlardı. Hal böyle olunca  görmüş-geçirmiş,deneyimli kişilerin sözlerinin dinlenmesi doğaldı.Hatta  halen yürürlükte bulunan 442 sayılı “köy Kanunu”nun 20.maddesinde, köyü yönetenlerin “muhtar ve İHTİYAR  heyeti” olduğundan söz edilir.  Gözden kaçmasın diye tekrar ediyorum, kanun İHTİYAR heyeti diyor. İşte “sakalım yok ki sözüm tutulsun” sözü o devirlerin yaşam hayatı için söylenmiş bir sözdü ve yasada bile yerini almıştı. Ben o yazımda fiyatları oluşturan etkenlerin arz-talep olduğunu belirtmiştim. Devleti yönetenler hala bu böyle değilmiş gibi palyatif tedbirlerle fiyatların aşağıya çekilmesi için serbest piyasa ekonomi modelini hiçe sayarak denetleme- ceza-müdahale yolunu tercih etmektedirler. İşte ben de “ekonomik kriz” başlıklı yazımda arzı artırmazsanız fiyatları aşağı çekemezsiniz dediğim halde hala denetim- ceza-müdahale yolunun tercih edilmesi karşısında-ormanda  öten bir kuş misali- “sakalım yok ki sözüm tutulsun” diyorum.

      Bu arz-talep konusunu önemine binaen bir kez daha irdelemek istiyorum; Bu durum kendiliğinden oluşan-güneşin doğup batması gibi-doğal bir olaydır.Arz nedir?Bir malın piyasaya sunulmasıdır.Talep nedir?Bir malı almak için oluşan (alıcıdır) taleptir Mal çok alıcı azsa fiyat düşer,mal az alıcı çoksa fiyat yükselir.Zaten etin,fasulyenin vs.nin ithal edilmesinin nedeni piyasadaki mal mevcudunun çoğaltılmasıdır.Rahmetli ninem satmak için pazara bir miktar patates götürdüğünde  satılamayıp elde kalanlar için ”aman yer-gök patates satılmadı” derdi.Yani  o devirlerde ürün  fazla, alıcı azdı.Peki şimdi neden ürün az  alıcı(müşteri) fazla ona bakalım; Benim küçüklüğümde Türkiye nüfusunun %80 i köylü, yani üretici,%20 ise kentli yani tüketici yani müşteri idi.Şimdi ise bu tersine döndü, %20 üretici ki bunlar aynı zamanda tüketicidirler-zira onlarda diğer %80 gibi yiyip-içmektedirler-kalan %80 ise tüketicidirler.Yani  82 milyon tüketici(Suriyelileri,Afganlıları,Iraklıları,vs,vs gibi Türkiye’ye kapağı atıp üretmeyip tüketenleri de sayarsak bu rakamın 86 milyona çıktığını görünüz)20 milyon ise üretici konumundadırlar. Köylü yani üretici olarak gösterdiğimiz bu 20 milyonun hemen hemen yarısının da tarımsal faaliyetlerde bulunamayacak kadar yaşlı kimselerden oluştuğunu hesaba katarsak üretici durumunda olan nüfus 10 milyon civarındadır. Yani 10 milyon çalışacak kedilerini ve yukarıda belirttiğim yabancı konuklarımız da dahil 86 milyonu doyuracaklar. Bu durumu biraz somutlaştırmak istiyorum; Dün bir kahvehanede okey oynayarak vakit öldürüyorduk-gerçi vakit kıdım kıdım bizi öldürüyor ama farkında bile değiliz- kadim bir dostumla bu hususu konuşurken  bu konudaki  söylediklerime karşılık  bana “ çok haklısın, benim köy Bolu merkeze bağlı KOZLU köyüdür.Köyümüz  halen 42 hanedir, ama köyümüzden kente ve özellikle Sağlık mahallesine göç ederek kentli olan hane sayısı 83 dür, köyde kalanlar ise  sizin gibi elden-ayaktan düşmüş ihtiyarlardır,hem tarımla uğraşacak bedensel yetersizlikleri ve hem de gerek mazot,gerek gübre ve gerekse ilaç girdilerinin  çok pahalı olması nedeniyle tarım arazilerinin pek çoğu boş durmaktadır”  der demez-tabi o keskin zekası devreye girdi ve beni de içine katarak söylediği elden ayaktan düşmüş sözünü geri alırcasına  lafı toparladı yani  sizin gibi  elleri öpülesi ihtiyarlar dedi.Tabi elleri öpülesi deyince ben de mayaştım (memnuniyetten dolayı gevşedim),haklısın dedim.Şimdi bu durumu yani Kozlu köyü’nün durumunu  tüm Türkiye’ye teşmil edersek (genişletirsek)  bu günkü Türkiye’nin durumu ortaya çıkar.Yani Kozlu köyünün durumu ne ise Türkiye’nin de  durumu odur.

           Sonuç/ Öyle ise yapılacak iş köyden kente göçü değil ekonomik ve sosyal desteklerle kentten köye göçü  desteklemektir veya atıl kalan tarım arazilerinin kullanıma açılması yönünde  -mülkiyet hakkını da zedelemeden-gereken yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Not/Basına yansıdığına göre devlet Sudan’dan bilmem kaç milyon dekar tarım arazisi kiralamış.Orada yetiştirilen ürünler Türkiye’de satılacakmış. Vay anasını vay,vay ki vay. Akla ziyan bir düşünce. Eyyy bizi yönetenler, Sudan’dan arazi kiralayacağınıza gelin bu işi kendi yurdunuzda yapın ki hem tarım arazileri boş kalmasın, hem üretim artsın ve hem de çalışanlar kendi vatandaşlarımız olsun. 

          Hoşça kalın.

Bu yazı toplam 1403 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim