• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 9 °C

Şehitlerimiz ve sporcularımız

Mustafa Namdar

Ülkesi, ülküsü, inancı, bayrağı, bağımsızlığı için ölümüne savaşanlardan ölenlere şehit, sağ kalanlara da gazi dendiğini, hemen herkes biliyor. Terör belasını başımıza musallat edenlerin binlerce delikanlımızla, masum çocuklar ve ana-babalarının çeşitli tuzaklarla yaşamlarına son verilip şehit edildiklerini de cümle alem görüyor. Aslında her gün bir iki kaybettiğimiz delikanlılarımızın sayısının bir günde onbeşe çıkıvermesi, tüm ülkeyi yasa boğuverdi. Ateşin düştüğü yerdeki yakıcılığı alev alev tüm Anadolu'yu sardığında, insanlarımız patlamaya hazır dinamit gibi oldu. Öfkemiz, sabır sınırlarımızı zorlarken, aklı selim insanlar mantıklı çözüm ararken, meclisimiz de bu konudaki son kararını büyük bir çoğunlukla alarak izlenecek yol haritasını, sınır ötesi olarak çiziverdi. Top şimdi santrada oyun için başlama düdüğü bekleniyor...

Komando Bolu komandosuydu. Yüreğimiz en az şehit aileleri kadar yanıyordu. Sivil toplum örgütleri Bolu’da da her yerde olduğu gibi öfkesini dile getirdi. Tıpkı harbiye sıralarında olduğu gibi Mustafa Kemal’in numarası okunduğunda, bütün sınıf nasıl ki burada diye yanıt veriyor ise, bu yoklama şehitler adı okunmak suretiyle ilk kez Bolu meydanlarında bütün halk tarafından “Burada” haykırışıyla cevaplanıyordu. Ne var ki; bu olay, milli maç öncesi İstanbul Ali Sami Yen stadında tekrarlanırken, bir ilk olarak anonsu yapılıyordu.

Ne var ki, ulusça yaşanan bir acının göbeğinde bir başka beklentiye şartlanmıştık. Milli takımdan, Yunanistan galibiyetiyle zafer bekliyor, üzüntümüzü biraz olsun hafifletmek istiyorduk. Statta onbinlerce taraftar “Şehitler ölmez vatan bölünmez” diye tezahürat yaparken, televizyon başlarında bizlerin boğazına birşey oturuyor, tüylerimiz diken diken, nefesimiz kesiliyordu.

Sanki Cumhuriyet öncesi Afyon’dan kovaladığımız Yunanlıyı İzmir’de denize döktüğümüz gibi Ali Sami Yen’den boğaz sularına gömülmesini istiyorduk futbolcularımızdan. Bu bir maçtı. Bir galibi, bir mağlubu ya da puanların paylaşılması gibi bir sonucu vardı bu yarışın. Zafer bilek gücüyle, gövde gösterisiyle, inançla değil, verilen taktik, kazandırılan kondisyon, ortaya konan sistem, takım oyunundaki uyum biraz da bireysel becerilerle kazanılırdı. Moral motivasyon olarak hazır mıydı böyle bir ortama. Bir psikolog, bir uzman tarafından böylesi bir ortama hazır mıydı takım? Hırslandıralım derken yüklenen sorumluluk altında eziyor muyduk oyuncularımızı? Sanki sahanın yarısı düşman işgali altında “vur, kır bu maçı al” istemi. Biliyorduk ki sportif müsabakalarda başarı, taktik uygulamada, maça moralman hazır olmada, kendine olan güvenin tam olmasında, güven içinde iyi hazırlanmış olmada ve uyum sağlamada.

Ne diyordu spor camiasının otoriterleri uzmanlar: Spor, vücudun zindeliği, güçlü ve sağlıklı olması için yapılır. Spor; dostluklar oluşturmak, ülke gençlerini birbiriyle kaynaştırmak için yapılır. Spor; uluslararası ilişkilerin çimentosudur, dünya barışının sağlanmasında en önemli katalizördür. Biz ise sporun içine sanki savaş heyecanını katıyor gibiydik.

Düşünüyorum da mağlubiyetin tek sorumlusu, milli takım kadrosundaki futbolcular, teknik heyet mi? Seksen milyon nüfustan bir onbir çıkaramıyorsak, bu ayıp kimin? Milli takım kulüplerimizdeki oyuncularımızdan oluşuyor. En fakirinden en zenginine bir bakın kulüplerimize kaç yerli, kaç yabancı sporcu var ve kaliteleri ne?

Şehitler ölmez demek yetmiyor. Şehitler; vatan topraklarının can damarı ormanlarımız cayır cayır yanarken, derelerimiz, göllerimiz kirletilirken ölüyor. Şehitler; yeni teknolojileri kullanmak yerine yeni ürünlerin imalatını yapıp dünya vitrinlerine koyamadığımızda ölüyor. Şehitlerimiz ayağında yabancı marka ayakkabı, üstünde kot pantolonla marka peşinde koşanları gördükçe, onun giysisi, araç gereciyle onları protesto edenleri izledikçe ölüyor. Şehitlerimiz ilimi, bilimi daha okul sıralarında elinin tersiyle itip bedava yaşayanları gördükçe ölüyor.

Şehitlerimiz belki de Türkiye-Yunanistan milli maçında kahraman yaptığımız devşirme futbolcumuz Aurelio isminin ekranlarda tekrarlanması manşetlerde yer almasını gördükçe ölüyor. Aurelio gibiler neden başarılı oluyor bir öğrenebilsek, belki de sorunumuzu çözeceğiz. Umut fakirin ekmeği imiş. Kuralları duyguların önüne çıkardığımızda, zaferlerin bizim olacağına inanıyorum.

22.10.2007

Bu yazı toplam 306 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim