• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 15 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 16 °C

SEN AĞA BEN AĞA

Mustafa Namdar

Geçmişte bir bakanımıza sorulan soru üzerine yöreye özgü bir deyimle verilen cevap ilgimi çekmişti. Soruyu hatırlamıyorum cevap: “Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa.”

Yöresel anlamı tam olarak nedir? Nasıl bir olay sonucu kullanılmaktadır bilemiyorum. Genel anlamda herkes ağa olamaz, olmamalı. Herkes patron olmaz. Patron olmak için sermayeder, zengin olamaz, olmamalıdır. Herkes beyefendi hanım efendi olmaz. Olmamalıdır mı? Demek istenmektedir.

Bir memlekette ağadan çok, ırgat olmalıdır hizmeti yürütecek. Patrondan çok işçi olmalıdır, fabrikanın ocağını ateşleyecek. Üretip tezgâha koyacak. Hanımların beylerin arkasından bıraktığı çer çöpü temizleyecek elemanlar olmalıdır, temiz olmanın gereğini alın teriyle yıkayacak. İsinler unvanlar kadar sınıf farkı da olmalı ki herkes, oturup kalkacağı yeri bilsin ayağa dolanmasın…

Dünya'ya gözünü açan her insan eşit koşullarda çıplak olarak merhaba diyor aydınlık dünyanın bilinmeyenlerine. Sonra aile yapısı, okul ve aile yapısı etkileşimi içinde aklını kullanabiliyorsa ağa, kullanamıyorsa ineği sağacak çoban olmaya, fabrikada işçi, sokaklarda çöpçü olmaya yâda hiçbir şey olamayıp toplumun insafına el açarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Durduk yere ağa, patron, lider, beyefendi ve hanım hanımcık olunmaz herkes haddini bilmeli…

Oysa herkes yaptığı işin hamalı, efendisi olmalı. İnsanlar kendi yetenekleri doğrultusunda yerini almalı, değerlendirilmeli. Yapılan ne tür iş olursa olsun yapılan çalışmadan onur duymalı, zevk almalı. Yapılan işin toplum adına yapıldığının önemini bilmeli. Hiç kimse yaptığı iş nedeni ile ötekileştirilip, itilip kakılmamalı, toplumdan dışlanmamalı. Böyle mi oluyor? Çevremize baktığımızda böyle oluyor demek çok zor. Böylesi işlerde çalışanlara nasıl bakılıp değerlendiriliyor öğrenmek çok zor değil.

Toplumsal yaşamda her çeşit iş için insanları yetenekleri doğrultusunda işin efendisi olma özgüveniyle yetiştirilmesi, eğitilmesi gerek. Hiç kimse yaptığı işten başı önde olmamalı, utanç duymamalı. Vasıfsız işçi olup adam tuvalet temizlikçisi bile olsa, “ben bu işi yapmasam boyalı ayakkabılarına, ütülü pantolonunun paçalarına bulaşan pisliği kendin temizlersin. Ojeli tırnakların süsü, kalem tutan ellerin görüntüsü bozulabilir. Bir bütünün parçası gibi seni tamamlıyorum. Beni gördüğünde burun kıvırıp başını öbür tarafa çeviremezsin” demesini öğretmek gerekir.

İnsanlar doğarken eşit olarak doğuyordu doğmasına da, biz onları yaşarken ne yazık ki sınıflandırıyoruz. Öyle sınıflandırıyoruz ki temizlik işçisi ise bir başka, inşaat işçisi vb. ise bir başka bakıyor değerlendiriyoruz. Geçtiğimiz günlerde bir inşaat işçisiyle sohbet ediyorduk. Boyu posu yerinde fidan gibi bir delikanlı.

Üstelik lise mezunu. Babasının ölümünden sonra tahsiline devam edememiş. Bir garip ana bir kız kardeş. Onlara bakmak zorunda. Ana soruyor oğul artık evlenme zamanın geldi. Askerliğin de bitti. Şükürler olsun bir işin de var. Var mı gönlünde birisi isteyelim diyor. Ve uzaktan bir gönüldeş kapısı çalınıyor. Allah'ın emri ile başlanıyor işe ama istek kabul görünmüyor. Sebep inşaat işçisi! Ağa değil inek sağıyor. İşinin aranan ağası olsa da o bir işçi. Sevdalar buluşmuyor. Ne zor değil mi?

19.08.2011

Bu yazı toplam 1012 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim