• BIST 90.687
  • Altın 214,244
  • Dolar 5,3790
  • Euro 6,0941
  • Bolu 5 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 9 °C

Sığınılacak son kapılar

Yüksel Gültekin

Yoğun bakımda kafasından kurşunla yaralanmış bir şekilde yatmakta olan genç kızın iniltileri ve ızdırapları dinmek bilmiyordu. Ameliyat öncesi aldığım narkozun etkisiyle geceler gündüzlere gündüzler gecelere karışmıştı. Yalnızca konuşulanları duyuyor gözlerimi hayal meyal açabiliyordum.

    Genç kızın iniltisinin hemen arkasından doktor olduğunu tahmin ettiğim genç adamın sesini duydum.”yaşayacaksın kızım kendini bırakma” diye hastaya telkinde bulunuyordu. Doktor 18-20 yaş arasında olduğunu tahmin ettiğim, talihsiz bir şekilde başından kurşunla yaralanmış, yaşama isteğini kaybetmiş, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide ölüme daha yakın olduğu mutlak gözüken kimsesiz, sahipsiz genç kızı hayata yeniden döndürmek için olağanüstü bir çaba sarfediyordu.

    Çaba lafı onun gayretinin tarifine yetmez. Onun yaptığı adeta bir yaşam savaşıydı. Bir yandan hastayı tedavi ederken diğer yandan onu hayata döndürmek için hastayla sürekli konuşuyordu. Genç doktor zaman zaman yanında bulunan hemşirelere dönüyor “kurtulacak nasıl da yaşamak için hayata sarılıyor görüyor musunuz? “diye girdiği yaşam savaşına onları da inandırmaya çalışıyordu. Bu mücadele ne kadar sürdü kesin olarak bilmiyorum ama tahminen 6-8 saat süren bir yaşam mücadelesiydi bu. Elimizden gelen her şeyi yaptık. "İnşallah bu kızımız yaşayacak" deyip görevini yapmanın gönül huzuru içerisinde yoğun bakımdan ayrılan genç doktorun arkasından göz kapaklarımı zor da olsa kaldırarak büyük bir minnet, şükran ve gıpta duygusu içinde baktım. Bundan daha güzel, daha asil, daha insancıl bir meslek var mı dedim ya Rabbi.

    Aslında mesleğimi ifa ederken uğradığım, yaşamıma kasteden saldırı sonucu geldiğim hastanedeki ilk saatlerden itibaren şahsımı yaşama döndürmek için gösterilen ilgi yukarda kısaca zikrettiğim hadiseden pek farklı değildi. Doğrusunu söylemek gerekirse bu çabanın da biraz üzerindeydi. Acilin kapısından girdiğim saatlerden itibaren sanki bir melekler ordusu beni yeniden hayata döndürmek için el ele vermiş ve hummalı bir faaliyete başlamışlardı.

    Yoğun bakımda her iki saatte bir kan verirken, her üç saatte bir film çektirirken bu sefer adını bildiğim bir başka genç hekimin tüm sabır, şefkat ve merhamet ışıltısı benim üzerimdeydi. Yaklaşık 15 saat süren bir maratonun arkasından, yorgun ama mutlu bir yüz ifadesiyle sabaha yakın yoğun bakımdan eve giderken son talimatı da hemşireye veriyordu “film çıkar çıkmaz eve gönderin, görmek istiyorum.” Sonra bütün şefkatiyle yanıma geliyor, elimi tutup “hadi geçmiş olsun atlattın, yaşayacaksın” diyordu. Kendisi o an bilmese de yaşadığım her dakika kendisine minnet duyacağım ve yüzündeki karedeki hiç bir ifadeyi hafızamdan silmeyeceğim Erdoğan Dadaş isimli bu genç doktora “sizinkinden daha kutsal, daha yüce bir meslek yok” dedim. O da "sizinki de en az bizim ki kadar kutsal” diye cevap verdi.

    Hastanede, özellikle de yoğun bakımda geçirdiğim dakikalarda doktorların hastaları yaşatmak için gösterdikleri olağanüstü çabayı büyük bir takdirle ve minnetle izledim. Doktorluk denilen bu asil mesleğin mensuplarına doğrusu gıpta ettim. Sonra kendi mesleğimi düşündüm.

    Tek amacı kendisine tevdi edilen bir işi yasalar çerçevesinde en iyi şekilde yapmak olan bir avukata işini yapıyor diye kurşun sıkan merhametsiz yüreğin sığındığı tek kapı yine başka bir avukattı. Meslektaşına görevi başında kurşun sıkan merhametsiz yüreğe tüm ön yargılardan arınarak yardım etmek için çırpınan başka bir asil yüreğin sahibi de benim başka bir meslektaşım, bir avukat.

    Kendisine kurşun sıkılsa da, kendisine kurşun sıkanların bile sığınacakları başka bir kapı bulamadıkları bir büyük kapı, sığınılacak son liman, tutunulacak son dal. Şairin “Allahsıza bile sığınak” dizeleriyle tarif ettiği adına savunma denilen bir misyonu onuruyla yüklenen bir asil meslek avukatlık.

    Ön yargı yok. Peşin hüküm yok. Dinlemeden yargılama, sormadan mahkum etme yok. Benim hakkımı savun, bana yardım et diyen kendisine müracaat eden herkese el uzatan bir hacet kapısı, herkesi ön yargısız kucaklayan bir güçlü el, herkesin hakkını savunmak için çarpan bir güzel yürek. Bir tek ölçüsü var; savunma hakkı kutsaldır, kısıtlanamaz. Kendi mensuplarına kurşun sıkılsa bile bu böyledir. İşte ben böyle güzel bir mesleğin, avukatlık mesleğinin mensubuyum. Yani başı derde girenlerin, çaresizlerin ve umutsuzların son kapısıyım. Hakkı zayi olanın hakkını almasına yardım eden bir güçlü elim. Mazlumun yanında bir güçlü ses, haklının yanında bir çatal yüreğim. Yılmam. Bu hak ve hukuk arama mücadelesinde, savunma denilen bu kutsal bayrağı taşırken karşılaşacağımız her türlü güçlük beni ve meslektaşlarımı asla yıldırmaz.

    Şimdi buradan, kendi penceremden bakınca doktorluk ve avukatlık meslekleri ne kadar da birbirine benziyor. Önemli olan ikisini de layıkıyla yapmak.

    Bu yazıyı işini severek, inanarak ve layıkıyla yapan doktorlara ve avukat meslektaşlarıma ithaf ediyorum.

    Saygılarımla.

27.03.2006

Bu yazı toplam 242 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim