• BIST 1.329
  • Altın 449,266
  • Dolar 7,8115
  • Euro 9,3377
  • Bolu -6 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara -6 °C

SİNEK AVCILARI

İlhami Candemir

                                             

                 Sayın okuyucular,  büyük şair Orhan Veli’nin ,Kitabe-i Sengi Mezar adlı şiirinde  “ hiçbir şeyden çekmedi dünyada nasırdan çektiği kadar” dediği gibi,  ben de hiçbir şeyden çekmedim dünyada şu baş belası coronavirüsten çektiğim kadar. “ O kadar da değil” dediğinizi duyar gibiyim ama gelin bir de bana sorun, “sıkıntıyı çeken bilir”. Vallaha biliyorum şimdi de “sıkıntıyı çeken bilir” dedim ya -virüsü kast ederek- “ENSELENDİN! mi yoksa”  diyorsunuz. El cevap , çok şükür ŞİMDİLİK hayır.

                 Sayın okuyucular, görüldüğü gibi hem kendimi ve hem de sizleri konuşturuyorum. EEEEE  insan bu kadar süre EVDE KAL’ınca  kendi kendine de konuşur, okuyucuları ile de konuşur. Neyse  lafı eveleyip gevelemeden,- benim çektiğim sıkıntıların sizinkilerle az veya çok  örtüşebileceğini düşünerek-  neymiş bu  sıkıntılar gelin  hep beraber bir bakalım;   

                  Sayın okuyucular, yaşamım boyunca , -tabii ki süresi ve zamanı benim irademe bağlı olarak- evde kaldım.Her şey süt-liman. Şimdi ise hem VİRÜS korkusu, hem de DEVLET YASAĞI nedeniyle EVDE KAL’ınca iş değişiyor.  Zorlama olduğunda  doğal olarak insanda içgüdüsel direnç oluşuyor.Dışarıya çıkmak,bir şeyler yapmak istiyor. “Canım sıkılıyor” ifadesinin karşılığı herhalde bu dirençtir diye düşünüyorum. Neyse  bu psikanaliz durumu bir örneğe sığınarak  anlatmaya çalışayım; Yalnızım, evde bir kara sinek gördüm, öldürmek de istemiyorum,elimle tutup pencereden atmak istiyorum ama bir türlü tutamıyorum, esasen canım  pek tutmak da istemiyor galiba,  saklambaç oynuyoruz.Bu sırada bir esnaf dostum aradı,halimi hatırımı sordu,  sağ ol,EVDE KAL’ıyorum,ne yapalım,geldi başa ama  gitmiyor hoşa dedim,sonra  ben de ona sen nasılsın deyince, vallaha işler çok kesat, daha siftahım yok “SİNEK AVLIYORUZ” demez mi. Güldüm, yahu arkadaş  bu virüs hepimizi sinek avcısı yapmış  ben de sinek avlıyorum, bizler sineği, virüs  de bizleri avlamaya çalışıyor,bakalım sonu ne olacak dedim.

                  Tabi çile bitmedi, önce bu virüsün ”öldürücü” olduğunu duyunca  “beni aldı bir korku”, ama ne korku.  Ankara Hukuk Fakültesi’ndeki sözlü sınavlarda- kapıda sıramızı beklerken- dersten geçecek miyim yoksa kalacak mıyım korku ve heyecanını şimdi ise  bu virüs yüzünden  beni  yakalayacak  mı,yoksa es mi geçecek, yakalarsa  ölecek miyim kalacak mıyım korku ve heyecanı dağları sardı. Bu  korku ve heyecan yetmiyormuş gibi sokağa çıkma EVDE KAL dediler, kaldık.Sonra acıdılar, hadi  saat 10 ile 20 arası çıkabilirsiniz dediler.  Ohhhh be deyip biraz nefes aldık derken bu kez de bizlere YİNE Mİ dedirten yeni bir kısıtlama geldi.  Bu yayılmanın sorumlusu sadece bizmişiz gibi(65 yaş üstü)- saat 10 ila 16 arası çıkabilirsiniz diye 4 saatimizi geri aldılar. Sonra bu EVDE KAL  o kadar çok benimsendi ki bu kez testi pozitif çıkanlara bile EVDE KAL dediler. Negatifli olan  bizler de onlarla  aynı apartmanda başka EVDE(dairede) KAL’ıyoruz.Vallaha yapacak bir şey olmayınca –kendin pişir kendin ye misali-kendi önlemelerimizi alarak gelin-kaynana  gibi! şimdilik  geçinip gidiyoruz.

                Sayın okuyucular, ben üzücü olaylarla karşılaştığımda “beterin beteri vardır” diyerek bu olaydan daha kötüsünü hayal edip (Ehven-i şer-kötünün iyisi misali) kendi kendimi teselli etmeye çalışırım. Şimdi de öyle yaptım. Nasıl mı? Bu virüs akciğerlerimize musallat olduğu için önlem olarak maske takıyoruz, ya maazallah bağırsaklarımıza musallat olsaydı o zaman ne yapacaktık, hazır bez kullanacaktık deyip şükür ediyorum. 

               Sayın okuyucular, “üç adım atlama” gibi olacak ama yazımı noktalamadan önce merak ettiğim  İKİ hususu sizlerle paylaşmak istiyorum.Bilmem takip edebiliyor musunuz,Bolu’da günlerdir ve hatta aylardır gazeteciler arasında bir söz düellosu aldı başını gidiyor. Birisi diğerine sen şöylesin,diğeri öbürüne sen böylesin gibi itham edici,aşağılayıcı,hakarete varan sözler söyleyebiliyorlar. Bu kabil yazılar beni ziyadesi ile üzmektedir. Zira basın  dedi-kodu üretim merkezi değil, halkın gözü-kulağı olmalı diye düşünüyorum. Sonra bu yazıyı kaç kişi okumuştur diye bakıyorum ve işte o zaman da onlara hak veriyorum.(Nasrettin Hoca’nın “sende haklısın” dediği gibi oldu galiba) Ahali dediğimiz halkımızın bir türlü vazgeçemediği- tabi ben de dahil-bir alışkanlığı var,nerede yangın var,seyir için oradalar,nerede bir kavga var, seyir için oradalar,nerede bir trafik kazası var seyir için oradalar, nerede gazeteciler arasında kavga var, YAZININ BAŞINDALAR.Dikkatimi çekiyor,böyle gazete yazıları bir-iki saat içinde 5 binler ,on binler okuyucu bulabiliyor.Bunun dışındaki memleket meseleleri ile ilgili yazılar ise bin –iki bin, bilemediniz üç bin civarında okunabiliyor.Tamam iyi de bu seyir ve merak durumu  bazen insanı zor duruma da sokabiliyor.Nitekim bir trafik kazasında ahali olay yerinde yine seyir için birikmiş,o sırada olayı daha yakından görmek isteyen birisi  topluluğa yaklaşarak “çekilin ben babası oluyorum” deyip yaklaştığında yaralının bir eşek olduğunu görünce arkasına bakmadan kaçtığı gibi.

                 Sayın okuyucular, benim mantığımı felç eden bir diğer konu da Sağlık Bakanlığı neden vaka sayısını vermiyor da hasta sayısını veriyor.Vaka sayısını verin ki vatandaş durumun vahametini görsün ve tedbirlerini ona göre alsın.Her şey yolunda maske kolumda demesin.

                 Hoşça kalın.

                                                                                   İLHAMİ CANDEMİR

Bu yazı toplam 1975 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim