• BIST 107.286
  • Altın 143,230
  • Dolar 3,5609
  • Euro 4,1491
  • Bolu 30 °C
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 29 °C

SINIFI GEÇTİK Mİ?

Hasan Dinç

Yerel basınımızın renkli ve saygın kalemlerinden Sayın Yener Bandakçıoğlu, 5 Temmuz 2010 tarihli köşe yazısına “01/ 07/ 2010 Perşembe günü yani hafta içinde Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde çok anlamlı bir temel atma töreni yapıldı. Bundan 2-3 yıl öncesi kuruluş safhasında, büyük dalgalanmaların yaşandığı ve şehrimizin en tanınmış köşe yazarlarınca eleştiri bombardımanına tutulan BOLU BAĞIŞCILAR VAKFI çok büyük bir projeye imza atacağını duyuruyor ve tabiatıyla o eleştiri sahipleri başta olmak üzere tüm Boluluları temel atma törenine davet ediyordu.” diye başladığı yazısını “Evet sevgili okurlarım, gördüğüm kadarıyla Şerafettin Erbayram ve arkadaşları, Haldun Taşman'nın büyük maddi destekleriyle mahcup olmayacaklar. Peki, o günlerde vakfı yaylım ateşine tutan sevgili kardeşlerim bugünlerde ne yapıyorlar. Eğer yanlış takip etmediysem kendilerinden henüz tık yok. Kendileri sütunlarına almadıkları gibi, temel atma törenine ait haberlere mensup oldukları gazetelerde de yer verilmedi. Ancak bu cümleleri yazarken yanılgı payımın da göz önünde tutulması gerektiğine inanıyorum. Belki görmemiş olabilirim. BAĞIŞÇILAR VAKFI sınıfı geçti. Ama bazı kardeşlerim sınıfta kaldılar. Ben bunlar için Sayın Milli Eğitim Müdürümüz Recep Sezer'e özel ricada bulunabilirim.(!) Bu kardeşlerimize bir sınav hakkı daha verelim.(!)” diyerek bitirmiş.

Sayın Yener Bandakçıoğlu'nun “Şehrimizin tanınmış gazetecileri” ve “Bazı kardeşlerim” olarak nitelendirdiği köşe yazarları arasında bende var mıyım? Tereddüt halindeyim. Çünkü yazısında vakıf yöneticilerinin “Eleştiri sahipleri başta olmak üzere temel atma törenine davet ettikleri” gazetecilerin arasında olmadığım için herhalde “sınıfta kalan şehrimizin tanınmış gazetecileri “ve Sayın Yener Bandakçıoğlu'nun bazı “kardeşleri” arasına ben dâhil değilim diyorum. Ancak o dönemde BAĞIŞCILAR VAKFI ile ilgili “TEREDDÜTLERİM AZALMADI, AKSİNE” adıyla iki uzun yazı yazarak vakıf başkanı Sayın Şerafettin Erbayram'ın 7 Eylül 2008 Pazar günü basın mensuplarıyla kahvaltılı basın toplantısında ki yaptığı konuşma ile ilgili anlayamadıklarımı dile getirmiştim. O yazılarımda “Bilhassa iki konudaki tereddütlerimi ifade etmiş, ikna edici cevaplar alamadığımı belirtmiştim. Bunlardan birincisi Bağışçılar Vakfı'nın “TÜSEV'le danışmanlık hizmetleri almak yönünden bağlantımız olabilir. Ama asla TESEV'le bir ilişkimiz olmayacaktır.” sözü üzerine “Her iki kuruluşun kurucu ve üyeleri aynı kişilerden oluşmaktadır ve ortak amaçları bulunmasını nasıl izah edersiniz?” sorusuna samimi bir cevap verilmemiştir.

Yine konuşmasında “Bölgesel Kalkınma Ajanslarının kurulduğunu, Bolu'nun Düzce, Sakarya, Kocaeli ve Yalova ile bir bölge oluşturup Doğu Marmara Bölgesi Kalkınma ajansı olarak isimlendirildiği, bu bölgedeki Bolu'nun diğer illere göre daha fazla hizmet alabilmesi için vakfın çalışmalarına ihtiyaç bulunduğunu” açıklamalarına ilave etti. Bu açıklaması üzerine söz almış, Başbakan Erdoğan'a partisi AKP'yi kurarken ABD'den verilen bir memorandumdan bahsetmiş ve memorandumda başbakan'a “ İfade edilen hususlara göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız.” dedikten sonra “Küreselleşmeye kayıtsız şartsız boyun eğecek misin? Küreselleşme şehir devletleri dönemi demektir. Etnik nüfusa göre, kendi ülkeni otonom şehir devletlerine ayıracak mısın? Bu devletlerin kendi askeri ve polis güçlerini kurmalarına izin verecek misin? Başbakan olursan ülkeni bölmek için bizimle ortak çalışma yapacak mısın? Genel Kurmay ile savaşacak mısın?” Diye sormuşlardı. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a New york'tan gönderilen memorandumda belirtilen “Türkiye'nin şehir devletlerine ayrılması planı” AKP programına aynen geçirilmişti. Sayın Şerafettin Erbayram'ın bahsettiği “Bölge kalkınma ajansları işte Amerika'nın Türkiye'den istediği bu şehirleşme projesinin alt yapısını oluşturmaktadır.” demiş ve “Sayın Erbayram'ın kafasındaki Türkiye böyle parçalanmış, yıkılmış bir Türkiye'dir” demiştim.

Bu iki yıllık siyasi gelişmeleri iyi takip edenler ve geçen hafta Uluslar arası SOROS VAKFI'nın Türkiye'deki uzantısı olan TESEV'in hazırladığı “KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE DAİR BİR YOL HARİTASI VE BÖLGEDEN HÜKÜMETE ÖNERİLER” başlıklı raporu izleyenler konu üzerindeki hassasiyetimizde ne kadar haklı olduğumuzu anlamışlardır. Adı geçen TESEV'in hazırlayarak kamuoyuyla paylaştığı ve Proje direktörlüğünü malum cemaatin yayın organı ZAMAN Gazetesinin yazarı ünlü Ermeni asıllı Türk vatandaşı ETYEN MAHCUPYAN'IN yaptığı raporda “Anayasadan TÜRK isminin, TÜRK MİLLETİ, TÜRK DEVLETİ, TÜRK VATANDAŞI ve TÜRK KÜLTÜRÜ gibi ifadelerin çıkarılması teklif edilmekte, yerine TÜRKİYE CUMHURİYETi VATANDAŞLARI ibaresi kullanılması istenmektedir.” Ayrıca raporda “Kürtçe'nin önündeki engellerin kaldırılması, bölgeye Kürtçe bilen personel atanması, bölgedeki camilerde vaazların Kürtçe verilmesi ifade edilerek devlet genel olarak toplumun Kürt halkına yönelik en azından bir özür borçlu olduğu da” belirtilmektedir.

Mesele sadece Bolu'ya ve Bolululara yardım etmek olsaydı Merhum İzzet Baysal, Sayın Yaşar Çelik, Çizmecioğlu ailesi ve nice benzerlerinde olduğu gibi takdir duygularımızla hareket eder ve şükranlarımızı sunardık. Ancak, Bağışçılar vakfının 46 ülkede kurulmuş bir vakıflar zincirinin Türkiye'de faaliyet gösteren örneği olması, Uluslar arası Soros Vakfının Ülkemizdeki temsilcisi TESEV ve TÜSEV'i danışman kuruluş olarak seçmesi ve Şehir devletleri projesinin alt yapısı olduğu belli Bölge Kalkınma Ajanslarını ortak faaliyet içinde kabul etmesi bu vakfa tereddütle ve şüphe ile yaklaşmamızın ana kaynağını oluşturmaktadır. Kurulduğu günden bu yana bu tereddütlerin izalesi için en küçük bir girişim olmadığı gibi şüpheleri besleyecek girişimleri de devam etmektedir.

Geçmişten bu yana milli endişelerini toplumla paylaşanları vehimle hatta olayları doğru değerlendirememekle itham ede, ede geldiğimiz nokta işte ortadadır. Atatürk'ün kurduğu tek millet esasına dayalı üniter Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurumları ne haldedir. En güvendiğimiz ve cumhuriyetin temel istinatgâhı olan kurumlar bugün varlık mücadelesinde can kaygısına düşmüş, milli görevini yapmaktan uzaklaştırılmıştır. Milletimizi uyandırıp olanları iyi teşhis ederek aydınlatacak münevverlerimiz de maalesef çeşitli sebeplerle görevlerini yapamaz duruma düşmüşlerdir. Milletimiz ve devletimiz bölünme ve parçalanmanın eşiğinde olduğu izlenimi vermekte, düşmanlar hiçbir endişe duymadan faaliyetlerini açıkça yürütmekte, bu iş için yasal bütün düzenlemeler demokrasi ve İnsan hak ve hürriyetleri adına yapılmaktadır. Millet şaşkın ve korumasız, devlet ise her türlü ihanete açık ve zayıf düşürülmüştür.

Biz nasıl geçmişimizi bilhassa cumhuriyetimizin kuruluş yıllarını sıgaya çekip olayları ve kişileri değerlendirirken onlar hakkında olumlu ya da olumsuz kanatlarımızı ifade ediyorsak, hiç şüphem yok gelecek nesiller de bizi aynen değerlendirmeye alacaklardır.

Bugün yazdıklarımız ve yaptıklarımız onların bu değerlendirmelerine esas olacaktır. Kimin neler yaptığını, hangi kuruluşların ne amaçla kurulduğunu, kimlerin bütün gücüyle millet ve devlet varlığını aziz bilerek onlara sahip çıktığını ve bunları yaparken tabak, çatal ve kaşık sesleriyle seslerinin nasıl boğulmaya çalışıldığını tespit edeceklerdir. Bu konuda kimin sınıf geçtiğini, kimlerin çift dikiş yaptığını da anlayacaklardır. Eğer ellerinde bir devlet ve de dayanacakları bir millet kalırsa. Şayet AKP Kırıkkale milletvekili Sayın Vahit Erdem'in dediği gibi “BİR ZAMANLAR BU TOPRAKLARDA TÜRKLER YAŞARMIŞ” denilmezse.

27.07.2010

 


Bu yazı toplam 1018 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim