• BIST 106.736
  • Altın 141,224
  • Dolar 3,5208
  • Euro 4,0963
  • Bolu 22 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 28 °C

SIRTIMIZIN KAMBURU

Mustafa Namdar

Bazan doğuştan bazan, sonradan oluşur vücudumuzdaki şekil bozuklukları. İnsan davranışının etkisi ne kadardır, yüzdelik bir veri var mıdır? Bilinmese de faturayı yaratana keser sıyrılıverir işin içinden.
Ahlak yozlaşması da, sırtımıza yüklenen, vicdanları rahatsız eden, bir başka kamburdur, vicdanları rahatsız eder. İnançlarda ki manevi yatırım gücü, yapılması gerekli ibadetlerin içinde saklıdır. Onlar; ruh ve beden sağlığı, düşünce ve davranış güzelliklerini, iyi ahlak kazanımlarıyla haksızlıkları ortadan kaldıracak hakkaniyeti sağlamak adına, adaleti sağlama da en etkin unsurlardır. Tabi ki inanıyorsanız! Tabi ki toki ye yapmıyorsanız! İslam ahlakı İslam hukukudur bu. Kalp kırmak yoktur. Kötü söz yoktur. Riya, dedikodu yoktur. Hak yemek yoktur. Hele de küfür hiç yoktur. Ramazanlar bir anlamda, böylesi güzel ahlakı kazanma ile birlikte devam ettirebilme alışkanlıklarının kazanıldığı, on bir ayın sultanı sıfatı verilen mübarek aydır. Hani şu imanlı gençlik işaretinin yapıldığı, insanların mayalandığı, nemalandığı, güzel ahlakla bütünleşip geliştiği, meyveye dönüştüğü, model insanlar gibi olmamızı sağlayacak güzelliklere geçiş ayıdır.
 

Günah ve sevap da, kar zarar hesabı çıkarmak adına geçen bir aylık süreçte, vicdanlarımızda oluşan kamburu ne kadar azaltabildik bir bakmak gerekiyor. Önce aile içinde, sonra çalıştığımız kurumlarda birbirimizle ne kadar barışık olabildik? Sevgiyi ve yardımlaşmayı ne kadar sağlayabildik. Çalışan, ne kadar üretebildi? Patron, ne kadar çalışanını memnun edebildi? Komşuluk haklarına ne kadar riayet edildi. Yurttaş olma bilinci ne kadar gelişti? Yönetimlerde adalet anlayışı ne kadar gerçekleşti? Demokrasiler de ortak akıl ne kadar özgürce kullanıldı? Toplum liderleri, davranışlarıyla ne kadar örnek olabildi? İnsan haklarına saygı da ne kadar yol alınabildi. Demokrasi zincirini oluşturan siyasal halkalar, ne kadar sağlıklı güç verecek şekilde birbirine geçerek kenetlenebildi? Hamasi nutuklarla ayran mı kabarttık? Ramazan sofralarında hamam suyu ile dost mu gönülledik? Camilerimiz de 'elveda şehri ramazan ' diye ilahilerle coşanlar gönül kamburunu ne kadar küçültebildiğinin özeleştirisini yapmalılar.
 

Televizyon ekranlarına bakamaz olduk. Her tarafta karmaşa, ideolojik, ve trafik terörü ile gelen ölümler, şehitler ve gazi haberleri. Siyasi liderler de belden aşağı vurmalar, hakaret içeren aşağılayıcı konuşmalar. Dilimizin grameri bozuldu. Ne kadar küfür o kadar alkış…
Böylesi koşullarda bayram gelmiş neyime. Gülen yüzler kaybolmuş. Suratlar; baca arkası gibi.'kapkara'. Dostluk köprüleri atılamayan bir ramazan ve bayramı. İmanlı gençlik için verilecek olan mesajlar böyle mi olmalı? Hani inançlarımızda dargınlık yoktu? Dargınlığa neden olan gönül kırma küfür yoktu?
Umarım bütün olumsuzlukları geride bırakır güzelliklerle dolu sevgi ve dostlukla geleceğe hep birlikte koşarız. Koşarız da, sırtımızın, ruhumuzun, vicdanımızın kamburunu ufaltır yok ederiz.
Ramazan bayramımız Uluscca kutlu olsun.
 

Birde doğal afetler vardır. Bulunulan coğrafyaya göre ya deprem kuşağındasınızdır ya heyelan, çığ, sel, yangın riski olan bölgelerde oturmaktasınızdır. Bu bölgelerde konuşulanlar, bölge özelliklerine göre afete hazır hale gelecek şekilde bilgilendirilmesi gerekmekte olduğunu, yaşadığımız felaketlerle öğrenmiş olmalıyız. Böylesi acılar sonunda en az zararla kurtulabilmenin önlemlerini bireysel olarak almanın, kendi başına yeterli olmadığını yaşadıklarımızla öğrenmiş olsak ta, yeterli olmadığını gördük. Yaşları uygun olanlar 1944 depreminden sonra 1957-1967 en acısı Asrın felaketi diye nitelendirilen 1999 Marmara depreminde yaşandı…
Bu konuda; diğer illere göre yapılaşmada, yer seçimi ve jeolojik incelemede yapılan hesaplama ve bina yapım aşamasında, mühendislik hizmetlerimiz daha iyi ve kontrollü olmalı ki, en az zararla kurtulduğumuza tanık olduk.
 

Yeterli mi? Elbette değil. Arzu edilen; ne yıkılan binamız ne de, ölüm ve burnu kanayan insanımız olmasın.
Acil afet komisyonunun yaptığı acil eylem plan çalışmaları sayesinde bilinçlenen insanlar sayesinde sokaklar şaşkın insanların ' nerde bu devlet' feryatlarıyla inliyor olmasın…
1999 Depremi sonrası Türk Kızılay'ı Genel Merkezi, şubelerinden davet ettiği adını 'Toplum lideri' olarak belirlediği, seminere ben, Zehre Er hendekçi ve şubemiz çalışanlarından Er alp katıldık. Genel merkezin Diyanet İşleri Milli Eğitim ve İçişleri bakanlıklarıyla yaptığı protokol la görev yerlerimize döndüğümüzde öğretmenleri, muhtarları ve imamlarımızı bilgilendirerek, bunlar vasıtasıyla toplumun olası depreme karşı hazır olmaları, ve en az hasarla depremin yaralarını sarmaları sağlanacaktı. Ahmet Mete Işıkara denetimin de geçen seminer sonrası öngörülen çalışmaları tamamladık. Yetmedi Kent konseyi, ilk özel idaresi işbirliğin de Boluda deprem olasılığının Fayların durumu konusunda Eskişehir İstanbul Üniversitelerinden gelen konu uzmanı Profesörler ve Oğuz Gündoğdu ile çalışmalar yapıldı, halk bilgilendirildi. İstanbul Afet İşleri müdürlüğünden bir temsilci de bu çalışmalara başından sonuna katılmıştı.
 

Son zamanlarda Bolu İl Afet müdürlüğünün bir dizi çalışmalar yaptığının duyumlarını alıyoruz. Toplantılara davet edilmediğimiz için, ne olup bittiğinden haberimiz olmuyor. Çalışmalarda daha önce olan kent konseyinin de hatırlanmadığını görüyoruz.
Bu toplantılarda ne tür kararlar alınıyor?
Halk bu kararların neresinde merak ediyorum.

17.08.2012

Bu yazı toplam 668 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim