• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 19 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 15 °C

Siyah ile beyaz

Serkan Erkan

Siyah ile beyazın savaşı, insanlık var olduğundan beri sürmektedir. İster iyi ile kötünün; ister olması gereken ile olmaması gerekenin savaşı deyin; adı ne olursa olsun, sonuçta iki tarafın savaşıdır bu. Bizler de insanoğlu olarak tam orta noktada kalamayan bir canlıyız. Ya siyah olur, kendimizi ve çevremizi kirletiriz ya da beyaz olur, kendimizi ve çevremizi temizleriz...

Bugüne kadar, siyah olan ya da siyahlıklar ile uğraşan çok fazla insan tanıdım. Tuhaf olan şudur ki; hepsi kendini bembeyaz zannediyordu. Kendi siyahlıklarının ve üzerindeki lekelerin farkında olmayan bu insanlar, sütten çıkmış ak kaşık gibi önüne gelen herkesin renklerini sayıyordu. Üstelik ne kadar bembeyaz insan var, tümünü çeşitli önyargılar ile yargılayarak gri olduklarını iddia ediyorlardı.

Bir insanın kendi rengini görmesi gerçekten çok zor bir durum. Fakat biraz düşünüp, kendimize birkaç soru sorarsak, rengimizi kolaylıkla ortaya çıkarabiliriz...

Diyelim ki; akşam eve geldiğinizde çocuğunuzu gereğinden fazla sessiz olarak gördünüz. Sonradan öğrendiniz ki, sizin en değer verdiğiniz eşyalarınızdan birisini kırmış. Çocuğunuz mahcup mahcup gelerek, isteyerek yapmadığını söyledi. Sinirden gözünüzden döner ve ona bir tokat atar mısınız? Yoksa başını koynunuza alıp, bir daha dikkatli davranması gerektiğini mi söylersiniz?

Dini inançlarınız gereği, oruç tutuyorsunuz ve bir ramazan akşamı iftara yetişmek üzere hızla evinize doğru yol alıyorsunuz. Önünüzde ise yavaş yavaş giden bir başka araç sürücüsü var. Üstelik yol da dar olduğu için geçemiyorsunuz. İşte tam bu anda ne yaparsınız? Ağzınıza gelen tüm küfürleri sayar, sonra da arabanızdan sopanızı çıkartarak o sürücüyü haklamaya mı çalışırsınız? Yoksa iftara geç kalmayı göze alabilir misiniz?

Hiç av tüfeğiniz oldu mu? Karlı bir havada, arkadaşlarınız ile av tüfeklerinizi yüklenip kendinizi dağlara vurdunuz mu? O bembeyaz muhteşem doğa güzelliğini, kırmızıya çevirdiniz mi? Öldürdüğünüz tavşanı, ailenize götürüp böbürlendiniz ve ardından da afiyetle yediniz mi? Yoksa yuvada aç bekleyen yavru tavşanlar aklınıza gelip, hiç ava çıkmadınız mı?

Biraz alkol aldınız ve gecenin bir vakti evinize gitmeye çalışıyorsunuz. Evinize giden yollar, gece yarısı olması nedeniyle bomboş, sizde süratlisiniz. Bir kaç saniye kontrolünüzü kaybettiniz ve bu arada bisiklet ile evine gitmeye çalışan başka bir gence çarptınız. Kimsenin olmadığı bu ıssız sokakta, tekrar gazlayıp son süray olay mahallinden kaçar mısınız? Yoksa arabanızdan inip, çocuğu kontrol eder ve onu hastaneye yetiştirmek üzere arabanızın yönünü hastaneye mi çevirirsiniz?

İşte siyah ile beyaz olmanın, arasındaki ince çizgi, bu kadar ufak detaylarda gizlidir aslında. Çünkü insanın içgüdülerinin çoğunluğu, siyah olmaya meyillidir. Aldığı eğitim, terbiye ve daha sonrasında hayatı birkez de olsa kendi gözünde ölçüp biçmesiyle siyahlıklarını silip, yerine beyazlıklar koyabilir. İçgüdülerine teslim olmuş bir insanın, doğada gezen ve her leşe çöken bir çakaldan hiç bir farkı yoktur.

Şimdi kendimize son bir soru sorma vakti. Siyah ile beyazın bin yıllardır süregelen bu müthiş kavgasında, sizin renginiz nedir? Yukarıdaki soruların bir tanesine dahi 'yoksa' ile başlamayan bir yanıt verdiyseniz, elinize silgi almanın zamanı çoktan gelmiş ve geçiyordur.

Renginizi seçmek konusunda ne kader vardır ne de kısmet. Karar tamamen sizin. Ya gördüğü her türlü kötülüğe karşı bir şans daha veren, yaşama hakkına saygı duyan, hayatı kendinden ibaret zannetmeyen elinde mumla gezerek çevresini de ışığa boğan bir beyaz olursunuz, ya da öfkesini kontrol altında tutamayan, gördüğü her fırsatı değerlendiren, hayatı tamamen kendi ego tatmini için yaşayan bir çakal olarak karanlıklara gömülürsünüz...

GÜNÜN SÖZÜ

Birisi mutluluğuyla ya da erdemiyle övünüyor, böbürleniyorsa, onda bunun ikisi de yok demektir.. Herman Hesse

FIKRA

Duymasın

Cemal ile Temel askerde beraber nöbet tutarlarken, komutanları bir bakmış Cemal’in elinde bir mektup, okuyor.

- N'apıyorsunuz, demiş.

Temel:

- Sevculumden mektup celdi. Okuma yazma pilmem, Cemal okuyo pağa.

- Peki Cemal'in kulaklarındaki pamuk ne?

Temel:

- Mektubu tuymasin diye....

14.05.2007

Bu yazı toplam 641 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim