• BIST 89.695
  • Altın 145,979
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C

Siyasi kördüğüm ve çözümü!

N. Gürkan Yetkin

Türkiye'nin bu günkü KÖRDÜĞÜM olmuş siyasi ortamı hakkında, kendimize üç soru soralım, bu soruların yanıtlarını da yine kendimiz vermeye çalışalım:

SORU1: Türkiye'de halkın büyük çoğunluğu, mevcut hükümetten ve AK Parti'den memnun mu?

YANIT1: Elbette memnun olanlar var. Ama halkın büyük bölümü mutsuz. Sıkıntılı. Yoksulluk, işsizlik alıp başına gitmiş. ”Açılım” adı altında yürütülmeye çalışılan demokratik hareket, yapılan büyük yanlışlıklar sebebiyle tam bir fiyasko olmuş. Son dönemde yaşananlar insanımızı derinden üzmüş. Yaşanan global kriz Türkiye'yi “teğet“ geçmemiş, küçük esnafın belini bükmüş, dar gelirliyi mahvetmiş, birbiri ardına kapanan işyerleri işsizler ordusuna yeni bireyler katmış. Bu gün bir işi olup, çalışıp evine ekmek götürebilme şansına sahip olanlar, yarın hala bir işi olup olmayacağını bilmemenin tedirginliği ve korkusu içersinde.

SORU2: Yarın seçim olsa, hangi parti kazanır ve iktidar koltuğuna oturur?

YANIT 2: Yine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki AK Parti birinci parti olarak seçimi tamamlar ve tek başına hükümet kurar.

SORU3: Bu durum çelişki değil mi?

YANIT 3: Elbette büyük bir çelişki. İktidar partisi 2002'den günümüze kadar geçen sürede yıprandığı halde, muhalefet partileri ürettiği yanlış politikalar sebebiyle bu yıpranmışlığı lehlerine çevirememektedir. Bu sebeple seçmenin mevcut muhalefet partilerinden ve yıpranmış, eskimiş yüzlerinden beklentisi ve umudu yok. Çok partili sisteme geçildiği günden günümüze kadar geçen süreçte, yaşanan darbelere rağmen halkımız demokrasiden hiç vazgeçmemiş, daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi ve tam bağımsız aydın Türkiye özlemi adına umudunu hiçbir zaman yitirmemiştir. Avrupa Birliği tam üyelik başvuru süreci ile birlikte, prangalarından bir bir kurtularak dünden daha demokratik bir Türkiye kazanımı sağlanmıştır. Bu süreçte kim ne derse desin, Ak Parti kendinden hiç de beklenmeyen bir performans göstererek oldukça ciddi adımları atmıştır. Muhalefet halkın talebini algılayamadığından, bu demokratikleşme sürecinde çıtayı daha da yükseklere çıkarmaya çalışmak yerine, demokratikleşme adına atılan her hareketi baltalamıştır. Bu yanlış, halktan kopuk muhalefet anlayışı iktidar partisi Ak Parti'nin daha da güçlenmesine, muhalefet partilerinin ise daha da yıpranmasına sebep olmuştur.

2009 yılı, tüm dünyayı saran ekonomik krizin Türkiye'yi hazırlıksız yakalaması, iktidar partisinin kriz gündemini dağıtma adına kurumlarla girdiği gereksiz tartışmalar Ak Parti'de aşırı bir yıpranmaya sebep olmuş, partinin yükselme trendinin inişe geçtiği yıl olarak siyasi tarihe geçmiştir.

Halk açlık ve işsizlik ile boğuşurken, gerek iktidar, gerek muhalefet partilerinde siyaset yapan siyasilerin yapay gündemler üzerinden gereksiz kavgaları ve birbirlerine karşı hakarete varan siyasi söylemleri, halktan tamamen kopmalarına sebep olmuştur.

Bu gün halkın, kendi içinden çıkmış, yeni bir lider, yeni bir siyasi kadro arayışları vardır. Mevcut siyasi yapı artık halkın gerçek ihtiyaçlarını anlamaktan dahi uzaktır. Böyle bir lider ve kadro, yeni bir halk hareketi olarak çıkarsa, aynı erdemli hareket olarak başlayan ve partileşen Ak Parti'nin, kuruluşundan bir yıl sonra 2002 genel seçimlerinde yaptığı gibi kitleleri peşinden sürükleyip, iktidara gelebilir.

Halkın içinden çıkmış olan AK Parti, iktidarın sağladığı güç sayesinde çok hızlı büyümüş, teşkilat hakimiyetini kaybetmiş, bunun sonucu olarak kendi içinde muhalif oluşumların doğmasına sebep olmuştur.

Halk her geçen gün bütçe açığını kapatma adına, yapılan zamlar ve vergilerle daha da fakirleşirken, Ak Parti yöneticileri zenginleşmiş, bir çoğu bu aşırı zenginlik sarhoşluğu içinde kendi özlerini kaybetmişlerdir. Bu durum halk tarafından, affedilmeyecek kadar büyük bir yanlışlıktır. Geçmiş iktidarları bitiren bu kötü hastalık, maalesef Ak Parti'yi de tamamen sarmıştır.

Muhafazakar demokrat olarak yeni bir siyasi anlayışla faaliyete başlayan Ak Parti, geçen zaman içinde peşpeşe yapılan tüzük değişiklikleri ile demokratlıktan uzaklaşmış, yapılan kongrelerde delege oyunları ile aşırı muhafazakar bir yapıya, ”gelişim” öncesindeki anlayışa geri dönmüştür.

Tabii, siyasette yeni oluşumlar da var. Biri, Abdüllatif Şener'in Türkiye Partisi. Yola tekerlekleri patlak çıktı. Şener, belki Bakanlık görevinden bile rest çekip ayrıldığı ilk günlerde partisini kurabilse, daha heyecan verici hareket olabilirdi. Ama bugünkü haliyle, Türkiye Partisi, kısa süre içinde siyaset tarihine gömülecek bir tabela partisi gibi görünmekte.

Yeni gerçekleşmiş olan DP- ANAP evliliği var. Belki genç ve karizmatik bir lider bulabilirlerse, ANAP'la birleşmiş yeni DP, yeniden Merkez sağ siyasetin temsilcisi olabilir. Ancak çok zor görünüyor. DP-ANAP birleşmesinin ardından, sanki bir ganimeti paylaşma kavgası başlayacak ki, ciddi sıkıntılar olacaktır. Daha şimdiden eskinin DYP, şimdinin Demokrat Partilileri, kendilerini öz, Anavatan Partisi'nden gelenleri üvey evlat olarak değerlendirmekte. Sahip olunmayan koltuğun kavgası yapılmakta.

Yeni oluşumlar arasında halk tarafından büyük ilgi gören en önemli oluşum, Mustafa Sarıgül ve henüz partileşmemiş bir halk hareketi olan Türkiye Değişim Hareketi (TDH) görünüyor.

CHP hiçbir zaman üstlenemediği sosyal demokrat misyona sahip Şişli Belediye Başkanı Sarıgül liderliğinde gelişen hareket, en azından başlangıçta, AKP'den bu yana Türkiye'deki en geniş ilgi gören yeni siyasi hareket olarak dikkati çekiyor. Ülke üretilen yanlış politikalarla ayrışma içersine sokulmak istenirken, ”Ötekimiz yoktur bizim!” diyerek her türlü fikri, düşünceyi, dili, dini, etnik kökeni kucaklayan, birleştiren ve ortaya Türkiye mozaiği koyan Türkiye Değişim Hareketi yoluna emin adımlarla devam etmekte.

Türkiye Değişim Hareketi, Ocak ayında partileşecek. Ocak ayına kadar, bir siyasi akım olarak Türkiye'deki örgütlenmesini tamamlayacak. Türkiye'de ilk kez bu şekilde bir parti kuruluyor. Henüz ortada parti yok, adı yok, amblemi yok. Ama her yerde, tüm şehirlerde, tüm ilçelerde ve beldelerde örgütleniyor.

Hafta sonu Sayın Sarıgül ve Kurmayları, parti programı çalışmaları için Abant'ta bulundular. TDH Bolu Kurucu İl Başkanı Sayın Maksut Beykoz, TDH Kadın Kolları Bolu İl Başkanı Sayın Mukadder İnal ve şahsım, Abant'ta düzenlenen bu toplantılara iştirak ettik. Bu sayede başta Sayın Mustafa Sarıgül olmak üzere çok değerli çalışma arkadaşları ile sohbet edebilme şansım oldu. Daha öncesinde İstanbul ve İzmit'te “Türkiye Değişim Hareketi” etkinliklerine katılmıştım. Ancak Abant'ta katıldığım bu toplantı, sağladığı samimi ortam çok farklı idi. Bu sayede Türkiye Değişim Hareketi'ni daha iyi anlama ve tanıma imkanı buldum. ”Değişim” kelimesinin cazibesi ve hedefi, oldukça yeni ve aynı zamanda farklı siyasi çizgisi, liderinin kendine ve ekibine olan güveni ve samimiyeti açıkçası beni oldukça etkiledi.

Şimdilik şunu söylemem hiç de yanlış olmaz. Türkiye Değişim Hareketi Partileşme süreci içersinde halkımızla büyük bir heyecanla kucaklaşacaktır. Yaşanan bunca olumsuz gelişme içersinde, umutların tükendiği bir zamanda, herkesin kendinden bir parça bulabileceği ve her türlü ayrımcılığı reddeden bu hareket, halkımızın yeni umudu olacaktır.

2010, Türkiye Değişim Hareketi'nin yılıdır. 2010, sarı sarı güllerin her yerde açtığı, sarı kravatların boyunları süslediği, umutların tekrar yeşerdiği, geniş kitlelerin sel olduğu bir yıl olacaktır. Hep beraber yaşayacak ve hep beraber göreceğiz.

Şimdiden ülkemize ve Bolumuza hayırlı olsun!

09.11.2009

Bu yazı toplam 788 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim