• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Bolu 5 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 6 °C

SİYASİ PARTİLER VE ALEVİLER ( 1 )

Hasan Dinç

 

Türklerin ne zaman ve nasıl Müslüman olduklarına dair inandırıcı ve sağlam kanıtlar henüz tam olarak ortaya çıkarılmamıştır. Kendi tarihçilerimizin üzerine eğilmediği bu konuda bildiklerimiz yazılmış birkaç yabancı tarihçinin verdiği eserlere dayanmaktadır ki bunlar da tarafsız ve objektif bilgilerden çok uzaktır. Şunu demek isterim ki bu konu tarihçilerimiz tarafından köklü bir şekilde incelenmeye muhtaçtır. Türklerin kitleler halinde Müslüman olduğuna dair Karahanlı Hükümdarı Abdulkerim Satuk Bugra Han tezkeresi bile tam olarak değerlendirmeye alınmamıştır.

Arap fütuhatının başladığı VII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren TÜRK – ARAP münasebetleri tamamen düşmanca olduğu ilk devir İslâm tarihçileri tarafından kaydedilmiştir. Orta Asya Türk yurtlarına yönelen Arap akınları İslâm’ı yaymaktan öte servet edinmeye ve yağmaya yönelik olduğu hemen,  hemen o devir tarihçilerinin hepsi tarafından yazılmıştır. Gönüllü olarak Müslümanlığı tercih edenlerin bile önü tıkanmış, Müslüman olmanın şartları zorlaştırılmış, buna rağmen Müslüman olanlar bile mevali (köle) olarak kabul edilmiş ve o muamelelere tabi tutulmuştur. Aralıksız savaşlarda oluk, oluk kanlar akıtılmış, her iki taraftan da yüz binlerce insan katledilmiştir. Böylece sanki Türkler ve Araplar arası bir düşmanlık duvarı örülmüştür.

Türkler’in İslâm Dinini tercih etmelerinin belki de en büyük sebebi Göktürk İmparatorluğunun büyük ve bilge veziri TONYUKUK’TUR. Aranızda ne münasebet diyenleri duyar gibi oluyorum. Ama tarihi gerçekler bu hakikati ifade etmemizi istemektedir. Bilindiği gibi TONYUKUK miladi 632 yılında ölmüş ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’le aynı dönemlerde yaşamış, onunla çağdaş bir devlet adamıdır. Onun zamanında Orta Asya’da BUDİZM geniş bir yayılma alanı bulmuş, Göktürk devlet adamları arasında da rağbet kazanmış idi. Gültekin ve Bilge Kağan bile bu dine karşı eğilim göstermiş, neredeyse Göktürk İmparatorluğunun resmi dini haline getirmek üzereydiler. Duruma karşı çıkan Vezir Bilge TONYUKUK olmuştur. Ona göre Budizm Türk Milletinin savaşçı karakterine uymamaktadır. Et yemeyi yasaklayan ve her günü oruç tutmayı emreden bu din kabul edilirse sayıca az olan TÜRKLER’in tarihten kısa sürede silinebileceğini söylemiş ve Göktürk devlet ricalini bu elim tehlikeden uzaklaştırmıştır. Böylece Orta Asya’dan kovulan BUDİZM’in bıraktığı boşluk yeni ve savaşçı bir dine müsait hale gelmiştir.

Buna rağmen İslâm Dini X. yüzyıla kadar Orta Asya Türk yurtlarında önemli bir ilerleme ve yayılma gösterememiştir. Ancak bu yüzyılın ortalarından itibaren önemli bir hamle ile İslâmiyet Türkler arasında hızlı bir yayılma istidadı göstermiştir. Bunu tarihçiler Karahanlı Türk Devletinin Büyük Kağanı Abdülkerim Satuk Bugra Han’a ve onun İslâmiyet’i kabul etmesine bağlamaktadırlar. İlk defa bir Türk hükümdarı İslâm Dinini kabul etmiş ve bütün ömrünü bu dinin hem ülkesinde hem de Orta Asya’da yayılmasına vakfetmiştir.

Bütün bunlara rağmen Türklerin sadece bu sebeple Müslüman olduğunu söylemek de tarihi gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Türkler arasında İslâm Dininin yaygınlık kazanması GÖNÜL ERLERİNİN ortaya çıkması ve İslâm Dininin esaslarını halka halkın diliyle yani Türkçe ile anlatmaya başlamaları ile mümkün olmuştur. Bunun en büyük örneği ve bilinen kahramanı AHMET YESEVİ Hazretleridir. Mevcut tarihi kaynaklara göre 125 sene yaşayan bu büyük gönül insanı İslâm Dini’ni Türkler arasında yayan, yaygınlaştıran ve Türk – İslâm anlayışını inşa eden biridir. Son yıllarda hakkında yapılan araştırmalar ve bilhassa Prof. Dr. Fuat Köprülü olmak üzere diğerleri bu görüş etrafında görüş birliği içindedirler. O Fuat Köprülü’ye göre “ İlk Türk İslâm mutasavvıfı”; düşünür şairimiz Yahya Kemal’e göre ise “ milliyetimizi borçlu olduğumuz” kişidir. Bugün hâlâ Türkmenistan da “Medinede Muhammed, Türkistan’da Hoca Ahmet” denilmekte; Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tataristan, Başkürdistan, Tacikistan, Afganistan da onun için “Peygamberi sâni” sözü yankılanmaktadır. (Bak. Ahmet Yesevî Yolu ve Hikmetler; Namık Kemal Zeybek)    

Ahmet Yesevi “ Allah’a ulaştıran yol insana hizmetten geçer” demekte; meşhur bir hikmetinde ise “Nerde görsen gönlü kırık merhem ol! Öyle mazlum yolda kalsa hemdem (arkadaş) ol! Mahşer günü dergâhına mahrem ol” demekte; Farsça’nın çok yaygın olduğu bir dönemde “Sevmiyorlar bilginler sizin Türkçe dilini, Bilgelerden işitsen açar gönül ilini. Ayet, hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar, Anlamını bilenler başın eğip uyarlar. Miskin zayıf Hoca Ahmet, yedi atana rahmet, Fars dilini bilir de sevip söyler Türkçe’yi” parolasını açıklamış ve Türkçeyi unutulmaz dil haline getirmiştir. Onun Anadolu’daki müritlerinden Aşık Paşa ise ondan bir asır sonra şöyle dert yanacaktır.

“Türk Diline kimseler bakmaz idi; Türklere hergiz gönül akmaz idi; Türk dahi bilmez idi bu dilleri,ince yolu ol ince menzilleri.”

Yetiştirdiği müritlerini Anadolu’ya, Balkanlara ve bütün Türk illerine gönderen Hoca Ahmed Yesevî hem Türklüğü asimile olmaktan hem de Türkçeyi yok olmaktan kurtarmış, Türkleri ise bin yıldan beri sancaktarlığını yaptıkları İslâm’a kazanmıştır. İslam’la birlikte milliyetimizi oluşturmuş, Türklük ve İslâm et ve tırnak misali bütünleşmiştir. Anadolu Türklüğünün bütün saffeti ve sadeliği ile yaşattığı İslâm, işte Ahmet Yesevî Hazretlerinin iliklerimize kadar zerk ettiği bu İslâm’dır.

NOT: yazının ikinci bölümü önümüzdeki hafta yayınlanacaktır.

 

    

 

Bu yazı toplam 1219 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim