• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 20 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 25 °C

SİYASİ PARTİLER VE ALEVİLİK (2)

Hasan Dinç

 

Bundan önceki yazımı “Anadolu Türklüğünün bütün saffeti ve sadeliği ile yaşattığı İslâm, işte Ahmet Yesevî Hazretlerinin iliklerimize kadar zerk ettiği bu İslâm’dır” diyerek bitirmiştim. Ahmet Yesevî hazretleri için de konunun uzmanları “Bu devirde devam eden kelâm âlimlerinin felsefi münazaralarına lâkayd kalarak, yalnız kendi kavmi an’anelerine mutâbık gelen ve Türkmen babaları tarafından telkin edilen akideleri kabul ile yetinmiştir” denilmektedir. Bundan çıkan sonuç ise Ahmet Yesevî hazretlerinin öğretisinin üç önemli ayağı bulunmaktadır. Birincisi dinin bütün rükünleri Türkçe ile ifade edilmekte ve bu dil ile halka gidilmektedir. İkincisi kavmi an’anelerine yeni dinin esasları giydirilerek halka anlatılmış, itirazlar en aza indirilmiştir. Üçüncüsü ise İslâm’ın ihmal edilen toplumsal yönü öne çıkarılarak anlatılmış, halkın dayanışmacı yönü dini kurallarla canlı tutulmuş ve ortak kader şuuru sürekli olarak beslenmiştir.

Ahmet Yesevî Hazretlerinin Anadolu’ya gönderdiği en önemli halifesi ise şüphesiz Hacı Bektaşî Veli’dir. Onun Anadolu ve Balkanlara uzanan etkileri günümüze kadar artarak devam etmiş, görülen odur ki bundan böyle de etkileri  milletimiz var oldukça devam edecektir. Onun kurduğu ve adıyla anılan öğretisi için konunun dünya ölçüsündeki uzmanı İrene Melikoff “Bektaşiler, Alevilerle aynı çevreden, başlangıcını İslâmlaşmış Şamanlık olarak tanımlayabileceğimiz eski bir olguya kadar inen bir halk İslâmlığı çevresinden gelmektedirler” derken Bektaşilerle Aleviler arasında önemli bir köprü kurmaktadır.

Ancak bu konuda şairimiz Sezai Karakoç bir noktaya parmak basmakta o devir inancının ortak özelliğini ortaya çıkarmaktadır. Sezai Karakoç “ Ehl-i sünnet inancının en keskin devletini kuran Osmanlıların Hacı Bektaşi Veli’nin şahsı henüz efsaneye büründürülmeden ve Hacı Bayram bizzat hayatta iken, asker ocaklarının ruh temeline onun harcından katmaları ve Sünni Anadolu’nun bu zatlara son derece bağlı oluşu” düşüncesini serdetmekte ve o dönem Anadolu insanının din konusundaki toleransını da ortaya koymaktadır.

Türkler 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu’ya girmişler ve kısa sürede burayı fethetmişlerdir. Orta Asya’dan aralıksız gelen Türkmen göçleri buranın nüfus yapısını da değiştirmiş, yerli halklar Türk hâkimiyetini kabul etmişlerdir. Yerli halklar üzerindeki bu hâkimiyet sadece askeri üstünlüğe dayalı bir hâkimiyet değildir. Bununla birlikte Hacı Bektaşi Veli ocağından onun müritleri aracılığı ile yayılan yeni İslâm anlayışının çok önemli bir rolü vardır. Aralıksız iki asır süren haçlı seferlerinin ve arkasından Anadolu’yu kasıp kavuran Moğol işgalinin meydana getirdiği ağır insani problemlerin dayanılmaz acıları kavmi ve dini farklılıkların ortadan kalkmasına ve bu sapkın insanlık düşmanları için ortak dayanışma içine girilmesini sağlamıştır. Hacı Bektaşi Veli’nin en önemli müridi Yunus Emre gönüllere seslenen mesajlarıyla yeni bir devir başlatmış ve yaralı Anadolu insanının manevi hastalıklarına merhem olmuştur. Yukarda ifade edildiği gibi o zamana kadar ihmal edilmiş İslâm’ın toplumsal yönünü işleyen şiirleri Bektaşi tekkeleri aracılığı ile Anadolu’dan Balkanlara sürekli pompalanmış ve Anadolu insanı ihtiyaç duyduğu manevi haz ve mutluluğu onun şiirlerinde ve teklif ettiği dini hayatta bulmuştur.

Yunus Emre’nin yeni bir anlayışla halka sunduğu ve halkın aracısız anladığı Türkçe şiirlerinde öne çıkardığı İslâm Anadolu’nun bütün kavmi ve dini farklılıkları aşarak bir hoşgörü ikliminin oluşmasına ve bütünleşmelerine sebep olmuştur. Onun şu önemli mesajları bugün bile toplumsal hastalıklarımızın ilacı olacak güçtedir. “Yetmiş iki millete/ aynı gözle bakmayan/ asrın evliyası olsa dahi/ hakikatte asidir” düşüncesine kimin itirazı olabilir. Yine “ Yunus Emre der hoca/ Gerekse var bin hacca/ Hepisinden iyice/ Bir gönüle girmektir” yine “Gönül Çalap’ın tahtı/ Çalap gönüle baktı/ İki cihan bedbahtı/ Kim gönül yıkar ise” yine “ Döğene elsiz gerek/ Söğene dilsiz gerek/ Derviş gönülsüz gerek/ Sen derviş olamazsın” yine “Elif okuduk ötürü/ Pazar eyledik götürü/ Yaratılmışı hoş gördük/ Yaratandan ötürü” ve yine “Hararet nardadır, sacda değildir. Akıl baştadır, taç da değildir. Her ne ararsan kendinde ara. Mekke’de, Kudüs’te, hac’da değildir” dörtlükleri bütün insanlığın ihtiyaç duyduğu ruhî rahatlığın reçeteleri değil mi?  

İster Alevî ister Sünnî, isterse başka dinlerden ve mezheplerden olsun şu esaslarla sunulan bir İslâm insanlığa huzur ve mutluluktan başka bir şey veremez. O nedenle Alevî meşrep Yunus Emre hepimizin ortak kabulüdür. Ve tarih boyunca da böyle olmuştur. Günümüzde dahi Yunus bütün gönüllerin ortak sultanı, vicdanlarımızın ortak sesidir. Yunus’a kulak veren gözünü gerçeğe açar, gönlünü zemzemle yıkar. Onun berrak söylemi, ilâhi kelâm olan Kur’an-ı Kerim’in yüce anlamının Türkçe ile ifadesinden başka bir şey değildir. İlâhi gerçeğin ruhlarımızı arıtması, onun söylediklerinin vicdanlarda yer etmesiyle mümkündür. Alevî meşrep de olsa Yunus’a itiraz mümkün değildir. O bizi gönül kazanında yıkayan, arındıran, hamlıktan olgunluğa, oradan pişkinliğe ve sonunda da kendisiyle birlikte yakarak insanlığa kazandıran gerçek bir öncüdür.

Bugün bütün Sünni Müslümanların “Bizim Yunus” diyerek kabul ettiği ve cenazelerinde “Sala verilir kastımıza/ Gider olduk dostumuza/ Namaz için üstümüze/ duranlara selâm olsun” diye onun dörtlüklerini minarelerden seslendiren Müslümanların, onun Aleviliğini tartıştığına hiç şahit olmadım. Aksine bütün önemli gün ve gecelerini onun ilahileriyle değerlendirip mest olan Sünni Müslümanlar onu kendilerinden hiç ayrı görmediler. Asırlar var ki onun Anadolu insanına sunduğu barış ve hoşgörü iksiri bizi Sünni’siyle ve Alevî’siyle bir millet yapmış ve bize birlik ve beraberliğimizin hazzını sunmuştur. Ne mutlu bize ki Allah’ın böyle bir lûtfunun muhatabı olarak onu kana, kana içmişiz.

Not: yazının son bölümü gelecek hafta tamamlanacaktır.

  

Bu yazı toplam 1270 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim