• BIST 89.900
  • Altın 144,693
  • Dolar 3,6140
  • Euro 3,9061
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 10 °C

SİYASİ PARTİLER VE ALEVİLİK (3)

Hasan Dinç

 

XI. yüzyıldan XVI. Yüzyıla kadar Anadolu’da hem farklı kavimlere, hem farklı dinlere hem de farklı mezheplere mensup bütün topluluklar önemli bir sıkıntı ve sürtüşme içine girmeden huzur ve mutluluk içinde yaşamlarını devam ettirdiler. Bilhassa Alevilerle Sünniler iç içe imparatorluğun asli unsurları olarak yaşadılar. Kırşehir’de Hacı Bektaşi Veli, Konya’da Mevlâna, Ankara’da Hacı Bayramı Veli ve onlara bağlı bütün dergâh, ribat, tekke ve zaviyelerde dervişler bu kardeşlik duygusu içinde yaşamışlar, hem de bu duyguyu yaymayı dini bir görev olarak heyecanla yerine getirmişlerdir. Bu anlayışı ne Haçlı seferlerinin dini düşmanlık telkin eden çabaları, ne de kavmi düşmanlığı tetikleyen Moğol saldırıları değiştirememiştir. Hatta bunlar kavmi ve dini farklılıklar arasındaki ortak dayanışmayı ve kardeşliği artırmış, huzur ve mutluluğun gelişip yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Öyle ki 1272 yılında Mevlâna vefat ettiğinde Konya’daki Yahudi ve Hıristiyan topluluklar kırk gün yas ilân etmişler; Yahudiler “Bizim Musa’mız” Hıristiyanlar “Bizim İsa’mız” öldü diye matem tutmuşlardır.

Bundan daha ötesi Bektaşiler sınırlar ötesine ve bilhassa Balkanlara taşıdıkları tekke ve zaviyeleriyle kavmi ve dini farklılıklara rağmen, yöre halkıyla kurdukları hoşgörüye dayalı insani münasebetleri çok olumlu gelişmelere sebep olmuş, toplumu kendileri ve Osmanlı yönetimi için olgunlaştırmış ve kısa süre içinde oralar hem İslâm dininin hem de Osmanlı devletinin egemenliğine hazır hale getirmişlerdir. Bilhassa Konya ve civarından gönderilen Türkmenlerle buralar kısa süre içinde Türkleşip İslâmlaşmıştır. Bu günkü Balkan Müslümanları bunca felaketlere rağmen inançlarını ve varlıklarını muhafaza edebilmişlerse, onların derin temeller üzerine kurdukları sosyal yapının sağlamlığını göstermektedir.

Anadolu’daki ayrı din ve mezhepler arası olumlu, uyumlu ve hoşgörülü yaşayış biçimi XVI. Yüzyıl başlarına kadar devam etti. Bilhassa Bektaşi ve Aleviler için bundan sonra devlet eliyle desteklenen ayırımcı, dışlayıcı, horlayıcı bir dönem başlayacak; bu tavır artarak aşağılamaya, hakarete, iftiralara, zulme, zoraki göçe ve katliamlara varacak; bu durum Aleviler için tam dört asır yani XX. Yüzyıl başlarına kadar devam edecektir.

Bunun iki önemli sebebi bulunmaktadır. Birincisi siyasidir. XVI. Yüzyıl başlarında İran coğrafyasında Şah İsmail tarafından Safevi Türk devleti kurulmuştur. Osmanlılarla hâkimiyet davasına giren bu devlet Şii Müslümanlara dayanmaktadır. Yani devletinin egemenlik gücünü Şii Müslümanlardan almaktadır. Osmanlılar ise Sünni Müslümanlığı esas alan bir devlet olup gücünü Sünni Müslümanlardan almaktadır. Doğal olarak bu toplulukların bulunduğu yerler o devletlerin egemenlik sınırlarını oluşturmaktadır. Anadolu Bektaşi- Alevi Türk toplulukları kendilerini Safevi devletine daha yakın hissettikleri için o yöne meyletmekte, Osmanlı Devleti ve bilhassa Yavuz Sultan Selim bu tehlikeli yakınlaşmayı hissetmekte, Doğu Anadolu topraklarının elinden yavaş, yavaş kaymakta olduğunu görmektedir. En kısa zamanda hem Safevi’leri hem de onun Anadolu’daki doğal müttefikleri olan Alevileri cezalandırmak Osmanlının devlet politikası olacak, dikkatleri her zaman bu topluluğun üzerinde olacaktır. Çaldıran zaferi üzerine suçlu, suçsuz birçok Alevi tenkil edilecek; birçoğu da İran’a doğru sürülecektir. Etkileri günümüze kadar devam eden bu coğrafyadaki Sünni Kürtleşme hareketi böylece devlet eliyle gerçekleştirilmiş olacaktır.

İkinci önemli sebep ise İslâmi radikalleşmedir. Osmanlı’nın kuruluş aşamasında Ahmet Yesevi Hazretlerinin öncülüğünde teessüs edilen ve Hacı Bektaşi Veli, Ahi Evran, Yunus Emre, Mevlâna, Hacı Bayramî Veli ve Şeyh Edibali tarafından beslenen, İslam’ın kucaklayıcı,hoş görülü, insani yönünü öne çıkaran ve dinin toplumsal değerleri ile ferdi sorumluluklar arasında kurulmuş olan dengeyi bozan gelişme yine Yavuz Sultan Selim zamanında olmuştur. Mısır’ın fethinden sonra oradan getirdiği iki bin civarında olduğu tarihlerin kaydettiği ulema İstanbul medreselerine yerleştirilmiştir. Önce İstanbul’u daha sonrada imparatorluğun diğer bölgelerini etkileyen bu ulemanın din anlayışı kuruluş yıllarındaki anlayışın izlerini tamamen silmiş, yerine şekli ve rengi katı kurallara bağlayan, insanı toplumsal sorumluklardan soyutlayarak ferdi sorumluluklarla sınırlandıran bir anlayışı egemen kılmıştır. Bu sonuç değişik İslâm mezhepleri arasında ve bilhassa Sünni Müslümanlarla Aleviler arasında aşılması zor kalın duvarlar oluşturmuştur. Taraflar birbirlerine hiç de doğru olmayan iftiralarla düşman haline getirilmiş, birbirlerinin elinden su bile içmez duruma düşürülmüştür. Beşeri münasebetler kesilmiş, birbirlerinden etkilenmelerinin önüne geçilmiştir. Devletse her fırsatta Alevilere olan düşmanca tavrını göstermiş, Anadolu’daki isyanları bahane ederek Alevileri tenkil ve cezalandırma politikalarını sürdürmüştür.

Bu durum II. Mahmut zamanında Yeniçeri ocağının ortadan kaldırıldığı 1826 yılında şiddetini daha da artırmış, yeniçerilerin doğal destekçisi oldukları kabul edilen Bektaşi ve Aleviler devletin daha da güçlü takibatına maruz kalmışlardır. Bu zulüm aralıksız Cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar devam etmiş, Aleviler tam dört asır kan ve gözyaşı dökmekten, acı ve çile çekmekten, Sünniler tarafından horlanıp aşağılanmaktan kurtulamamışlardır.

Cumhuriyetle birlikte devletin laik sisteme geçmesi ve her türlü inancın devlet koruması altına alınması Alevileri rahatlatmış, asırlara dayalı acılarına bir nebze de olsa çözüm getirmiştir. Ancak lağvedilen şeyhülislâmlık yerine kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı tam bir Sünni anlayışı hâkim kılmak için teşkilatlanmıştır. Bu durum Cumhuriyet döneminde de Alevilerin mağduriyetlerinin giderilmesine engel olmuştur. Bilhassa çok partili döneme geçildikten sonra yükselen bir ses tonuyla Aleviler hak taleplerini her Cumhuriyet Hükümetine anlatmaktan asla vazgeçmemişlerdir.

Cumhuriyetin ve laik sistemin kurucusu olan CHP’ni kendilerine doğal müttefik kabul eden Aleviler her seçim döneminde sağ iktidarlara karşı CHP’yi tutmaktan yana tavır almışlardır. CHP’de onların mağduriyetlerine pek de samimi sarılmamış, halli konusunda ciddi ve istekli görülmemiştir. Ancak son dönemde Alevilerin mağduriyetleri daha da öne çıkmış, devlet çözüm için isteksiz de olsa adım atmak gibi bir tavrın içine girmiştir. AKP iktidarı bu konuda çalıştaylar düzenlemiş, bazı adımların atılmasına öncülük etmiştir. Alevilerin önemli istekleri ise hâlâ aşılmış görünmemektedir. Alevilerin önemli bir kesimi CHP’ye destek olmalarına rağmen CHP’ den de henüz ciddi bir adım atılmış değildir.

27 Mayıs İhtilalından sonra Alaattin Kıral adında bir paşa tarafından sırf Alevilere dayanan BİRLİK PARTİSİ adında bir siyasi parti kurulmuş olmasına rağmen buda çözüm olmamıştır. 8-10 kişilik parlamento gurubuyla bir şey yapılamayacağı anlaşılınca parti iki dönem sonra yetkili organlarınca feshedilmiştir.

Son dönemde Alevilerle ilgili en ciddi girişim MHP’den gelmiştir. Önce 9 Aralık 2009 tarihinde 10 maddelik bir Alevi açılım programı ilan edilmiş ve kamuoyuyla paylaşılmıştır. Ben bu on maddelik açılım programını 21 Aralık 2009 tarihli Bolu GÜNDEM gazetesinde ki köşemde kaleme almıştım. Ama kamuoyunda pek fazla tartışıldığını sanmadığım bu program Alevilerin hemen,  hemen bütün istekleri dikkate alınarak hazırlandığı anlaşılmaktadır.  7 Haziran 2015 genel seçimleri için bütün siyasi partilerin konuyu görmezden gelmelerine rağmen MHP seçim beyannamesinde meseleyi yine gündemine taşımış ve bu konudaki samimiyetini ortaya koymuştur. Özet olarak her seçim mitinginde tekrar ettiği “Cemevi gerçeği, siyasi kaygılardan uzak, cami- cemevi karşıtlığına dönüştürülmeden kabul edilecek, inanç ve kültür hayatımızın bir unsuru olan cemevlerine devlet yardımı yapılacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevi İslâm inancını da bünyesinde temsil edecek şekilde yeniden yapılandırılacaktır”  düşüncelerini halkımızla paylaşmaktadır. Diğer on maddelik açılım programıyla birlikte bu taahhütler uygulama alanına geçirilirse Alevi yurttaşlarımızın asırlara varan mağduriyetleri giderilecek, devlete olan sadakat ve bağlılıkları artarak devam edecektir. Böylece milli bünyemizdeki bir açık kapanmış olacak ve millet bütünlüğümüz sancısız temin edilmiş olacaktır.

 

 

 

   

 

 

Bu yazı toplam 1315 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim