eryaman escort , ankara escort, ankara escort, bursa escort
  • BIST 103.929
  • Altın 148,575
  • Dolar 3,5497
  • Euro 4,1792
  • Bolu 18 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 16 °C

Sofra adabı

Mustafa Nuri Gürsoy

Töre, yol, yordam olarak tanımlanan adap; çocukluk yıllarımda evimiz kitaplığındaki kırmızı karton kapaklı, üzerine kabartmalı harflerle yazılı “Adab-ı Muaşeret Kuralları” kitabını anımsatır.

Görgü kuralları başlığında, birçok detaya yer veren bu kitap, her zaman bellek kitaplığımın bir köşesinde önemli bir yer tutmuştur.

Çocukluğumuzda kısa şort ile gezmek, özellikle beyaz çorap ve mokasen ayakkabı giymek, bayramlara rastlayan günlerde bana ve akranlarıma ayrı bir heyecan verirdi.

Panayırda, Osman'ın davul ritminde atlı karıncaya binip, Deli Durmuş'a sarı yirmi beş kuruş vermek, Bayi Yaşar'dan Hürriyet Gazetesi ile sair günlerde Doğan Kardeş alarak eve dönmek alışkanlık ayrıntılarımın bir ikisidir.

Sonrasında çocukluk oyunlarımız mevsime göre perde açar, günlerimiz saadetlerle ve çocuksu heyecanlarla sürer giderdi. Bu çocuksu mutluluklarımız, sadece gündüze özel kalmaz, akşamları da şirin Mengen'imizde; Çamur Şevket ve Deli Tevfik'in açık hava sinemalarında ailece film izleyerek devam ederdi.

Eve ekmek alınacaksa gönüllü aday hep ben olur; Cezmi Gökdemir'in fırınına bir koşuda gider, onun taş fırından ekmeği kürekle çekerken söylediği manilerini dinlemek bana sonsuz zevk verirdi. O da beni her fark edişinde manilerine daha bir ekler katar, o an anlamını bilemediğim nice dizeleri ahenkle söyler dururdu.

Evden çıkıp Hatıplar'ın aradan, o çılbır yoldan Türkbeyli çayına balık tutmaya her geçişimde; Sabire Teyze'nin “Balıkçı Mustafa'm gelmiş” seslenişi kulaklarımda çınlar da, hala devam eden balık tutma anlarımda kendisini saygı ile anarım.

Çocukken zamanın nasıl geçtiğini bilemezdiniz, bilmeniz de gerekmiyordu. Bayramlarda el öpmeler, ziyaretler, bayram yemeklerine gitmeler, panayırda macun ve cevizli helvanın tadına varmalar, gazoz kapağı, çelik çomak oynamalar, sıkça sinemaya kaçmalar ve kışın şimşir kayığa; yazın bisiklete binmeler çocuksu tutkularımdı.

Tüm bunlar olurken hayat devam ederdi ve biz o yaşayan, yaşanılanların farkına bile varamazdık. Çocuksu heyecanlarımız her tarafı ormanlarla kaplı bu şirin beldemizde güzellikler içinde geçerdi ve çocukluk adabımız, oyun_eğlence töremiz genellikle bu şekillerde tezahür ederdi.

Zaman içindeki yolculuğumun, ergenlik, gençlik, yetişkinlik ile devam edip; buna eğitim ve yaşamın kendisi eklendiğinde, kültürümüzün ne derece sağlam ve köklü olduğunu anlamak için biraz başımızı kaldırmak yetebiliyor.

Daha geçen hafta bir yaş günü partisi için Beyoğlu'na gittiğimde tinercileri, dilencileri ve mekansız oldukları her hallerinden belli, korkulu ve korku veren yüzleri görünce, yetiştikleri kültür ile diğer ayrıntılar bellek arşivimde çağrışımlar bırakıyordu.

Hangi kültürün, yalnızlığın ve yaşanmamış çocukluklarının esiriydi bu gördüklerim. Örnek aldıkları sadece bu yaşam biçimi de değildi elbet.

Gabriel Garcia Marguez'in dediği gibi “İnsanın yaşadığı değildir hayat, asıl olan hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırlandığındır” mıydı? acaba.

Osmanlı Saray, Türkiye Cumhuriyeti köşk ve turizmin gururu beş yıldızlı otellerde görev yapmış ustalarımızın bizlere az mı katkısı vardır. Çocukluk yıllarımızda gurbette çalışan aşçılarımız_garsonlarımız ilçemize, siyah takım elbise, siyah ayakkabı, siyah kravat ve beyaz çoraplı giyimleri ile çok şık gelirler ve Bizim Nihat'ın cipiyle köylerine çıkarlardı.

Mengen'e geldiklerinde, o zamanki adıyla büyük şehir yaşamlarını öyle bir bezeyerek anlatırlardı ki, oraları görmeden, bilmeden her şeyi bilir olurduk.

Kapaklı bakır sahanları, tahta kaşıkları, sofraları, ibrikleri, üç etekleri, köçekleri, davul ve zurnamızı, oda şenlik ve kına gecelerini ve en önemlisi usta aşçılarımızı hiç unutmayalım.

Demem odur ki; yaşadığımız şehr'in, ilçenin, köyün ve beldemiz değerlerinin farkında olmak, kültürümüze saygı duymak, çevremizi, tabiat ahengimizi korumak, çevremiz için olumlu projeler üretmek hedefimiz olmalıdır.

Türkiye'nin ve Dünya'nın şiddet üzerinde bu kadar yoğunlaştığı ve gündemimizi bu kadar meşgul ettiği şu günlerde; memleketimize paylaşımları, destekleri ve attıkları bu güzel manevi tohumlar için Üstüdan-ı Matbah-ı Has' larımıza (saray aşçı ustaları) ve yolumuza_yordamımıza rehber olanlara_yol alanlara binlerce teşekkür.

Sevinç ve sağlıklar

03.08.2009

Bu yazı toplam 718 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim