• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Bolu 2 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C

TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ

Hasan Dinç

2011 yılının son haftasını çok yoğun gelişmelerle geçirdik. Ülkemizin, milletimizin ve devletimizin kaderini yakından etkileyecek olaylara ve konuşmalara tanık olduk. Bir haftaya bu kadar önemli gelişmeleri sığdırabilmek ve sonuçlardan etkilenmemiş gibi görünmek, kuşkusuz mukavemeti asırlarca beslenmiş dayanıklı toplumlara mahsustur. Ancak bu tür gelişmeler, yıllardan beri ülke bölünmeye gidiyor, millet bütünlüğü parçalanmak isteniyor ve devletin üniter yapısı bozulmak isteniyor diye uyarı görevlerini yerine getirmeye çalışanların haklılıklarını ortaya çıkarırken; bunları “BÖLÜNME SENDROMUNA” yakalananlar olarak niteleyip susturmaya çalışanların ihanetleri de kesinlik kazanmıştır.

Geçtiğimiz hafta içinde meydana gelen bu önemli gelişmeleri sırasıyla okuyucularıma bir kez daha hatırlatmak isterim. Önce Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç TBMM Genel Kurulunda 2012 yılı Merkezi Yönetim Tasarısı üzerinde Hükümet adına bir konuşma yapmış; konuşmasının bir yerinde sözü yeni anayasa çalışmalarına getirerek “ Kürtlerin varlığı en az bin seneden beri bir gerçektir. Bunu inkâr edemezsiniz. Kürdüm diyen bir insana bu ülkede hepimiz kadar, en az hepimiz kadar hayat hakkı, bilgi, eğitim, dil, kültür, kimlik hakkı ne varsa vereceğiz” diye konuşmuştur. Bu konuşmadan iki gün sonra Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Sayın Leyla Zana bir konferans için gittiği Almanya’dan konuya açıklık getirmiş ve aynen “ Yeni anayasada Kürtler için bireysel haklar olacağından söz ediyorlar. Biz de onlara, bireyler olmadığımızı, bir millet olduğumuzu söylüyoruz. Bir millette olması gereken hakları istiyoruz. Kürt sorunu çözülmedikçe Türkiye ‘de umut olmaz. Türkiye’deki bazı Kürtler özerklik istiyor. Mesele şu: 20 milyon Kürt’ten kaç tanesi özerklik talebinde bulunuyor? Bu konu da tartışılmalı. Bana kalırsa Kürtler kendi kaderlerini kendileri tayin etmeliler. İşin başında özerklik istediğimiz doğrudur. Ama bugün Türkiye’deki Kürtler özerkliğin yetersiz olduğunu düşünüyor. Kürtler kendi topraklarında kendi geleceklerini belirleme hakkına sahip olmalı. Özgürlük, Özerklik, federalizm ve bağımsızlık da Kürtlerin hakkıdır.” demiş ve PKK isyanının nihai hedefinin ne olduğunu Sayın Bülent Arınç’a duyurmuştur.

Sayın Leyla Zana’nın bu konuşmasını değerlendiren AKP Adıyaman Milletvekili Sayın Mehmet Metiner gazetelere yansıyan konuşmasında aynen “ Zana’nın açıklamalarından korkmamak lâzım. Evet dibinde bir tahrik, toplumun sinir uçlarıyla oynama var. Ama bilinmesi gerekir ki bunların daha aşırısının söylenmesi bile ülkeye zarar vermez. Düşünce düzeyinde kaldığı sürece en aykırı ve şok edici öneriler, demokrasi içinde kendine yer bulabilmeli. Bunun siyasetini yapanlar var olabilmeli. Daha ilerisini söyleyeyim; ayrılıkçılık dâhil her fikir ve öneri, özgürce tartışılabilmelidir. Düşünceden korkanlar demokrat olamazlar. Yeter ki araya silah, şiddet girmesin.”demiştir.

Hafta sonuna doğru Şırnak Uludere ilçesi sınırında bir müessif olay meydana gelmiş, Irak sınırında kaçakçılık yapanlar terörist zannıyla Türk F16’ları tarafından bombalanmış ve 35 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu müessif olay bazı gizli niyetlerin daha ortaya çıkmasına sebep olmuş, olay yerine giden BDP eş başkanı Sayın Selahattin Demirtaş verdiği beyanatta “Bugün ülke bölünmüştür. Artık emin oldum. Elli bin defa öldürseniz bu toprakların adı Kürdistan’dır.” diyebilmiş, şimdiye kadar ki gizli niyetlerini artık açıkca söyleme cesaretini bulmuştur. Olayda hayatlarını kaybedenlerin cenazeleri sayıları on binleri bulan PKK’lılar tarafından kaldırılmış, tabutları üzerine PKK bayraklarını asmışlardır. Devlet meydanı bölücülere bırakmış, bölge milletvekilleri dahil hiçbir hükümet temsilcisi olay mahalline sokulmamıştır. Bunun üzerine kendisi hem gazi hem de olayda oğlunu kaybeden korucu Abdülaziz Encü hayıflanmalarını basın aracılığı ile “ Hükümet meydanı boş bıraktı. Çocuğumun tabutu üzerine PKK bayrağı astılar. Bu görüntüyü görünce ciğerim yandı. Bizi sahipsiz bıraktılar.” diyerek dile getirmiştir.

Bu olayların ve konuşmaların açık anlamı şudur:

1-      AKP hükümetinin “KÜRT AÇILIMI” ile ilgili yok diyerek milletten gizledikleri gizli ajandaları Sayın Bülent Arınç’ın TBMM’de hükümet adına yaptığı konuşma ile anlaşılmıştır. Bu konuşma şimdiye kadar yalanlamadığına ve tekzip edilmediğine göre AKP,  MİT müsteşarı aracılığı ile yaptığı görüşmelerde PKK’ya neler için evet dediği ortaya çıkmıştır.

2-      PKK artık demokratik özerkliği kendileri için yeterli görmemekte doğrudan “kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkı” yani “özgürlük ve bağımsızlık” istemektedirler.

3-      Bölücü Kürtlerin kafasında “KÜRDİSTAN” diye bir yer var ve bu yer Türkiye’de bulunmaktadır. Sınırları şimdilik bizce meçhul ise de kendi kafalarında bu sınır bilinmektedir. Acaba bu sınır Sayın Başbakanın dilinden zaman, zaman ifade ettiği gibi “Gâvur Dağı – Sivas hattı” mıdır diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

4-      Orada yıllarca devlete sadık kalmış, ordumuzun yanında omuz omuza PKK’ya karşı silahlı mücadeleye girişmiş Kürt kardeşlerimiz PKK’nın insafına terk edilmiş, hükümetimiz tarafından sahipsiz bırakılmıştır.

5-      O topraklarda Türk Bayrağı indirilmiş yerine PKK Bayrağı çekilmiştir. Buna bir şekilde müsaade edilmiş ve göz yumulmuştur. Devlet güçleri kendi topraklarında işgalci güçler haline düşmüş, sanki mütareke sonrasındaki güçler gibi elleri tetikte toprakları boşaltmak için gün saymaktadırlar.

6-      Bu açıktan vatan topraklarımızın üzerinde ayrı bir devletin kuruluşunu kabul etmek anlamı taşımaktadır ve olan biten milletten gizlenmektedir. Evet, olan biten milletten ne kadar gizlense de durum aleniyet kazanmış ve TAKKE DÜŞMÜŞ KEL GÖRÜNMÜŞTÜR. Atalarımızın söylediği “gizli buluşanlar açık doğururlar” sözünün doğruluğu bir kez daha anlaşılmıştır.

Bütün bu olumsuz gelişmelere kimler razı kimler değildir bilmiyorum. Ancak Türk Milletinin bu sonuca rıza göstereceğini katiyen düşünmüyorum. Milletimizin AKP İktidarına verdiği  %50 oy bu sonuca evet diyeceği anlamına gelmez. Devletinin üniter yapısı ve vatanın bölünmez bütünlüğü söz konusu olduğunda tavrının ne olacağı geçmişteki örneklerinde açıkça görülmektedir. Akıllılık odur ki denenmiş ve kendileri için olumsuz sonuçlanmış seçenekler bir daha denenmemeli, herkes bu milletin “SÖZ KONUSU VATAN OLDUĞUNDA” neler yapabileceğini bilmelidir.

03.01.2012


Bu yazı toplam 958 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim