• BIST 97.726
  • Altın 145,645
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0008
  • Bolu 15 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C

TARİH UNUTMAZ

Hasan Dinç

 

“Beşer nisyan ile maluldür” sözü doğrudur ve de meşhurdur. Yani insanoğlu unutmak gibi bir kusur sahibidir. Geçmişi ve geçmişte yaşadığı iyi ya da kötü olayları çabuk unutur. Gelecek için o yaşadığı olaylardan yeteri kadar ders alamaz ve de yararlanamaz. Bu nedenle hayatında aynı kötü olayları birden fazla yaşayabilir. Toplumlar da insanlar gibidir. Onlarda geçmişlerini unuturlar. Başlarından geçen çok acı ve ibret verici olayları gelecek nesillere yeteri kadar anlatıp aktaramadıkları için onların da aynı felaketleri yaşamalarına sebep olurlar.

Ama tarih öyle değildir. Tarih unutmaz. Tarih toplumların ve de insanlığın ortak hafızasıdır. Tarih iyi ya da kötü bütün olanları bir, bir kaydeder. Her olayı eksiksiz ve de tarafsız not eder ve resimlerini geleceğe aktarır. Öyle olmasaydı biz üç bin yıllık, beş bin yıllık geçmişimizi nereden bilebilir, nasıl öğrenebilirdik. Beşeriyete yön veren büyük olayları, onların taraflarını ve de bu tarafların olaylardaki rollerini ve insanlığa ibret olacak sonuçlarını bize tarih öğretir.  İnsanlığın başından beri yaşadıkları zaman,  zaman masal, efsane, destan olarak maşeri vicdanlarımıza kazınmış; zaman, zaman da kutsal kitaplarda zikredilerek o olaylardan gerekli dersler çıkarılması için insanlık ikaz edilmiştir. Bazen toplumlar bu olaylardan edindiği dersleri gelecek kuşaklara atasözü ve deyimlerle deaz ulaştırmaya çalışmış bunda da çok olumlu sonuçlara ulaşmıştır. Mesela “Su uyur düşman uyumaz” sözü bizi sürekli olarak düşmanlara karşı hazırlıklı olmaya davet eden, aksi halde büyük felaketlerle karşılaşacağımızı ikaz eden çok önemli bir milli vasiyettir. Mesela cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün “memleket dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler” sözü de Türk gençliğine böyle bir milli vasiyettir.

Beş bin yıllık millet tarihimizde sayısız felaketler yaşamış, dayanılmaz acılar çekmiş bir milletin çocuklarıyız. En son yaklaşık bir asır önce de böyle yok olmak tehlikesiyle karşı karşıya kalmış bir milletin çocuklarıyız. Bizi bu karanlık akıbetten söküp çıkarmış milli kahramanlarımızın sözlerine ve de nasihatlerine yeteri kadar kulak vermediğimiz son yaşadıklarımızla anlaşılmaktadır.

Yazıma bu kadar uzun girişi çok yakın zamanda yaşadığımız bazı olayları nasılda unuttuğumuzu anlatmak için yaptım. Devletimiz 35 yıldır bir PKK terörüyle karşı karşıyadır. Bu bela ile ilk yıllarda hazırlıksız ve de terörle mücadelede yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadığımız için bocaladığımızı, devlet adamlarımızın da bu işin esas amaç ve niyetlerini iyi okuyamadıkları için mücadelede başarısız gibi göründüğümüzü dünya âlem bilmektedir. Bu durum hem terör odaklarına hem de arkasındaki destek unsurlarına cesaret vermiştir. Daha sonra güvenlik güçlerimizin kazandıkları tecrübe mücadelede yeni bir safhanın açılmasına ve terör örgütünün püskürtüp çökertilmesini sağlamış, 2002 yılında yok derecesine indirildikten sonra bugünkü AKP iktidarına ülke yönetimi devredilmiştir. Yeni hükümet birçok konuda olduğu gibi terörle mücadele konusunda da kendinden önceki hükümetlerin uygulamalarını hem başarısız bulmuş, hem de terörle mücadele programında değişikliğe gitmiştir. Bu hükümet terörün faturasını cumhuriyete kesmekte, kuruluş aşamasındaki devletin teşkilatlanmasına bağlamaktadır. O nedenle terörle mücadeleden ziyade devleti ve cumhuriyeti dönüştürme ve değiştirme gayretlerini hızlandırmış, “Yeni Türkiye” diye tanımladığı bir programı gerçekleştirme gayretlerini yoğunlaşmıştır. Bu sürede buluşabilecekleri bir ortak noktanın var olacağı zannıyla terör örgütüyle müzakerelere başlamıştır. Bunu yaparken de “İyi şeyler olacak” diyerek milleti ümitlendirmiş, Bu arada ateş kes, silahların ve silahlı unsurların sınır dışına çıkarılması gibi girişimler basına yansımış, bunların neye mukabil yapıldıkları da millete anlatılmamıştır.

Her girişim bir hüsranla bitmiş, olanlar milleti öfkelendirmiştir. Oluşan milli öfkeyi yatıştırmak için  kurulan 63 kişilik “Akil adamlar heyeti (!)” ülke sathına yayılmış, gittikleri her yerde yapılanların iyi olduğu ve yakında terörün bitirileceğine dair sözde müjdeler verilmeye başlanmıştır. Artık şehitler gelmeyecek, analar ağlamayacaktır. Bu iş için başbakan “Baldıran zehiri içmeye” ve “siyasi fatura “ ödemeye hazırdır.

Bu akillerden(!) yedi kişilik bir heyet  15 Nisan 2013 tarihinde ilimize gelerek sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve kanaat önderleriyle Gazelle Otelde bir araya geldi. Bu heyette başkan olarak Yusuf Şevki Hakyemez, Fatma Benli, Şemsi Bayraktar, Oral Çalışlar, Kürşat Bumin, Bendevi Palandöken ve Yıldıray Oğur bulunuyordu. Bu heyette olmasına rağmen Orhan Gencebay ile Vedat Bilgin mazeretleri nedeniyle toplantıya katılmamışlardı.

Bu toplantının bütün safahatları o günün Bolu basınında yazılıdır. Benim üzerinde durmak istediğim konu heyet başkanı Yusuf Şevki Hakyemez’in nezaretinde gazeteci Kürşat Bumin’in “Hükümetin siyasi komiserleriyiz” sözüyle yine gazeteci Oral Çalışlar’ın “ Bir yola çıktık ve bir yolculuk yapıyoruz. Bu yolculuk bizi nereye götürür bilmiyoruz. Bu yolculukta bizim amacımız doksan yıllık kötü devletten, özürlü ve sorunlu devletten, zorba ve katil devletten kurtulmaktır. Bu şansı yakaladık iyi değerlendirmemiz gerekir.”

Bu sözler toplantıya katılan 115 hemşerimizden 3-5 kişi hariç hepsi tarafından şiddetle alkışlanmış ve kabullenilmiştir. Alkışlayanlar arasında dernek, oda ve vakıf temsilcileri, Vali yardımcısı ve üniversitemizin görevli temsilcileri bulunmaktadır. Yine aynı dönemde akil insanlardan Prof. Dr. Baskın Oran İzmir’deki toplantıdan sonra aynen “Bütün kötülüklerin kaynağı 90 yıllık ulus devlet ve üniter yapıdır. Ulus devlet ve üniter yapı yıkılmalıdır. Biz bunun için görevliyiz” dediği ulusal basına yansımıştır. Her ilde bu sözlere karşı çıkan ve onları protesto eden milliyetçi vatanseverler elbette vardı. Bolu’da da yukarıdaki toplantıya illegal yollardan katılanlar olmuş ve konuşmalarda dile getirilen sözleri şiddetle reddetmişlerdir. Bunlardan biri de benim. Yaptığım konuşmada “Biz ulus devlet ve üniter yapıyı bir İstiklâl Savaşından sonra kurduk. Masa başında kimsenin istemesiyle bunlardan vazgeçemeyiz. Kurmak için nasıl savaş yapmışsak korumak için de savaşmaya hazırız. Ulus devletten ve üniter yapıdan rahatsızlık duyup onu yıkmak isteyenler bizimle savaşı göze almak zorundadırlar” dediğimi o günün yerel ve ulusal basınında bulabilirsiniz.

Son günlerde Sayın Cumhurbaşkanı aynı şeyleri söyleyen 1128 imzalı akademisyenler bildirisine çok kızmış görünmektedir. İmza atanları karanlık olmakla cehaletle, vicdansızlıkla, aşağılığın da aşağısı olmakla ve ihanetle suçlayan Cumhurbaşkanına söylenenlerin yeni olmadığını hatırlatmak isterim. Devlet adına görevlendirip yurt sathına yaydığınız kişilerin hemen hepsi aynı fikrin sahibi olduklarını hiç saklamamışlardır. Hatta o bildiriye imza koyan çok akademisyen de sizin “Akil insan” sıfatıyla görevlendirdiğiniz kişilerdir.  Son saray yemeğine davet ettiğiniz gazeteci Oral Çalışlar’da yukarda kaydettığim görüşlerini gittiği her yerde dile getirmekten çekinmemiştir.

Biz beşeriz. Bazı şeyleri unutabiliriz. Toplumda unutabilir. Hatta bunun için bize “Balık hafızalı”da diyebilirler. Ama tarih unutmaz. Yapılanları, söylenenleri, olayların görüntülerini sayfalarına kaydedip arşivine kaldırır. Günü ve zamanı geldiğinde onları gün ışığına çıkarır ve gerçekleri insanlığın önüne serer. Orada herkes yaptığını bulur. Tarihin terazisi şaşmaz ve vicdanları da sızlatmaz. 

20160123_220729.jpg20160123_220847.jpg20160123_220931.jpg

Bu yazı toplam 1738 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim