• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 3 °C

TERÖR

Hasan Dinç

Bundan önceki yazı “MEMLEKETİMİZDE MANZARA-İ UMUMİYE” adını taşıyordu. On yıllık AKP iktidarı döneminde Cumhuriyet hükümetlerinin uyguladıkları “MİLLİ DIŞ POLİTİKALAR”DAN sapma nedeniyle barış adası olan ülkemizin, nasıl ateş çemberiyle çevrildiğini, bütün komşularımızla nasıl düşman olduğumuzu, hatta savaş durumuna geldiğimizi anlatmaya çalışmıştım. Eğer bir hükümet “MİLLETİNİN ÇIKARLARINI” gözetmeden dış politikada “TAŞERON GÖREVİ” üstlenip başka ülkelerin çıkarları doğrultusunda hareket ederse, elbette düz ovada fırtınalara yakalanıp canavarlara azık olabilir. Bugün ne yazık ki ülkemiz bu durumda olup bütün komşularımızla münasebetlerimiz bozulmuş, İran, ırak ve son olarak Suriye ile maalesef savaş noktasına gelmiş bulunmaktayız. Ermenistan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle zaten münasebetlerimiz limoni idi. Şimdi onlarla olan münasebetlerimiz de iyice gerilmiş, İsrail ile de çıkar çatışması yaşamaya başlamış durumdayız.

On yıllık AKP iktidarı ülkeyi dış politika yönünden nasıl olumsuz bir noktaya götürdüğü hepimizin malumu iken, şu sıralarda ülkenin bir numaralı gündemi ola “TERÖR” konusunda da çok büyük olumsuzluklarla karşı karşıya bulunuyoruz. On yıl önce “SIFIR TERÖR”LE ülkeyi devralmış bulunan bugünkü AKP iktidarı maalesef takip ettiği politikalarla ülkeyi de “İÇ SAVAŞ” noktasına getirmiştir.

On yıl önce ülkenin her yanına gece- gündüz seyahat edilebilir, korkmadan geziler düzenlenebilirken maalesef şimdi ülkemin bazı bölgelerine değil siviller askerler ve polisler bile giremez, gerekli tedbirler alınmadan yolculuk yapamaz olmuşlardır. Askerlerimiz, polislerimiz, sivil vatandaşlarımız, yerel politikacılarımız, bürokratlarımız, kaymakamlarımız ve son dönemde maalesef milletvekillerimiz bile kaçırılır hale gelmiştir. Okullarımız yakılmakta, öğretmenlerimiz öldürülmekte, maalesef yıllarca tayin bekleyen öğretmen adaylarımız çok ihtiyaç duymalarına rağmen ülkenin bazı bölgelerine atamaları yapıldığında ölüm endişesiyle görev kabul edemez duruma gelmişlerdir. Bazı maden ocakları, şantiye ve iş merkezleri basılmakta, işçiler kaçırılmakta ve iş makineleri yakılıp tahrip edilmektedir. Şehir merkezlerindeki okul ve dershaneler basılmakta, çoluk çocuk demeden kitle katliamlarına girişebilmektedirler.

2002 yılında şehit sayımız sadece altı iken, geçtiğimiz Eylül ayında bu sayı 83’e ulaşmıştır. Yaralı sayısı ise bu rakamı katbekat aşmıştır. Yani on yıllık AKP iktidarı döneminde kaybettiğimiz asker ve polis sayısı maalesef Sakarya savaşında kaybettiklerimizden daha ziyadedir. Ayrıca yollar eşkıya tarafından kesilmekte, yolculara PKK propagandası yapıldıktan sonra kimisi kaçırılıp bazıları ise serbest bırakılmakta, özellikle Türk kökenliler ise öldürülmektedirler. Araçlar ateşe verilmekte, devletin terör konusundaki acizliği Türk ve Dünya kamuoyuna gösterilmektedir. Ülkenin büyük şehirlerinde arabalar ve iş yerleri ateşe verilmekte, işyerleri ve mağazalar yağmalanmakta, esnaflar yaptıkları işe pişman olur hale getirilmektedir. Ülkenin her yanı terörün faaliyet alanı haline gelmiş, insanlarımızın tümü maalesef terörün hedefi olmuştur. Bu arada ormanlarımız yakılmakta, insan kaçakçılığı yapılmakta, beyaz zehir ticareti sıradan işler sayılır hale gelmiştir.

Peki, ne oldu da terör bu derece azdı ve önlenemez bir hız ve cesaret kazandı. Güvenlik güçlerimize karşı psikolojik üstünlük sağladı. Bu sorunun cevabı AKP iktidarının on yıldır terör örgütüne karşı takındığı tavır ve bu örgüte karşı geliştirdiği mücadele stratejisinde saklıdır. AKP iktidarı politikanın her yönünde olduğu gibi terörle mücadele politikasında da kendinden önceki cumhuriyet hükümetlerinin uyguladığı milli mücadele stratejisinden ayrılmış ve terörle mücadelede yeni bir strateji uygulamaya başlamıştır. Bu yeni stratejide konu “TERÖR SORUNU” olmaktan çıkarılmış “KÜRT SORUNU” haline getirilmiştir. Başbakan bizzat Diyarbakır’a giderek “KÜRT SORUNUNU” tanıdığını, bu sorunun takipçisinin kendisi olacağını söylemiş ve “KÜRT SORUNU” olarak o güne kadar gündeme getirilmiş sözde sorunlara sırayla cevap verilmeye başlanmıştır. Kürtçe televizyon, okullarda Kürtçe seçmeli ders, Üniversitelerde Kürt enstitüleri açmak, Bazı eski yerleşim merkezlerinin isimlerinin değiştirmeleri, Terörle mücadelede isimleri öne çıkan bazı komutanların hâkim önüne çıkarılması, korucu sistemine düzenleme adı altında sayıların azaltılması ve terör örgütünün istemediği vali ve yöneticilerin görevden alınması gibi uygulamalar ilk akla gelenlerdir. Bunların oluşturduğu ortamdan istifade ile “ANNELER AĞLAMASIN” sloganı ile “KÜRT AÇILIM POLİTİKALARI” uygulamaya sokulmuştur.

Otuz yıllık mücadele geçmişimiz göstermiştir ki terörün devletimizden talebi yukarıdakiler değildir. Daha 1990’lı yıllarda terörün yegâne amacının “BAYRAK, TOPRAK, DEVLET VE AYRILMA” olduğu tespit edilmiş, mücadele stratejisi terör örgütünün bu amacı göz önüne getirilerek yapılmıştı. Tespit edilen bu politika 2000’li yıllarda terörü bitirmiş, dağa çıkaracak adam bile bulamaz duruma getirmişti.

Gerek terörle mücadele stratejisinin değiştirilmesi ve gerekse Kuzey Irak’ın Amerika’nın kontrolüne geçmesi PKK terör örgütüne nefes aldırmış, hayat alanını genişletmiş ve Ülkemiz üzerindeki menfur emellerini gerçekleştirmek için yeniden harekete geçmesini sağlamıştır. Açılım politikaları kaybolan cesaretlerinin geri gelmesini sağladığı gibi güvenlik güçlerine karşı moral üstünlüğünü ele geçirmesini gerçekleştirmiştir. Ayrıca devletin gizlice kendini muhatap alması ve mücadelede geri adım atması kırda askerin birliklere, şehirlerde polislerin karakollara bağlanması terör örgütüne rahat hareket etme ve alanı işgal etme fırsatı vermiştir. Dağlarda PKK militanları, şehirlerde PKK’nın şehir yapılanması olan KCK’nın rahat çalışma fırsatı bulması terörün yeniden azmasına ve devlet karşısında varlık iddiasına sebep olmuştur. Örgütün isteklerine devletin sanki anlayış göstermesi şeklinde anlaşılmış ve istekler artık karşılanamaz hale gelince çatışma yeniden başlamıştır.

“ANALAR AĞLAMASIN” safhasından hem analar, hem babalar, hem eşler, hem çocuklar ve hem de millet her gün kan ağlar safhasına gelmiştir.  Yılda altı şehit kaybından günde 3, 5, 10 şehit vermeye gelinmiş; her gün şehirlerimizden binlerce insanımızın gözyaşı döktüğü cenaze törenleri yapılır olmuştur. Yetmemiş bir zamanlar “ŞEREFSİZLİK” olarak algılanan terör örgütüyle görüşme ve müzakere etme bizzat başbakan tarafından yapılabilir kabul edilmiştir. Terörle mücadelede örgüt iki kademe daha ilerleyerek mücadele safhasından müzakere ve mütareke safhasına ulaşmıştır. Yapılacak yeni anayasada isteklerinin yasalara bağlanması konusunda taraf haline gelmiş, AKP iktidarına isteklerini empoze etmeyi gerçekleştirmiştir.

Ağzım kurusun ama bir iç savaş kapımızı çalmak üzeredir. Ülkeyi bu hale getirenlerin yakasından bu vatanı bize emanet edenlerin elleri elbette düşmeyecektir. Ama yaşayarak bu iktidara oylarıyla destek olanların hiç mi vebali yok.

Bu yazı toplam 755 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim