• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Bolu 0 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 0 °C

TOPLUMUMUZ ÇÖKÜŞ SİNYALLERİ Mİ VERİYOR?

Mustafa Öz

            29.04.2005

Osmanlı’nın son döneminde; savaşlar, ekonomik kriz, meşrutiyet, tanzimat, batılılaşma, kendi kendine yabancılaşma tartışmaları özellikle elit tabaka arasında tartışılırken, Anadolu halkı kendi kaderi ile baş başa kalmış, bırakılmıştır.

Bu halk vergi alınmak ve askerlik için hatırlanıyordu. Osmanlı’nın adil yönetimi seçkin elitlerin (halkına yabancılaşmış aydınların) eliyle bozulmuş; Atanan yöneticilerin çoğu kendi çıkarları için halka buğuz eder hale gelmiştir. Çankırı’da, halk kendilerine eziyet eden, haksız vergi toplayan idareciyi kadıya şikayet etmiş. Dürüst kalabilmiş kadının padişaha gönderdiği bilgi ile bu yönetici yargılanmış ve gerekli cezaya çarptırılmıştır. O dönemdeki idari maslahatçılık yürümedi. Bir yandan savaşlar, diğer yandan çöküşü iyi takip eden yabancı devletlerin kötü emelleri sonucu ülkemiz tamamen yok edilme ile karşı karşıya getirildi...! Milli mücadele bayrağının açılması; Bayrağı açan M. Kemal'in etrafında milletin toplanması ile; Milletin azim ve kararı sonucunda KURTULUŞ SAVAŞI verilerek yeniden bu toprak parçası VATAN yapıldı...!

Savaş bittiğinde; Harap olmuş bir vatan, bitap düşmüş bir millet vardı...Yokluk, sefalet, cahillik ülkenin her yanını bir örtü gibi kaplamıştı. Dürüst , çalışkan, milletine ve onun değerlerine inanan bir avuç insan bu milletin yeniden silkinip ayağa kalkması için hedef ve projelerini ortaya koydular. Milli bir heyecanla TOPYEKÜN millete hizmette seferberlik ilan ettiler. Az zamanda çok işler başarıldı. Ülke yeniden ayağa kalkmaya başladı. Her yerde gözlerinde ışık saçan insanlar çoğalıyordu. Herkes geleceğe ümitle bakıyor. Sanayide, eğitimde, kültürde tarihte bir yarış yapılıyordu...

Bu milletin tarihi geçmişinde içerden ve dışardan tefrikaya sokularak durdurulabildiğini bilen HAİNLER, daha eşsiz kahraman ve lider M. Kemal ATATÜRK'ÜN sağlığında bu tefrikalarını (Ayrılıkçılıklarını) işleme koymaya başladılar...! Onun ölümü ile de iyice azıttılar. Özellikle siyasilerimizin eliyle milleti kamplara ayırdılar. Vatan evlatları basiretsiz, kendi kendine, milletine yabancılaşmış TANZİMAT artığı kafalarla bu işlerin düzelmeyeceğini görmüşlerdi....! Milletin Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi yine kendi benliği ile iktisadi kalkınmasını, ekonomik kurtuluşunu gerçekleştirebileceğini ortaya koyduklarında, onun karşısına Emperyalist güçlerce yabancı ideolojilerin, kavramların tutkusuna kapılmış insanları çıkardılar...!

Aynen tanzimatta olduğu gibi; Batılılaşma deyince Batılılığı anlayan,kalkınma deyince, sömürge olmayı, ya da emperyalist ülkelerin uygulayacakları modellere kapı açmayı yani; Liberal ve marksiz modelleri anladılar. Aydın halktan yeniden koptu. Siyaset milletin ihtiyaçlarını değil, kendi yandaşlarının ihtiyaçlarını ön planda tuttu. Bölgesel kalkınma farklılıkları iyice belirginleşti. Nüfus arttı. Cahillik ve fukaralık aşılamadı.

Kendi toprağında karnını doyuramayan, istikbali yakalama imkanı olmayan insanlarımız; Yeni istikbal peşinde yollara düştü. Bağından, bahçesinden, tarlasından ocağından koptu. Koparıldı. Kendini toparlamaya fırsat bulamayan şehirlerimiz; İSTANBUL, İZMİR, İZMİT, ADAPAZARI, ANKARA, ADANA vb. ise bu kuşatmaya hazırlıksız yakalandı. Şehire göç edenler sorunlarını da beraberinde taşıdılar. Günübirlik düşünen ve ÇÖZÜM üreten SİYASİLERİMİZ, uzun vadeli kalıcı planları hiç akıllarına getirmediler. Adam kayırmacılık, hortumculuk, torpil, rüşvet, haksız kazanç, adaletsizlik, eğitimsizlik, toplumu sarıp sarmaladı. Ekonomi bozuldukça bozuldu. Bozulan ekonomiyi düzeltmek için milli reçeteler üretileceğine; milli olmayan kaynaklara yönelindi. Dış sermaye çevreleri devreye girdi, ülke borç batağına sürüklendi. Kırılgan bir yapı ortaya çıktı. Kurtuluş Savaşı’nda başaramayan dış güçlere fırsat çıkmıştı... İnsanımızın, özellikle de aydınlarımızın beyinlerini kuşatarak, sermaye ve borç kuşatmasıyla ülkemizi etkileri altına aldılar.

Ülkemizde yönetme erki her geçen gün kayboldu. Siyaset ÇÖZÜM üretmek yerine problem üretiyordu. Ülkede diğer tarafta enflasyon politikasıyla zengin daha zenginleşiyor, fakir ise gittikçe fakirleşiyordu. Toplumda çarpık bir gelir dağılımı ve yaşantı, arabesk kültürel yapı meydana geldi...! Bu yapı sınıfsal mücadele zemini yaratmak isteyen MARKİSLER için bulunmaz bir fırsat olarak görüldü...! Adalet sistemi çalışamıyor. Parası olan herşeye sahipken, fakir adam yerine konmuyor. Siyaset kendine hizmet ediyor. Ülke fakirleşiyor... Sonuç her on yılda bir yapılan askeri ihtilal, demokrasinin rafa kalkması... ama yine çözümsüzlük.

İNANÇLARIMIZ- TARİHİ TECRÜBEMİZ BURAYA KADAR GETİRDİ...!

Toplumumuzun tarihten ders alan yapısı çekirdek ailedeki sağlamlık, dayanışma ve yardımlaşma her türlü kırılganlığa rağmen bizleri buraya kadar getirdi...! Ama aynı aymazlıkların devam etmesi, uzun ve yorucu enflasyon dönemi gelir bozukluğu; 19 milyon insanın yerinden yurdundan göç etmesi, şehirlerin bu yoğun göçe göre planlanamaması, geleneksel ihtiyaçların yerini; yeni beklentilerin alması toplumdaki MARAZİ birikimi yeniden harekete geçirdi...Ülkemizin kırılganlıklarını bizden daha iyi takip eden ve içimize yerleştirdikleri kontrol edilmiş insanlar vasıtasıyla bu kırılganlıkları harekete geçiren güçler sayesinde; Kazan yeniden fokurduyor... İşsizlik resmi rakamlara göre % 10.7 Gayri resmi rakamlara göre %25, Gelirimizin % 49.7’sini, nüfusun %20’si alıyor. Açlık sınırında 15 milyon insan. Orta direğini geliştirememiş bir toplum. Kurtuluşunu tanzimatta olduğu gibi yine dış güçlere havale etmiş aydın ve siyasetçi ikilisi toplumu patlatıyor. Ülkemiz küresel gücün iyice etkisi alanına girmiştir. Küresel güç gerçek problemlerin hem tartışılmasını, hem de çözülmesini istememekte, bu yönde tavır koyanların da dışlanmasını sağlamaktadır. Kendi değerlerine güvenmeyen, kendini tanımamakta ısrarcı olan toplumlarda başka reçetelerle ortaya konan sonuçlara tepki her zaman olacaktır. Bu tepkileri dikkate almamak, sonuçları daha da artıracaktır. Ülke eski geleneksel yapısını kaybetmiştir. Toplum mühendislerimiz, siyasetçilerimiz, etki altına girmemiş aydınlarımız, askerimiz, hülasa yetkililerimiz yeniden iki elini başının arasına alıp değerlendirme yapmalıdır. Bu yönde yapılmış değerlendirmeleri önyargısız olarak dikkate almalıdır. Kendi değerlerini düşman kabul eden hiçbir ülke yaşayamaz. Yaşatılamaz.

Bu yazı toplam 284 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim